Sayfalar

10 Haziran 2009 Çarşamba

Orlando Magic Salvation

Van Gundy’den sağlam birer fırça yedikleri belli olan Alston ve Howard bu maçın kazanılmasındaki en büyük etkenler oldular. Hep Alston’ın soktuğu 1 ekstra şut, attığı 1 fazla sayı Orlando’ya maç kazandırır derken dün akşamki gibi bir senaryodan bahsediyorduk aslında. Big Three 60-70 sayı arası bir katkıyı yaparken onlara ekstra sayılarla destek verecek, topu elinde bulduğunda ona bomba muamelesi yapmayacak 4. ve 5. lere ihtiyacı vardı Orlando’nun. Cavs serisi 5. maçını hatırlayalım, Alston’ın 26 sayıyla herkesi şok ettiği maçı. Bir anda rakibin dengesi bozuluyor Alston üretim yapınca. Riske edilen adam isabetli oynarsa mecburen ödün vermek durumunda kalıyor rakip sert ve yardımlaşmalı savunmadan. Aslında basketbol ne kadar basit bir oyun.

İlk yazıda Kobe’yi durdurmanın yolu olarak boyalı alanın köşelerinde onu bekleyen uzunlar formülünün işe yarayacağından bahsetmiştik. Howard – Gortat zaman zaman da Battie’nin değişkenler olarak kullanıldığı bu formül 2. maçta Kobe’yi yavaşlatmıştı. Ancak o formül denenirken çoğunlukla Redick’in sahada olduğunu da unutmamak gerek. Savunma yönü hep aksayan, çok kolay geçilen bir adam Redick, Kobe ile zaten eşleşmiyor ama perdelerde onu Kobe üzerinde bırakmaya çalışarak çok ekmek yediğini de Koca Phil’in yadsımamak gerekir. Neyse konumuza dönelim. 3. maçta bu uygulamayı özellikle Gortat oyundayken hücum kapasitesi çok sınırlandığı için Van Gundy daha kısıtlı tutarak onun yerine daha akılcı bir Kobe-stopper bulmuş. Adamı Kobe’ninyanlara gitmesini engellemek amacıyla Howard ya da o an oyunda olan uzun her kimse onun bulunduğu tarafın tersine doğru ayak çıkartarak Kobe’yi içeri uzuna doğru sürdü her fırsatını bulduğunda. Bu pozisyonlarda Kobe iyi perde yakalamışsa cezayı kesti, perde kötüyse dengesiz şut atmak durumunda kaldı. Bu sırada Kobe’ye doğru 3. adamlar tarafından uzatılan ellerin de hakkını vermek gerek. Gerçi bu savunma gayet riskli, doğru yapılmadığı her pozisyonda Gasol ya da Odom’la sayı buldu Lakers. Fakat genel olarak bakarsak ilk çeyrekteki muazzam şut performansını bir kenara koyalım Kobe 14’te 3 atmış bu stratejiye karşı 3 çeyrekte. İçeri girmeye zorlandıkça şuta mecbur kalıp dengesiz şutlara ya da fadeaway tarzı girişimlere başvurması onu hem fiziken hem de kafa olarak çok yordu, ötesinde sinirlendirdi. Ve eğer Kobe sinirliyse, dengesi bozulduysa Lakers geri kalan adamlarıyla Orlando’dan ne yaparsa yapsın maç alamaz.

Özet; Orlando’nun Kobe’nin sinirlenmesine, Lakers’ın Kobe’nin sakinliğine ihtiyacı var yüzük için.

Bu playofflarda hep Hidayet’ten bahsedildi, öve öve bitiremedik, bitiremediler. Haklıyız, haklılar. Ancak gözden kaçan bir konu Hidayet’e bunları yapma yetkisi ve iznini veren adamın Van Gundy olduğu. Brian Hill zamanında Hidayet bunları yaptığı anda kenara alınıyor, birçok kez azar sınırında konuşmalara maruz kalıyordu. Bu takım Van Gundy’nin takımı ve bu takımda Hidayet dışında da çok iyi oyuncular var. Dün gece Hidayet’i kilitlediğinde Lakers o adamlar sahne aldılar ve maçı getirdiler. SVG’nin Pietrus tercihini çok eleştirmişti Mehmet, başlarda haklı gibi gözüküyordu belki ama her oyuncunun uygun bir rolü vardır takıma ve o rolün kostümünü giyene kadar birkaç kıyafet değiştirmesi gerekebilir. Sonunda Pietrus’u nasıl ve ne zaman kullanacağını buldu SVG. Hem savunması hem de cesareti ile Pietrus bu playofflarda Magic’in kesinlikle “x” faktörü.

Van Gundy’nin Nelson’ı o ağır sakatlıktan sonra oynatıyor olması çok eleştiriliyor, en şiddetli eleştirenlerden biri de benim ama gözden kaçırdığımız bir nokta var.Nelson’ın final serisinde oynaması kararını 1. maç sabahı otelde arkadaşları oybirliği alıp Van Gundy’e bildirmişler. Bu noktada oyuncularının özgür iradelerini kullanmalarına izin veriyor aslında Van Gundy. Ama itiraf etmek gerekir ki Nelson’ı şu iki maçtır, ki benim de istediğim bu, Alston’ı veya Hidayet’i dinlendiren adam olarak bir nevi Johnson’ın görevinde kullanması daha doğru bir tercih oldu. Hem psikolojik olarak sakatlık korkusu hem de antrenmansızlık Fisher (maçın başında iyi şut atsa da devamlılığının kalmadığını bir kez daha gördük) karşısında bile Nelson’ı zor durumlarda bırakırken Farmar’ın onu nasıl rezil ettiğini anlatmak bile istemiyorum, herkes gördü. Johnson’ın sertliği ve yırtıcılığı bir kayıp kuşkusuz, Nelson’ın o ağır sakatlıktan dönüşü her ne kadar moral aşılasa da takıma.

Kobe’yi savunmayı öğrenip, egolarından sıyrılmış Howard, kendini büyük ölçüde frenleyen Alston, Hidayet gibi bir sorumluluk alma makinesi, Lewis gibi bir şutör, Pietrus, Lee gibi artı faktörlerle sahaya her şeyini vermeye çalışan bir Magic’in, bu kafada oynarlarsa diğer 2 iç saha maçını da vereceğini düşünmüyorum. En zoru bu maçtı, 3-0 olur mu sorusu kemirirken insanın beynini, bu kararlı duruşu göstermek herkese gereken cevabı vermek demek.

İlk yarıdaki muhteşem %75’lik şut yüzdesi ve ilk Final galibiyetiyle bu takım Orlando tarihinin en iyi takımı olarak bir kez daha tarihe geçti ve bizler de zevkle tanık olduk.

Yazıyı Van Gundy'nin şu güzel sözüyle bitirelim:

"Just play your game, make our ball movement"

Basketbol, sağlık ve mutluluk dolu günler…

9 Haziran 2009 Salı

Jack and Hedo

Jack : Hedo süper oynadın, harikaydın!
Hedo : Sağol Koca Jack.
Jack : Bu herifler sana ayak uyduramıyor, kontratın da bitiyor, Lakers'ta oynamak isterim demiştin Orlando'ya gelmeden.
Hedo : Baba girme o konulara şimdi.
Jack : Bak OK diyorsan bizim çocuklarla görüşeyim, aldırayım seni LA'e.
Hedo : Bir filminde rol isterim isterim ama.
Jack : Oldu bil, telefonunu açık tut.
Hedo : Çaktırma.

mı dediler acaba birbirlerine diye merak etmedik değil. Hedo itiraf et ne konuştunuz?

Not: Foto ocregister.com'dan

8 Haziran 2009 Pazartesi

Savaş Yeni Başlıyor!

Orlando Magic’in farklı bir takım karakteri var. Bu karakter 2 sezondur Stan Van Gundy’nin elinde farklı şekillere giren bir oyun hamuru gibi adeta. Çok farklı mağlubiyetlerden sonra ayağa kalkışları, maç içi verdikleri farklı fotoğraflar ama ne olursa olsun umut bitene kadar azla vazgeçmemek. Bird’lü, Parrish’li Celtics’e bu yüzden aşık olmuştum zamanında, Magic sevgimi doruğa kaldıran da bu oldu.

İki maçı harman yaparak konuşmak gerek skor 2-0’sa. İster 25 sayı ister 1 sayı farkla kazan maçı, hepsinin ederi azami 1 galibiyet. İşte o yüzden o galibiyetlerin nasıl alındığını ya da o maçların nasıl verildiği çok önemli. Yenilirken başın eğik, yere bakıyorsan, yenilirken omuzların düşmüş ve kaldıramıyorsan inançla işte o zaman bittin demektir. İşte o yüzden bu seri 4-0 bitmez, Los Angeles’a 3-2 Orlando üstünlüğüyle dönülebilir diyebiliyoruz biz de. Hidayet’e, Lewis’e, Van Gundy’e baktım maçların bitiminde, başları dikti, hele 2. maçta, hem de nasıl. Hidayet “Orlando’da görüşürüz” dercesine bakarken Kobe’ye, Lewis koşarak giderken soyunma odasına ve Van Gundy sıkarken Jackson’ın elinigözlerinin içine bakıyorlardı hep rakiplerinin. esaj açıktı: 2. perde yeni başlıyor.

Seriyi değerlendirdiğimiz yazıyı okuyanlar hem reçeteyi görmüşler hem de Kobe’yi nasıl anlattığımıza dikkat etmişlerdir. Yine söyleyelim: Kobe, Lebron James değil. Daha fazla sahip olduğu takım oyuncusu hüviyeti, zekası ve liderlik melekeleri ile tam bir komutan. Gerekeni gerektiği zaman yapan tam bir kurt. O yüzden “Bırakalım Kobe tek başına oynasın” diyemezsiniz, çünkü o hem bir şekilde arkadaşlarını oyunun içine dahil edecek bir formül bulur hem de skor gücüyle patlama yapabilir. Kobe’ye hep ikili üçlü sıkıştırma getirelim diyemezsiniz, bu sefer bir çok oyuncunuz faul problemine girer. İlk maçta 1. seçeneği uyguladı Van Gundy 3. çeyrekte öyle bir patladı ki Kobe, Magic tarumar oldu. 2. maçta 2.seçeneğe yöneldiğinde bu sefer oyun dışında kalan Pietrus ve faul problemine giren bir çok oyuncuyla yedek sırasında yan yana oturuyordu Koç. Lebron’da bu taktik kolayca tutmuştu, çünkü o Kobe değil, Cavs de Lakers gibi bir takım değildi. Kobe’yi durdurmanın yolu olarak ilk maçın son çeyreğinde SVG 2 uzunlu beş oynatırsam ne oluru denedi. Amacı neydi peki? Hemen 2. maçın normal süresi sonunda Hidayet’in yaptığı muhteşem blokta ki pozisyon dağılımını hatırlayalım.Hidayet’i geçen Kobe potaya son şutu atmaya giderken hemen önünde dağ gibi bir Howrad var, Kobe mecburen fadeaway’e kalkarken arkadan yetişen savunmacısı Hidayet topu adeta çalıyor. İşte bu yaklaşım Kobe’yi yavaşlatıp arkadaşlarına katkısını da azaltabilecek cinsten. Boyalı alanın 2 kenarında 2 uzun Kobe adamını geçip içeri dalar dalmaz, turnikesini kesip onu şuta ya da dengesiz pasa zorluyor. Bu formül işe fazlasıyla yarar, neredeyse maçı bile getiriyordu Orlando’ya. O yüzden akıllıca ve özenle yapılacak bu savunmadan vazgeçmemeli SVG. Pietrus hazır savunmada ritmini yakalamış, hidayet de bu kadar konsantre iken Kobe ancak böyle yavaşlıtılır.

İlk maçın ilk çeyreğindeki oyunla 2. maçın genelindeki Magic oyunu umut vadeden, yer yer Lakers oyuncularını ve seyircilerini korkutan, hatta sinirlendiren kıvamdaydı. Bu sürelerde sivrilen ismin ya Hidayet ya da Lewis olduğunu gördük hep. İlk maç 2. çeyrekten itibaren alan daraltmalı ve ikili sıkıştırmaların özelikle Orlando yıldızlarına illalllah getirdiği bir savunmayı oturtmayı başardı Zen Master. Bu savunmadaki odak noktası kuşkusuz Howard’dı. Potaların ve boyalı alanın korkulu rüyasına tam bir kabus yaşattı bu savunma 101 dakikadır. Bu savunmanın asıl amacı Howard’ın topu yere vurmasını engellemek ya da vurduğu anda topu çalmak. Özellikle 2. maçta muhteşem uygulandı bu taktik, Howard tam 7 top kaybetti. Çok yakınına direk topa müdahale etmek üzere el uzatarak gelen adam hem saha içine adımını engelliyor hem de Howard’ı fazlasıyla rahatsız ediyordu. Kendi savunmacısının diğer geçiş ihtimallerini kapamaya çalışmasıyla iyice çizgiye doğru kaymak zorunda alan ve sıkışıp saçma sapan şutlar atan, top kaybeden, bir şeyler üretemedikçe de kendi kendini bitiren bir Howard izledik 2 maçtır. Gözlerimiz 2 maçtır Cavs serisinin 6. maçındaki Duncan – Garnett kırması adamı aradı. O adam oyunu adeta pota altında kuruyor, Orlando vurdukça vuruyordu. Sezar’ın hakkı Sezar’a. Senelerce Shaq gibi bir adamla çalışmış ve neredeyse onun yeni versiyonu olan bu adamla en iyi baş edebilecek isim zaten Koca Phil’den başkası olamazdı.

Diğer eşleşmelere ve oyunculara bakacak olursak Bynum’un kendini ucuz faullerle sabote etmediği sürece Gasol’la birlikte oynadıkları dönemde Orando’ya ciddi sorunlar çıkardığı aşikar. Gasol Lewis’in hem hücum silahlarınınhem de savunma zaaflarının ne olduğunu çok iyi çözmüş ve hep oralardan vuruyor yumruğu. 2. maçta çok verimli oynadı gerçekten. Ariza ise savunmasını her geçen gün içine senaryolar da katarak ilerletiyor. Hidayet’i o kadar güzel yoruyor, o kadar yıpratıyor ki Phil Jackson’ın koltukları kabarıyordur sanırım. Walton oynadığı sınırlı sürede savunma anlamında önemli işler yaparken sanırım Lakers’ın aksayan tek noktası Fisher. Artık iyice yavaşladığını ve şutunun fazlasıyla ritminin bozulduğunu görüyoruz. Karşısında Alston gibi 2 maçtır bir facia ve Nelson gibi sakatlıktan yeni çıkmış bir adam varken bu performansını çok yavan Lakers için. SVG de 2.maçta olabildiğince onun üzerinden oynayıp kolay sayılar bulmaya çalıştı ama, neredeyse bütün Cavs serisinde oturan Redick bu seriye hiç hazır değil. Odom da Lakers’ın eşleşme problemleriyle gündeme gelen rakibi Magic karşısında en çok eşleşme pronlemi yaratan oyuncusuydu. Howard ve Gortat’lı beşte Gortat’la, kısa beşte Lewis ya da Hidayet’le kalması sıkıntı yarattı Mgic savunmasına. Bulduğu her boşluğu doldurdu Odom, 2 maçtır çok verimli bir basketbol oynuyor ve Lakers Kobe’nin önderliğinde 2-0 yaparken Gasol ile Odom en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülüne adaylar.

Magic cephesinde Genel itibariyle Hidayet ve Lewis takımı taşıken, egolarına yenilen Howard en büyük hayal kırıklığı oldu. Bir şekilde kendisi de sayı atmadan maç kazanabileceğini aklına koysa ve topu alır almaz dağıtım yapabilse aslında daha müsait pozisyonlar bulacağını Zimbabwe’de sokakta basket oynayan 8-10 yaşındaki çocuklar bile söylüyor artık. Topu verdikçe daha çok alacak ve savunması a dış şutlar etkili oldukça hafifleyecek Howard’ın ama nafile. Sanki “Kobe’den daha iyi olduğumu göstereceğim, şampiyonluğu tek başıma alacağım!” der gibi oynuyor. Bu oyun Magic’in takım hüviyetine ve savunma etkinliğine olumsuz olarak etkiyor. SVG hatalarını anlatıp onu uyaracaktır Orlando’daki maçlar öncesi, 3. maçta apayrı bir Howard göreceğimizden eminim.

Redick’ten yukarıda bahsettik de Lee’nin 2. maçın sonunda adeta 2 kez çaylak duvarına tosladığına şahit olduk. Belki o pozisyonlar atılmamış olsa Pietrus’a kalacaktı, ama kader Lee’nin ellerine verdi şampiyonluk kupasının kulpunu. 2 kez elinden kaydı genç çaylağın. İlki tamam da Hidayet’in o enfes pasını nasıl bitiremedi, üstelik el değiştirmeye bile vakti varken, çok üzüldük, saçlarımızı yolduk ama olsun o cesareti bile yeter.

Gortat ve performansı harika bir sürpriz olurken, Nelson’ın rehabilitasyonun bitmesine daha 2 ay varken sahalara dönüp finalde sahaya çıkması herhalde yılın sürprizi oldu. Onun dönüşünün şaşkınlığıyla bir ara Lakeslılar da ne yapacağını bilemedi. Özellikle tamamını oynadığı ilk maçının ikinci çeyreğinde çok iyiydi, ama daha sonrasında sahada kaldığı dakikalar ve performansı için söylenecek pek fazla pozitif söz yok. Bu hamle ne kadar şaşırtıcı ve kimilerine göre sevindirici olsa da duygusal Alston’ın performansını yarı yarıya düşüren, Johnson’ın sertliğinden bizi mahrum bırakan bir hamle oldu. Nelson henüz bir şut ritmi yakalayabilmiş değil ve çok güçsüz. 15 dakikadan fazla kaldıracak gibi de gözükmüyor. Üstelik tedavisi de bitmediği için yeniden sakatlanma riski had safhada. Sakatlığı bir kenara atarsak ondan maksimum verimi alacağımız kullanım şekli 2. maçtaki şekildir. Yani illaki oynayacaksa Johnson’ın rolünü üstlenmelidir Nelson. Ötesi hem ona hem Magic’e kaybettirir. İlk maçtaki uzun süreli Nelson tercihi kendi tekerine çomak sokmaktı adeta, daha fazlasına gerek yok.

Yarın seri Orlando’da Magic için sıfırdan başlayacak. Kobe’nin dediği gibi “Magic’li oyuncular için çok zor şutları sokmak, maçtan kopmamak, savaşmak her zaman yaptıkları şeyler.” İşte o yüzden şampiyonluğu yine savunma kazanacak, sadece biraz daha akıl kullanmak gerek.

Seri 7. maça uzarsa ya da Orlando’dan LA’e 3-2 Orlando üstünlüğü ile dönülürse diyelim tahminim Orlando alır şampiyonluğu ancak Lakers’ın alacağı tek maç 6. maçta kupayı Jackson’a, MVP ödülünü de Kobe’ye getirir.

Yazıyı Stan Van Gundy ve Phil Jackson’ın karşılıklı demeçleriyle bitirelim:

Soru: Magic ve Lakers’ın birer pozisyondaki avantajı dışında her iki takım da dengede gibi duruyor. Genel kanı siz (SVG) ve Koç Jackson’ın da birbirine denk 2 koç olduğunuz yönünde. Buna ne diyeceksiniz?

SVG: Phil Jackson ile beni ve kariyerlerimizi kıyasladığınızda benim oynadığım Playoff maçı sayısından fazla playoff serisi kazandığını görürsünüz. Kıyasladığımızda ben onun yanında bölgesel bir ligde göreve yeni gelmiş çaylak bir antrenör gibi kalıyorum.

Van Gundy’nin demeci kendisine aktarılan Phil Jackson:

PJ: Stan çok değerli bir Koç, ona ve başardıklarına saygı duyuyorum.

Son Saniye Gazileri: Yine Yeniden!

Yazısı bugün gelir...

5 Haziran 2009 Cuma

Vallahi de Billahi de Şoktayım! Rijkaard GS'da!


Galatasaray.org kitlenmiş durumda gerçi ben de kitlendim ya! Nasıl oldu, nasıl başardılar tavlamayı, inanamıyorum. Kedi olalı bir fare tutmak diye buna diyorlar herhalde. Juande Ramos'a da kapak olsun bu imza.

Kobe Tecavüz Etti!

Kobe Bryant alenen Orlando Magic'e tecavüz etti ama bir Allah'ın kulu da ne polisi aradı ne ambulans çağırdı!

Bu maçın yazısını aşırı yoğunluktan ve şehir dışına çıkacağım için yazamayacağım ama Kobe'nin açık tecavüzünü hazırlayan faktörlerden biri de, beklenenden çok daha iyi dönmüş olsa da, Jameer Nelson'ın dönüşü oldu. Van Gundy kendi tekerine çomak soktu adeta. 3. çeyrek hastalığı debreşti, Lakers Howard'ı muazzam savundu, Lewis henüz Los Angeles'e gelmemişti. Pazartesi kombin edilmiş 2 maçın yazısı bir arada.

Los Angeles'a Gökten Nelson Düştü!

Şu anda maçın 2. çeyreği ve ağzım 1 karış açık durumda. İhtimal vermediğim, yazılanları hadi canım diyerek okuduğum bir gecede daha 2 aylık iyileşme ve çalışma süresine ihtiyacı olması gereken Jameer Nelson sahada hem de kendisi gibi değil Magic gibi. Biri beni çimdiklesin lütfen!

4 Haziran 2009 Perşembe

Tahliller ve Reçete

Çok uzun bir yazı yazma niyetinde değilim Final üzerine. İki takım da finale geldiklerine göre, her ikisi de kendi konferanslarının en iyi takımları ve en üstün özelliklileri.

Lakers tarafına bakacak olursak en büyük iki avantajları olarak Kobe Bryant ve Phil Jackson isimleri öne çıkıyor. Kobe Lebron James kadar kuvvetli, ilk adımında vurup geçen bir isim belki değil ama akıl ve oyun zekası olarak, yaşadıklarının, tecrübesinin de etkisiyle takımını alıp götürecek adam olarak sivriliyor. Hem de bu alıp götürmeyi tek başına sırtlanarak değil, arkadaşlarını da formalarından çekerek yapıyor. Bu etkiyle ve Phil Jackson’ın koçluğuyla beraber oyunun sıkıştığı dakikalarda Lakers takım olarak oyunu bırakıp Kobe’yi seyretmiyor, setlerde üzerlerine düşen görevlerine dikkat ediyorlar. Bu yüzden Lakers Cleveland’a göre daha dayanıklı, mental açıdan daha kuvvetli bir takım.

Orlando tarafında ise iki sedir her maç daha olgunlaşan, her maç bağlarını kuvvetlendiren bir ekip var sahnede. Stan Van Gundy’nin sisteminde kimse mutlak süper yıldız konumunda değil. Oyunun her alanında görevini yapma sorumluluğuna sahip adamlar haline gelmiş durumda Orlando oyuncuları. Brian Hill zamanından kalma savruk ve sorumsuz takımdan eser yok. Takımın öne çıkan isimleri tabii ki başta Howard, Lewis ve Hidayet. Howard’ın kuvveti ve yırtıcılığı, Lewis’in skor potansiyeli, Hidayet’in oyun zekası Orlando’yu bu sezon hep öne taşıyan faktörler oldu. Lee, Pietrus, Alston, Gortat, Johnson gibi isimlerin tamamlamasıyla takım hüviyetine kavuşan Orlando bu tura kadar hep eşleşme problemleriyle rakiplerini yıldırıp oyunlarını bozdu. Howard dışındaki her oyuncusu şutör ve vatsın üstü penetreci olan Orlando’nun hücum opsiyonları çok fazla.

Serinin nasıl olacağına baktığımızda Lakers açısından en büyük sorun kuşkusuz Dwight
Howard olacak. Howard yüzünden Zen Master Bynum-Gasol’la başlayacaktır maçlara. Ancak Bynum’un kendi adıma çok çabuk faul problemine gireceğini düşünüyorum. Bu durumda Gasol’la oynamayı tercih etmek boyalı alanda delik açmak demektir. Gasol’lu 5’te Odom’un 4 numarada oynayacağını ve sık sık ikili sıkıştırmaya geleceğini düşünüyorum. Bu durumda Odom’un alacağı Lewis de çok şut bulacaktır. O nedenle seride, bu zamana kadar çok fazla görmemiş olsak da Mbenga’nın süre alacağını düşünüyorum. Mbenga Howard’a karşı savunmada sertlik hücumda yokluk demektir. Mbenga sahadayken Lakers hücumu şuta ve yapabilirlerse pick-n-rollere döner. Jackson’ın elinde kalburüstü şutörler olduğuna göre (Fisher, Kobe, Ariza, Walton) zaman zaman bu riski alacağı kanaatindeyim.

Bynum ve Gasol’la aşladığında Gasol-Lewis eşleşmesi hücum potansiyelleri açısından zevkli, savunma potansiyelleri bakımından kabus gibi olur. Her iki oyuncu da birbirini layıkıyla savunamaz. Yumuşak karınlar 4 numaralar olur.

Hidayet Ariza eşleşmesinde Ariza’nın hızı Hidayet’in oyun zekası ön plana çıkıyor. Ariza Hidayet’i bezdirmek için sert savunma yaparsa, çok faul alır Hidayet, o nedenle Walton’ın da çok süre almasını bekliyorum final serisinde. Burada belirleyici nokta Kobe’nin Hidayet’in savunmasına ne sıklıkla ve hangi sertlikle yardım getireceği, bu anlarda Hidayet’in boş adamı bulup bulamayacağı olacaktır. Sixers serisindeki gibi etkili bir tepede ikili sıkıştırma gelirse Orlando’nun ritmi bozulur. Alston’ın oyun kuruculuğuna bakmak durumunda kalırlar ki hep söylüyoruz Alston tam bir serseri mayın.

Alston Fisher eşleşmesinde Alston’ın hızı Fisher’a, Fisher’ın oyun zekası ve şutörlüğü Alston’a problem yaratacaktır. Tahminim iki oyuncunun birbirini yiyeceği yönünde açıkçası. Bu eşleşmede sivrilebilen isim belki de seriyi getirecek kendi takımına. O yüzden maçları izlerken bu iki adamın kattıklarına ve kaybettirdiklerine aha bir dikkatle bakın derim. Sevgili dostum Alkın da değinmiş forumda bu konuya, aynı fikirdeyiz çoğunlukla olduğu gibi.

2 numara eşleşmesi 5 numara eşleşmesinin Lakers’a olduğu gibi kabusu Orlando’nun. Lee ilk 5 başlayacak olsa da maçın çoğunluğunda Pietrus duracak Kobe’nin karşısında. Pietrus’un James’i yavaşlatan savunması Kobe karşısında ondan beklentileridoruğa çıkarmış durumda. Ama bu sefer karşısındaki adam tam bir basketbol kurdu. Teması almayı çok iyi bilen Kobe Bryant’ın Pietrus’u canından bezdirmesi beklenen bir senaryo benim için. O nokta da Lee’nin kısa kalıp, Pietrus’un faul problemine girdiğini ya da Kobe’yi tutamadığını görürsek 3. seçenek Hidayet olacaktır. Switchlerde birkaç kez zaten Kobe ona kalacaktır ama son çare olarak Hidayet Van Gundy tarafından Kobe’ye verilebilir.

Netice olarak canavar Howard Lakers’ın kurt Kobe Magic’in belalısı olacak bu seride (Film tanıtımı gibi oldu). Bir de Orlando için reçete vereyim Barkley, Miller havasında:

  • Topu mümkün olan her fırsatta Howard’a indir, potaya gidemezse dışarı atacağı paslar için hareketli ol, boşa çık.
  • Bol bol penetre et, rakip uzunlar faul sıkıntısına girdiğinde Howard’ı beklemekten kimse şutlarına çıkamasın.
  • Hızlı hücum yapmalarına izin verme, set oyunu olsun.
  • Kobe’yi olabildiğince köşelere sürükle, penetrelerini kısıtla.
  • Her ani Lakers hücum saldırısında çabucak mola al.

Basketbol, sağlık ve mutluluk dolu günler…

3 Haziran 2009 Çarşamba

Belki Bir Gün...

Kaptan Bülent için geliyor bu şarkı, yaşadıklarını haketmeyen, yaşattıklarını haketmediğimiz, hep Kaptan olarak hatırlayacağımız adam için. Güle Güle Git Cengaver...

Belki bir gün özlersin
Başka adamlarla

Başka şehirlerde

Yürürken


Okuduğun ilk roman

Sevdiğin ilk renkler

Yasal acılarından

Hatta yalnızlıktan
Belki dolar gözlerin

Başka adamlara

Başka şehirlerde

Belli etmezsin

Belki bir gün özlersin


Sil gözünün yalnızlıklarını

O an fısılda duvarlara adımı

Bin bıçak var sırtımda

Biniyle de adaşsın

Her biri hayran sana


Belki bir gün özlersin

Başka adamlarla

Başka şehirlerde

Yürürken

Seçtiğin bu hayat
Geçtiğin son şehir

Yasal acılarından

Hatta yalnızlıktan

Sessiz harfler seçersin
Başka adamlara

Başka şehirlerde

Belli etmezsin

Belki bir gün özlersin


Sil gözünün yalnızlıklarını

O an fısılda duvarlara adımı

Bin bıçak var sırtımda

Biniyle de adaşsın

Her biri hayran sana


Not: Emre Aydın'ın "Belki Bir Gün Özlersin" adlı eseridir ve 2 yerinde çok ufak değişiklikler yapılmıştır.

31 Mayıs 2009 Pazar

Kral Öldü, Yaşasın Yeni Kral!

Amerikan Basını’na bir tokattır bu seri. Hatta yumruktur birazcık da tekmedir ne yalan söyleyeyim malum yere atılan. Dün Yahoo’da okuduğum bir maç değerlendirmesi sadece Cavs’ten, 5. maçı nasıl kazandıklarından, Lebron James’in ne kadar büyük bir oyuncu olduğundan bahsediyordu. James – Bryant finali geliyor mu diye soruyordu birçok yerde. İşin reyting kaygısı tarafına öylesine kaptırmışlardı ki kendilerini, gözleri süper yıldızların kapışması ihtimali ve üzerinden kazanacakları yeşillerden başka bir şey görmüyordu. Bu maç, bu seri, bu takım onlara yakışan cevap oldu, ilk cümledeki tokat!

Önce kaybeden tarafa bakalım. Lig lideri, her takıma karşı saha avantajına sahip, ilk 2 turu terlemeden geçmiş, Lebron James’in takımı Cleveland. Sezon boyu geçmiş sezonların aksine takım gibi oynamayı başarabilmiş, Lebron James’i gerektiği anlarda devreye sokup dengeleri koruyabilmiş bir organizasyondu Cavs’in ki. İlk 2 turdaki görüntü de böyleydi ama ligdeki 29 takım içinde kendilerine en çok ters gelen takımla baş başa kaldılar Konferans Finalinde. Senelerdir Orlando Magic’ten maç almak adeta Kaf Dağı’nda yetişen nadir bir çiçeği bulup getirmek gibiydi. İşte bu yüzden telaşa kapılmak, takım olmaktan vazgeçmek, rotasyonu daraltmak, her şeyi Lebron’a bırakmak sonları olur diye uyarmış, Orlando için verdiğimiz reçeteye bunları koymuştuk. Ama en başta bırakın Lebron tek başına oynasın, paylaşamasın demiştik. Bunları söylerken de çıkış noktamız hep ne kadar süper bir yıldız olursanız olun tek başınıza bir seriyi kazandıramayacağınız düşüncesiydi. Dediğimiz de oldu. 2. maçı son saniyede mucizevi bir şekilde aldı Lebron, 5. maçı da son çeyrekte coşarak getirdi ama Cavs yoktu sahada sadece Lebron’dı savaşan.


Koç Mike Brown Yılın Koçu ödülünü ne kadar hak etti sorularını getirdi aklımıza. Elinde Gibson gibi Magic’e karşı oynadığı her maçta sorun çıkarmış bir üç sayı makinesi varken 2 maçta onu hiç düşünmemesi, iyi oynarken kenarda unutması Lebron dışındaki tek avantajını aldı götürdü Cavs’in. Lebron’ı hücumda diri tutmak uğruna Hidayet’i West’le tutması 1 değil 2 eşleşeme sorununa neden oldu. Hem Lewis hem de Hidayet domine ettiler savunmacılarını ve Cavs’in savunma dengesini bozdular. Brown’ın en iyi yaptığı şey seri boyunca Howard’a çok çabuk yardım getirip, ikili, üçlü sıkıştırmalar yapmaktı. Dışarı pas çıkarma alışkanlığı olmayan Howard hem kendi zorlandı hem de takımını çok zorladı, bu son maçtan bahsetmiyorum tabii ki, bu maç tarihe not düşülen, belki de yeni bir çağın açıldığı istisna çünkü Howard açısından.


Bu kadar yanlış yapan, psikolojik açıdan rakibinden geri kalmış ve tek bir adama bağımlı bir takımla oynarken hem kadro hem de Koç farkı ortaya çıkıyor. Van Gundy de sırf bu seri boyunca değil hem playofflar hem de normal sezon boyunca gördüğümüz, maça hakim olma, kontrolünde tutma, çoğu zaman doğru zamanlama ile oyuncu değiştirme ve maç önü – maç sonu demeçlerdeki mesaj dolu açıklamalar onun Pat Riley’nin yanında o kadar sene boş boş oturmadığını ve Riley’den çok şey öğrendiğini gösteren donelerdi. Eşleşme sorunları, psikoloji ve Koç açısından önde olan takım Magic’ti bu seride özetle. Oyuncu yapılarını gözden geçirdiğimizde 4 isim benim adıma sakin ve soğukkanlı ruh halleriyle ön plana çıkıyordu: Hidayet, Lewis, Lee ve Pietrus. Lee ilk turdaki kadar ekin olmasa da ciddi katkı verdi savunma tarafında ve oyunun kitlendiği andaki stop cemşatlarıyla. Driplingi kesip aniden çıkardığı şutlarda muazzam isabet bulması onun gelecek kariyerinde kontratına sıfırlar ekleyecek bir unsur şüphesiz. Ama diğer üç adam söylenecek ne olabilir ki!


Pietrus bu seride tek başına tüm Cavs benchinden fazla sayı attı. Rashard Lewis kim savunursa savunsun hep şutlarını aynı yüz ifadesiyle soktu. Hele 1.ve 4. maçta son saniyelerde soktuğu 2 üçlük var ki anlatmaya da anlamaya da ömür yetmez. Ve tabii ki Hidayet Türkoğlu. Serinin de Orlando’nun da dümeni ondaydı. Brown’ın onu West ile tutmaya karar vermesi bir anlamda Orlando’ya büyük final için ön rezervasyon oldu. Hidayet kendisinden uzun ya da en az kendi boyunda adamlar tarafından el kaldırarak savunulduğunda pas etkinliği azalan bir oyuncu. Eşleşmesinde kısa boylu bir adam yakalarsa, sahayı yukardan ve geniş açıdan görünce takımı çok rahat oynatabiliyor. Şu seride maç başına ortalama 15 kez boş adam bulmayı başardı Hidayet. Boş derken bomboş demek istiyorum, etrafında kimse olmayan, şuta ya da penetreye müsait adamlar. Aynı Hidayet West’in savunmasında topu Howard’a da çok rahat indirdi. Zaten eğer bir Orlando hücumunda Howard hemen hücumun başında topa dokunuyor ve birebir yakalıyorsa ya da topa 2. kez değme fırsatı buluyorsa pota altından ya faul düdüğü ya da basket çıkıyor. Bu avantajı kullanmayı düşünen ilk adam he daim Hidayet oldu, ikinci isimse Lewis’ti. Bu iki sakin adam inanılmaz mental katkı yaptılar arkadaşlarına. İlk 5 maçın tamamında devreye mağlup girip üçünü kazanmaları da onların sakin ve telaşsız oyunlarının etkisiyle büyük oranda. Pietrus’a her baktığımda, onun alışık olmadığımız savunma alevini ve skor potansiyelini özellikle de köşe üçlüklerini gördüğümde hem seviniyor hem de üzülüyorum. Şu takımda bir de u sezon Atlanta’da harcanan Evans olsa ne güzel olurdu diye düşünmeden edemiyorum. Ama Pietrus her türlü övgüyü hak eder durumda, hakkını yememek gerek.


Ve illaki de serinin adamı Dwight Howard. Kendini maça verdiğinde onu durdurmak imkânsız. Yapacağım dediğinde isterseniz dörtlü sıkıştırma getirin, o istediğini muhakkak yapacaktır. Gerçekten Süpermen olmaya doğru gidiyor. Shaq’tan sonra ne Orlando ne de NBA böylesini görmedi. Shaq’ın yapamadıklarını da yapmaya niyetli. Bu gece aniden bir Tim Duncan bir Kevin Garnett hüviyetinde pas çıkardı arkadaşlarına, oyunları adeta boyalı alandan kurdu. Böyle oynamaya devam edebilirse kimse tutamaz onu, sen bile tutamazsın, yıldızlar tutamaz! Bugün Kral öldü, yaşasın yeni Kral! Yeni Kral Süpermen!


Orlando Magic Büyük Üçlüsü önderliğinde NBA Finalleri’ne yükselmeyi başardı. Tam 14 yıldır bu büyük günü bekliyorduk. Önümüzde 5 gün var finaller başlayana kadar. Artık sevinme, artık 95 takımıyla 2009 takımını kıyaslayıp keyiflenme, artık Doğu’nun en büyüyüğüz diye bağırma, artık kendinden geçme zamanı.


4-0’la bitmeyecek, her maçı kafa kafaya geçecek 2 dengeli kadronun kapışmasını seyredecek olmanın verdiği basketbol huzuruyla,


Görüşmek üzere!


Not1: Final reçeteleri hafta içi buradan bulunabilir.


Not2: Bu galibiyet bana bir takım elbise kazandırdı, bknz 5.maç yazısı.


İlave Not3: Not 2'deki takım elbise karşı tarafın "Ben aslında Cleveland 6. maçı kazanır da son maç Cleveland'da oynanırsa, o maçı Cleveland alır turu geçer demiştim, ona iddiaya girmiştim" söylevi ile gelmeden gitmiş oldu. Bu da bana iddiaya girerken şahit sayısının önemli olmadığını ve mutlaka yazılı bir belge bulunması gerekliliğini göstermiş oldu, kendime geçmiş olsun diyor, karşı tarafa sitem gönderiyorum :D

30 Mayıs 2009 Cumartesi

Prison Break: The Final Break

Prison Break yayınlanan son bölümüyle bitmiş ve final sahnesiyle bizi gözyaşları içinde bırakmıştı. Vaziyetin nasıl o hale geldiğini merak edenler için bir fırsat "Prison Break: The Final Break" isimli 2 bölümü sinemalaştırmış hadise. Bu çocukların da başı beladan kurtulmuyor mahiyetinde ama Prison Break heyecanını son bir kez daha yaşamak isteyenler için biçilmiş kaftan. Yorumlarda link veriyorum ilerleyen dakikalarda dileyen oradan indirebilir, altyazısı da bir çok yerde mevcut.

Bir cümle de en çok 3. sezonun tamamı ve 4. sezonun son bir kaç bölümünü beğendiğim bu güzel dizinin senaryo yazarlarına: Eğer geçen sene o senaryo yazarları grevi martavalına katılmayıp 10 bölüm daha yazsanız, en az 2-3 sene daha ekmek yerdiniz bu diziden. O kadar doruktayken dizi zorla bitirttiler kanala geçen sene, bu sene de tekmeyi yediler. Bir de bu Wentworth insanı neden gay ya, delikanlı adamsın, yapsana şöyle adam akıllı bi kız kendine. Boy sende, fizik sende , yakışıklılık sende, yazık ki ne yazık :)

29 Mayıs 2009 Cuma

Çoban Salata'nın Doğum Günü!

29 Mayıs 2008'de, kayınpederin salonunda, tek kişilik bir koltukta, kucağımdaki dizüstü bilgisayara doğmuştu Çoban Salata. Çok mutlu etmişti beni doğuşu, günlerce koca bir gülümseme ile gezdim suratımda. İtinayla baktım ona, yaklaşık 7-8 ay elimden geleni ardıma koymadım, tek başıma büyüttüm. Başkaları da farkına vardı sonradan. Ne zaman ki Timurlenk'in sofrasına, Aceto Balsamico'nun yanına kondu, tadı bir değişti, paylaştıkça çoğaldı, büyüdü Salata. Her geçen gün seveni arttı, çok farklı yerlerden çok farklı kişiler bandırdı çatalını. Beğenenler oldu, beğenmeyenler de. Hepsine minnettar kaldım.

Gün geçti, zaman aktı, tezgahın başına geçmek istedi bir dostum, aylarca yalnızdım, o geldi güçlendim, o geldi gülen yüzüm çiçek açtı, o geldi gitti yalnızlığım. Salata ellerime doğmuştu, beraber büyütmeye başladık dostum ozhano'yla. O da bir tad verdi bir ustalık getirdi ki sofraya anlatmaya kelime yok. Sonra volkan'ı çağırdık aramıza, gel dedik bir farklı salata sosu da sen hazırla, iletişim uzmanıydı, rengini değiştirmeye başladı salatanın, çok güzel oldu, ziyadesiyle doyurucu.

Tam 1 sene oldu ilk kez tezgah başına geçeli, 711 salata önce başladı bu serüven, Siz, Salata'yı sevenler sayesinde, Siz, her gün bizden vageçmeyenler sayesinde yenileri yolda. Neredeyse 40000 farklı müşterisi olmuş dükkanın, tekrar gelenleri saymadan, Salata yapmaya devam!

Lebron Seriye Tutundu

Her Çarşamba olduğu gibi önceki akşam yine halı sahadaydık. Her zamankinin aksine maç öncesi bahis konusu o geceki futbol olayı Şampiyonlar Ligi Finali değil Cavs – Magic serisiydi. Çoban Salata’nın devamlı yorucularından ejikulat ve alınan maçlardan sonra kolbastı oynayacak kadar hasta Magic taraftarı Başar’ın da uzun bir aradan sora katıldığı maçta seri 5. maçta biter mi bitmez mi onu konuştuk. Fikrimi söylerken aynen şu cümleyi kurdum “Cavs maça çok hızlı başlar ve 20 sayı civarında bir farkı çok erken yakalarsa maçı alsalar bile ölüp ölüp dirilirler seri 4-2 biter. Orlando’da” Başar’ın tepkisi ve dönüp ejikulat’a söylediği ise Magic karakterinin ne derece basketbolseverlerin içine işlediğinin ispatıydı “Bak demedim mi ben de sana yolda!”


Orlando Magic o kadar acayip, o kadar farklı, o kadar açıklanamaz bir takım ki, normal bir takımın mental olarak çökmesi, maçı bırakması gereken bir anda, ateşlerinde köz kalmadı denilebilecek dakikada, ateş silahından kusulmuş alev fırtınası gibi kaplıyorlar rakibin üstünü. Meteor gibi yağıyorlar, rakibin atmosferini delik deşik ediyorlar. Rakip kaçıyor, saklanıyor, üzerine yapışanları kazımaya çalışıyor ama bu takım, bu oyuncular sülük gibi, kanını emiyorlar adamın. Ne yapacağını bilememek ne kadar zor, çaresizlik ne büyük bir hastalık! 2 tur boyunca rehavet virüsünden kurtulmaya çalışan takım, şimdi kendisi bir virüs gibi Cavs’in damarlarında.

Öyle çok fazla basketbol anlatmak istemiyorum bu maç yazısında. İlk 4 maçı her açıdan anlattık, bu maç da onlardan farklı değil asla. Yine harika bir geri dönüş, yine harika bir mental zafer. Maçı kazanırsın ya da kaybedersin ama şu geri dönüşten sonra kaybetsen bile aslında galip sensin. “Nasıl olabilir, nasıl yapıyorlar?” diye bakmaya başladı mı rakip, anla ki rüyalarına bile gireceksin, uykularında bile rahat olamayacaklar.


Cavs’i galibiyete götüren Brown’un Gibson’dan gerçekten faydalanmaya karar vermesi ve Lebron James’in arkadaşlarını zorla da olsa oynatmaya çalışması oldu. Tabii bunlara ilaveten serseri mayın Rafer Alston’ın bu sefer Magic tarafında patlaması da önemli bir etkendi. Cavs’in tekrar takım olmaya çalışmasına ve Alston’a rağmen Orlando kazandığı 2 maçtakinden daha iyi bir oynadı 2. ve 3. çeyreklerde. Van Gundy’nin haklı olarak Alston’ı kazanma çabası ve 6. maçın içeride oynanacak olması maçı riske etmeye değerdi. Değmezdi diyenler olabilir onlara da çıkarsanız finalde beni mi 1 numara oynatacaksınız diye sorarız.


Cavs maçı kazanmış olsa da asla ve asla rahat değil kafaları. Asla vazgeçmeyen ve yukarıda dediğimiz gibi sülük gibi yapışıp rakibin kanını emen bir takımla savaşıyorlar. Hakemlerin ortada kararlar verdiği, Orlando ilk beşinin standart oyunlarını oynadığı bir ortamda turu geçme şansları neredeyse hiç yok. Hidayet yine bu kadar rahat potaya gider ve üstüne bu maçtakinin aksine yarattığı boş pozisyonları arkadaşları sayı yaparsa Cavs erken dağılır.


6. maçta serinin biteceğini düşünüyorum kendi adıma. Hatta abartıp iddiaya bile girdim. Orlando’nun beni mahçup edeceğini sanmıyorum. Ne olursa olsun güzel basketbol olsun, Kosova maç anlatsın, Kural sussun.


Basketbol, mutluluk ve sağlık dolu günler…


Not: Bu yazı NBAKolik.com için yazılmıştır.

28 Mayıs 2009 Perşembe

27 Mayıs 2009 Çarşamba

Kan, Ter ve Gözyaşı!

Cleveland bu serinin en iyini maçını oynadı haklarını vermek gerek. Özellikle pota altı savunmasını son derece başarılı yaptılar. Penetreleri oldukça iyi sınırlayarak kolay basket vermediler. Orlando bunun çözümünü yine çok pas yapmakta aradı ve maç boyu da onlar pas oyunlarında başarı sağlayarak oyuna tutundular. Cleveland’ın genel savunması ise diğer maçlara göre daha sert ve caydırıcı olması açısından takdire şayandı. Özellikle Varejao ve West’in her topa ellerini sokması, bu sokuşlarda defalarca kez top çalmaları Cleveland’ın neredeyse bütün maçı önde götürmesini sağlayan etkenlerdendi. Hücumda da topu paylaşmaları onları hep maçın içinde tuttu. James’in defalarca atabileceği pozisyonları kullanmadığını daha müsait durumdaki arkadaşlarını oyuna sokabilmek için onlarla paylaştığını ve bunarın da defalarca kez basketle sonuçlandığını gördük.


3. maçın ardından Cavs’in seriye tutunmak, Orlando’dan galibiyet çıkarmak istiyorsa Szcerbiak ve Gibson’a ihtiyacı olduğunu söylemiştik. Mike Brown bu sefer bu iki adamın kenarda oturduğunu hatırladı ve onlardan faydalanmaya çalıştı. Wally’nin eski oyunundan neler kaybettiğini zaten biliyorduk ama Hidayet’in karşısında bu kadar aciz durumlara düşmesini beklemiyordum açıkçası. Hidayet maçtaki en verimli dakikalarını WS oyundayken yaşadı, ayakları bu derece yavaş bir oyuncunun Hidayet karşısında durabilmesinin zaten imkanı da yoktu. Ama Gibson ilk devrede oyunda kaldığı kısa sürede aniden çıkardığı üçlükleriyle hem Orlando savunmasının dengesini hem de rakibinin moralini bozdu adeta. Mike Brown onu maç sonuna kadar yine yanında oturtmayıp 3. çeyrekte oyuna alsa belki de Alston’ın çıldırdığı dakikalarda Gibson bir susturucu etkisi yapabilirdi.


Bu serinin 4 maçında da ilk devreleri galip kapattı Cavs ama hiçbir 4. çeyreği kazanamadı, hatta 2. yarıları hep kaybetti desek daha doğru olacak. Bu gece de bir benzerini yaşadılar ama soyunma odasına giderken birçok Orlando taraftarı gibi ben de “bu sefer daha iyiler, kuvvetli dönecekler, çünkü takım gibiler” diye düşündüm. Öyle de döndüler aslında ama 1.maçtan beri üstüne ısrarla basarak söylediğimiz “Alston ve Lee’yi riske ediyorlar, canları yanabilir” cümlesinin ne derece doğru olduğunu gördük. Rafer Alston 3. çeyrekte kendini aşarak çoğu şutla gelen 15 sayı üretmeyi başardı. West - Hidayet eşleşmesinin mantıksızlığından bahsederken James – Alston eşleşmesinin bu derece can yakacağını düşünmemiştim açıkçası. James gönül rahatlığıyla Alston’ı bırakıp yardımlara giderken 3 maçtır çok rahattı, bu kez Alston pilav yemedi, bütün Orlando’ya ziyafet çekti.


Orlando bu maçta tam 3 kez hücumda kitlendi. İlk yarıda 12-0’lık bir seri verdiler, 2. yarıda başka bir seriyle geri düştüler, maç sonunda 4,5 dakika basket bulamayarak 98–97 geri düştüler. Sixers ve Boston serilerinde sıklıkla gördüğümüz rehavet virüsünün bünyeden tekrar bir hastalık koparmaya çalıştığı dakikalarda aşılanmış olmak etkisini gösterdi ve babacan Van Gundy tarafından iyileştirildiler. SVG’nin tek hatası oldu maç boyunca diyebiliriz ki o da maç sonunda 20 saniye kala mola almaması değil, ilk yarı sonundaki Cavs rüzgârını dindirmek için aldığı molayı yaklaşık 2 dakika geciktirmesiydi.


Normal süre sonunda Hidayet – Lewis ortak yapımı üçlük, James’in serbest atışları olmasa maçı getirmişti ama James bir şekilde yine omzuna aldı Cavs’i tek başına ve taşıyabildiği kadar da taşıdı.3,5 çeyrek takım gibi oynayan Cavs’in o noktadan sonra her şeyi Lebron’dan beklemesi bana anormal geldi. Birazcık topu paylaşsalar, birazcık sağa sola bakınsalar maçı rahatlıkla alabilirlerdi aslında. James maç sonunda ve uzatmada o kadar yoruldu ki sanırım soyunma odasından otobüse kadar iki kişi koluna girmek zorunda kalmıştır. Cavs bu kadar yorarken James’i, Orlando’nun neredeyse herkesi kullanmaya çalışması, herkesin topa dokunması onları uzatmaya gayet diri taşıdı. Maç boyu sahada mı acaba diye gözlerimizin aradığı Rashard Lewis’in aslında sol dipte kurduğu çadırda sıranın kendisine gelmesini beklediğini gördük. Courtney Lee’nin maç sonunda hiç çekinmeden şut kullanabildiğine, Howard’ın 3 çeyreklik nadastan sonra iksir kazanına düşmüş Oburiks gibi etrafı dağıttığına şahit olduk. Pietrus her zamanki gibi hem savundu hem skor üretti. James’in bu kadar yorulmasındaki en büyük etkenlerden biriydi vazgeçmeyen yapısıyla.

Bu maç Rashard Lewis’in bize o kontratı boşuna almadığını, Alston’ın rakibin ayağının altında da patlayabilecek bir serseri mayın olduğunu, Hidayet’in ne muhteşem bir saha görüşü olduğunu, Howard’ın da en az James kadar kuvvetli olduğunu, Pietrus’un her geçen maç daha bir NBA oyuncusu olduğunu gösterdi Magic açısından. Cavs açısından baktığımızda ise Koç Brown’ın birazcık doğruları yaptığında takımını maça ortak edebildiğini, Lebron James’in de insan olduğunu ve yorulabileceğini, o kadroda Gibson diye bir adam olduğunu gördük.


Koç Brown belki Magic’in pick-n-roll’lerini sınırladı, penetrelerini engelledi, Howard’a top inmesini hat safhada zorlaştırdı ama halen yanlış oyuncu eşleştirme ve gereksiz riske girme hastalıklarından kurtulabilmiş değil. Karşısında bu kadar rahat pas yaparak savunma dengesi bozabilen bir takım varsa bunun en önemli suçlusu da kendisi. Van Gundy de hatalar yapıyor maç içinde ama çok çabuk çark ediyor bunlardan. Brown inatçılık etmese, oyuncularını daha ekonomik kullanıp doğru eşleşmeleri bulsa Cavs şu noktadan bile seriyi alabilir. Çünkü Orlando bu maçtaki kulüp playoff rekoru 17 üçlük isabetini bir kenara koyarsak, çok ekstra bir basketbol oynamıyor. Sadece boş adamı bulmak ve dengeli savunma yapmak denilen 2 basketbol doğrusunu yapıyorlar.


Bu maçla ilgili hakemlere de değinmek gerek. Cleveland’daki hakem faciasından sonra bu sefer ortadaki düdüklerin ağırlığı Orlando cephesine kaydırılmaya başlandı. Tasvip edilecek bir hareket değil asla ama şu gerçek de var ki maçı katlettiler diyemiyoruz Orlando’daki maçlar için, ilk iki maçtakilerin aksine. Yine de hakemler ne çalarsa çalsın Orlando deplasmandan bir galibiyet çıkartabildi, aynısını Cleveland da yapabilmeliydi bu seride var olmak istiyorlarsa.


5. maça çıkarken Cleveland’da seyirciler dahil herkesin sinirleri iflas etmiş durumda olacak. Normal süre sonunda ve uzatmada Lebron James’in adeta 10 ton yük altında ezilirmişçesine verdiği yüz ifadesi Cavs’te sıkıntının ne seviyede olduğunun en büyük göstergesi. Öte yanda maç boyu çok rahat, birbiriyle şakalaşan, her fırsatta gülen bir takım var. Şu inanılmaz stresli maçta hiç birinin yüzünün asıldığına şahit olmadık. Bu da herhalde iki koç arasındaki mental yaklaşım farkını ortaya koyan bir gösterge olsa gerek.


Seri 3-1’e geldi. NBA tarihinde 7 maçlık serilerde 3-1’den geriye gelip turu geçen sadece 7 takım var yanlış hatırlamıyorsam. Ama dediğim gibi “takım” var, tek bir adam, süper bir yıldız ya da bir Koç değil, tepeden tırnağa “takım”. Tek bir adam belki size birkaç maç kazandırabilir ama asla bir turu ya da şampiyonluğu kazandıramaz.

Kan, ter ve gözyaşına sahne oldu bu gece, hepsi Lebron’a aitti yine, azıcık Varejao omuz vermişti ona kan akıtırken, bu sefer tertemizdi oyunu ama olmadı, Kral bir kez daha mağlup, savaş kaybedilmek üzere.


Basketbol, sağlık ve mutluluk dolu günler…


Not: Bu yazı NBAKolik.com için yazılmıştır.

26 Mayıs 2009 Salı

Bugün Galatasaray'a Gelenler #6

Alain Perrin

Paul Le Guen

Co Adriaanse

Altıntop Kardeşler

25 Mayıs 2009 Pazartesi

Tolga'dan Cavs - Magic Değerlendirmesi

Tolga uzun zamandır blogun özellikle basketbol kısmına yorumlarıyla büyük katkıda bulunan bir arkadaşımız. Her yorumu dopdolu, her yorumu okunası. Bu yorumuna dayanamadım artık, buraya koyuyorum, hep beraber okuyalım. Piyasada basketbolu biliyorum diye geçinenlere kapak olsun Tolga'nın dedikleri, yorumları. Sağolasın Tolga.

"Orlando tarafında herkes hala temkinli konuşuyor.maç içinde dışında şımaran gösteriler yapan adam yok(Diaz,takım kazandıkça serpilmeye başlıyor yazılarında;onu ayrı tutalım bilgi: Tolga’nın dediği Diaz Orlando Sentinel Yazarı George Diaz’dır). Forumda okudum:Cenk Hoca, Boston 3. maçı hariç henüz Orlando’nun tam randımanlı oynadığı maç yok diyor.Kesinlikle haklı. Orlando, iç saha maçlarında ilk çeyreklerde 30'un altında attığı zaman ya da ilk çeyrek kafa kafaya geçtiği zaman,maçın geri kalanını sıkıntıyla izlememiz gerektiğine işarettir bu durum. Aslında bu geceki Cavs maçına benzer maçlar da çok oynadı sezon içinde ve playofflarda Magic. 7-8 sayı ile önde olunan, ancak maçı kopartabileceği şutları sokamayıp,son dakikalarda koltuk eskiten maçlar oynuyor. Philly ve Boston içerde oynanan altı maçın beşi bu şekilde oldu, hep öndeydik; ikisi son saniye şutu ile kaybedildi,üçü kazanıldı.Yine görüyoruz ki Magic deplasmanda Cengizhan’ın orduları gibi; yabancı toprak demiyor, kimi maçlar ilk kiminde ikinci yarı işgal ediyor, yağmur gibi yağıyor, kadın çocuk demeden...Durayım burada, kontrolü kaybetmeyelim.

Yine Cenk Hoca’nın değindiği bir şey var: West-Hidayet eşleşmesini çözemedim, yıllarca basket oynayıp seyrettim ama bu hamleye anlam veremiyorum. Aslında güzel bir şey var burada Magic adına. Hido West ile eşleşince, Magic, Hidonun West’i sırtına alıp potaya gittiği hamlelerden kaçınıyor (1-2 kez yapsa da işin suyunu çıkartmıyor). Yani Magic karakteri dışında pek iş yapmak istemiyor. Birazcık bu kışkırtan bir hamle gibi olsa da kışkırttıkları adamın basketbol zekası hafife alınacak gibi değil. Zaten sezonda da bu tip post-up oyunlarını-eşleşmeden kaynaklı, Howard dışında- Lewis ile deniyor Magic, zaman zaman da Pietrus'u deniyor.

Seri bitmeden fazla iddialı konuşmamak gerekir belki ama, görüldü ki-bakın Hollinger bile özür diledi Orlando’dan, çünkü kuponu yattı, 5 maç demişti Cavs için (bilgi: ESPN’den analizci John Hollinger bu şahsiyet de). İpin bir ucundan takımdaki herkes tutuyor, diğer uçta tutan sadece bir adam, takımın geri kalanı o adamın belinden omzundan tutup çekmeye çalışıyor.Haliyle yoruluyor ümitsizliğe düşüyor o adam da, ortadaki bataklığa yaklaştıkça. Cleveland'da panik havası hakim. 4.maç kritik dense de -ki 3. de kritik deniyordu hatta ilk iki maç da kritik denmişti-, Magic, alsın almasın, bu seriyi en kötü son maça zorlayacak.aslında, bu maçları görünce şöyle düzetmek lazım: Cavs son maça zorlayacak. Sezon içinde NBA basınında, çevresinde, Magic’in başarısına kayıtsızlık, sanırım, yıllardır NBA'in gerçek basketbolu izleyememiş olması olabilir. Phoenix'in bir aralar oynadığı olağandışı basketbolü bence fanteziydi ki ömrü kelebek ömrü kadardı; NBA yine farklı bir şey izliyor ama bu sefer gerçek basketbol izliyor. Bu arada, ben de basketbol oynadığım zamanlardan -ufak tefek olduğumdan-o dirseklerin acısını iyi bilirim, her hafta terziye dikişe giden pantol gibiydim.Williams'a geçmiş olsun diliyorum. Johnson da hak ettiği cezayı aldı zaten."

Sinir Harbini Daha Önce Yaşamış Olanlar Kazanır


Cleveland’ın bu sezon ligdeki derecesine, rakiplerine attığı farka, iç sahadaki 40 galibiyetine, dış sahadaki mağlubiyet sayısına, playoff ilk iki turunda her biri 10 sayı ve üzeri farklarla kazanılan 8 maçına baktığımız zaman bazılarımız muhteşem bir takım, bazılarımızsa kaos ortamından kolayca sıyrılamayacak bir takım görüyoruz. Bu kadronun süper yıldızı Lebron James ligin MVP’si olabilir, ya da Cavs normal sezonun en az sayı yiyen takımı, bunların hepsi geride kaldı. Burası artık tam anlamıyla bir kurtlar sofrası, ya avsınız ya da avcı. Cavs hep avcı rolündeydi bugüne kadar, av olmanın psikolojisini, hayatta kalmanın yollarını tam anlamıyla bilmiyordu. Yavaş yavaş öğrenmeye başladılar ama bu hayat okulundan mezun olmayı başarabilecekler mi?

Rahmetli dedem çok kullanırdı şu sözü “Sinir Harbini daha önce yaşamış olanlar kazanır”. “Hiç harp etmediysen adam vurmayı da bilemezsin, kurşundan kaçmayı da.” diye de devam ederdi. Nurlar içinde yatsın, tecrübe dedikleri bu olsa gerek. Yenilmenin, maç kaybetmenin, düelloda taraf olmanın, baskı altında ayağa kalkmanın ne demek olduğunu çok iyi bilmiyormuş Cavs, aslında söylemiştik bunu, ama bu derece olduğunu bilmiyorduk açıkçası. Bu sezon bir takım olarak görmeye alıştığımız Cavs Orlando’nun akılcı savunması ve kaos şeklindeki hücumuyla karşılaşınca, oyuncular teker teker sorumluluk almaktan kaçar hale geldiler. Herkes James’in eline bakar oldu. Hele 2.maçtaki son saniye üçlüğü, kabul etmek gerek muhteşemdi, bütün yükü James’in üzerine yığdı. Artık her şeyi onun yapmasını bekler halde takım arkadaşları. Orlando savunması alan daraltıp, pota altına gömülürken onları dış şuta mahkum bırakıyor. Koskoca Ilguaskas bile pota altında yer kalmayınca bilmem kaç tane üçlük deniyor. Penetre etmeye kimsenin cesareti kalmamış vaziyette. James bile çok zorlanıyor penetrelerde, bulduğu sayılarda adeta dayak yiyor içeride, kolay sayılar bulamıyor, devamlı faul çizgisine gidiyor ya da dış şuta mecbur kalıyor kimse sorumluluk alamdığı için, herkes statik olduğu, James ne yapacak diye baktığı için. Lebron James iyi bir üçlükçü değil, orta mesafe şutuna saygımız var ama asla iyi bir üçlükçü olduğunu söyleyemeyiz. Koşullu yanılsama dedikleri olgunun kurbanı oldu bu maçta adeta. 2. maçı üçlükle kurtaran adam olarak savunmanın da etkisiyle ama gereksizce tam 8 üçlük kullandı, sadece bir isabet buldu. 2. maçta da 1 isabet bulmuştu, o son üçlüğüydü o ama James bir üçlükçü değil ki. O takımda iki üçlükçü varsa o adamlar Wally ve Gibson. Kenarda paslanmaya bırakılan değerler. Mike Brown yılın koçu mu seçilmişti?

Bir Magic yazısında bu kadar çok Cavs anlatmamızın sebebi aslında Magic’in ta kendisi. Ne Pistons ne de Hawks Cavs’e eşleşme sorunu çıkarabilecek takımlar değildi. Her pozisyonun bir karşılığı vardı. Ama Magic öyle değil. Lewis – Varejao, Hidayet – West (ki neden James’in Hidayet’i almadığını anlayabilmiş değilim) eşleşmeleri Cavs’in kaldırabileceği türden değil dedik hep, öyle de oldu. İlk maçta canlarına okuyan Howard’ı 2 maçtır ikili sıkıştırmalar ve topu yere vurmasına izin vermeyerek iyi durdurdular. Garanti pozisyonlarda faul yapmak da iyi seçim ancak bazı günler Howard’ın o atışları sokası geliyor adeta. Dün gece 14 serbest atış soktu. 2 maçtır Cavs savunmasını dağıtan Hidayet’e tepede yardım getirip tıpkı Sixers’ın yaptığı gibi ilk adımını engellemeye çalıştılar, çok da başarılı oldular. Bu savunmada zorlama şutlar kullanmak zorunda kalan Hidayet bileği de iyi olmayınca başka yollar aramak zorunda kaldı. Çözüm yollarını gördüğümüzde bir kez daha ne kadar akıllı ve kıymetli bir oyuncu olduğunu gördük Hidayet’in. Özellikle 2. çeyrekte takım tıkanmış ve şut bulamazken topu taşımak yerine, kat ederek ve perdelerden çıkarken teması alarak faul çaldırdı lehine. Rakibin faul hakkını doldurup devamlı çizgiye gitti. 11’de 1’le oynadığı bir gecede 13 sayı bulup, skora başka türlü de katkı yapamazdı zaten. Önceki senelerde şut sokamadığında moralinin bozulmasına alıştığımız Hidayet’in maç boyu yüzü hiç asılmadı, sanki bu faul alma işi onun B planı gibiydi ve işler iyi işledi.


Alston’ın fena oynamadığından ama şut sokamadığı için aksayan parça olduğundan bahsetmiştik NBAKolik forumlarında. Bir şut fazla soksa her şey farklı olur demiştik. Lewis, Hidayet ve Howard’ı Cavs’in kitlediği dakikalarda özellikle ilk çeyrekte muhteşem çıktı sahneye, gedikleri kapatan adam oldu hücumda. O birazcık şut sokunca Cavs’in herhangi bir maçı koparıp götürmesi ihtimal dahilinde bile olamaz. Aynı şekilde Pietrus’un görev aldığı sürece James’i bezdirmesi ve ceza atışları çok işine yaradı Magic’in.


3. maçta Orlando Magic açısından hücumdaki en sevindirici gelişme, çok yüksek isabet yakalayamasalar da, çok fazla pas yapması oldu. Yayda çevrilen sonra Howard ya da Gortat’a inip anında geriye çıkan toplar hep boş atış ya da penetre koridoru yarattı. İlk iki maçta bu derece pas yapamamıştı Magic. Kaos hücumunu bu sefer muhteşem uyguladılar. Pas – pas – penetre – pas –şut! İlk iki pas sayısını 5-6’ya çıkarabiliriz. Bu iş koşarak ve çok hareketli yapıldığında rakibin dengesi inanılmaz derecede bozuluyor. Beklediğimizden daha iyi pick-n-roll savunması yapınca Cavs bu sistem çıkış oldu. Devamlı kat eden oyuncular, perde çıkışlarında çok etkili oldular ya da faul aldılar. Rakibi iyi savunup ribaunt üzeri hızlı hücumlar da tatlının üzerine kaymak oldu adeta.


Hidayet ve Howard’a ikili sıkıştırma yapınca 2 maçtır çok kötü şut atan Alston’la ve Lee ile risk almaları mecburiydi, oynadıkları kumar tutmadı. Cavs 4. maçı kazanmak istiyorsa tek çareleri sadece Howard’a ikili sıkıştırmaya devam edip, James’i Hidayet’e vermek, Joe Smith’i daha fazla oyunda tutmak ve Wally ile Gibson’ı bir şekilde rotasyona dahil etmektir. James Cavs’e son saniyede bir maç aldırmış ve 40 küsür sayı ortalamaya ile oynuyor olabilir ancak hiçbir zaman bir adam bir takım etmez.


2. ve 3. maçı NTV’den izleyenler spikerlerin anlatım farklarını net olarak görmüştür. İsmail Şenol gayet dengeli ve zevkli bir anlatım sundu bizlere. Kaan Kural yine çok da önemli olmayan bilgi ve her pozisyona yorum sağanağına tutsa da bizleri, Şenol maçın seyir zevkine çok şey kattı. Biraz da böyle dinleyelim artık maçları, tarafsızca ve sadece basketbol izleyerek.


Basketbol, sağlık ve mutluluk dolu günler…

Not: Bu yazı NBAKolik.com için yazılmıştır.

24 Mayıs 2009 Pazar

Çoban Salata Yılın En iyi 11'i

Plaseler: Volkan Demirel, Sylva, Lugano, Sivok, Cale, Hakan Balta, Musa Aydın, Harry Kewell, Yattara, Yusuf Şimşek, Volkan Şen, Mehmet Yıldız, Bobo, Nobre, Beto

Not: Takımının formasını sezonun büyük kısmında giyen oyuncular dikkate alınmıştır.

Çoban Salata Yılın Hayal Kırıklığı 11'i

Plaseler: Jefferson, Tolga Seyhan, Volkan Yaman, Uğur İnceman, Selçuk İnan, Mehmet Çakır, Alex, Semih, Nonda, Aghahowa

Not: Takımının formasını sezonun büyük kısmında giyen oyuncular dikkate alınmıştır.