Sayfalar

3 Şubat 2009 Salı

Mourinho'nun Quaresma Bilmecesi

Quaresma'yı transferin son günlerinde Inter'e getirirken Mourinho ona çok güvendiğini ve kariyerindeki atlamayı Inter'de yapacağını söylüyordu. Daha adam Inter'e geleli 6 ayı geçmedi ama her ne olduysa araları açıldı. Pazar günü Torino karşısında Quaresma'yı kurtarıcı olarak oyuna alan Mourinho, akşamına aynı adamı Avrupa Kupaları oyuncu listesinden çıkardı. Quaresma'nın moralinin inanılmaz bozulduğu, acilen takımdan ayrılmak istediği söylendi. Transferin son gününde, piyasanın kapanmasına dakikalar kala Scolari milli takımdan oyuncusu olan Quaresma'ya sahip çıktı ve Chelsea oyuncuyu Inter'den kiraladı. Mourinho bir kaç haftadır Quaresma'nın taktiksel disipline sadık kalmadığından ve bir futbolcu olarak hala eksikleri olduğundan dert yanıyordu ancak bu kadar ileri gidip adamı sileceğini hiç birimiz düşünmemişizdir. Olan Inter'in 18 milyon Eurosuna oldu diyeceğiz artık. Bu moralle Ada'ya gelen Quaresma'dan verim alabilecek biri varsa o da Scolari'dir herhalde. Carvalho ve Deco'nun terapileri ve Scolari'nin babacanlığı birleşir Quaresma yeniden dirilir diyorum ben, ya da en azından futbola olan sevgim ve kendini verdiğinde futbolunu izlemek zevk olan bir adamı yeniden o haliyle sahalarda görmek istediğimden bu düşüncelerim.

Rafael Nadal



Üçlük Makinası Bozuldu

Üçlük konusunda NBA'in önde gelen takımlarından Orlando Magic. Üçlük isabet yüzdesinde lig lideri ve üçlük savunmasında lig üçüncüsü konumunda Magic. NBa'in enteresan fikstürü nedeniyle bir çok takımın seyehatler yüzünden sorunlar yaşadıklarını biliyoruz. Bir nezerini de Magic yaşadı bu maçta. Daha dün gece Kanada'da Toronto ile oynamışken binlerce km yol gelip, sabaha karşı yattıktan sonra hem jetlag etkilerinden kurtulmak hem de Dallas gibi bir takımla oynamak hiç kolay değil. Dallas tarafı bu avantajı iyi değerlendirip bire birde çok sert savunma yapınca Howard'dan başka buna direnebilecek kuvvette bir adam çıkmadı Magic'te. Şuta mecbur kalındı, Dallas bir anlamda Magic şutunu riske etti ve kazandı. İlk satırlarda söylediğim iyi işleri yapan Magic sezonun en kötü üçlük performansına imza attı, 20'de 3. Yetmedi Nowitzki kendini savunan Lewis'i adeta paspasa çevirdi. Şut sokamayan Magic'te kafayı kullanan adam Hidayet oldu ve olabildiğince içeri yüklenerek faul almaya çalıştı, çizgiden skor üretmeye uğraştı. Ama maçın başından beri gözüken fiziki yorgunluk Magic'i esir aldı. Kuşkusuz sadece uzun yolculuk ve yorgunluk değildi Magic'i yenilgiye götüren. 3. çeyreğin hemen başında Jameer Nelson yanlış hatırlamıyorsam Dampier Nelson'a sert bir faul yaptı, omzu bir hayli açılan Nelson dengesini kaybedip bir de aynı omzun üzerine yere düşünce ciddi bir sakatlıkla karşı karşıya kaldı. David Steele'in söylediğine göre Nelson'ın sağ omzu çıkmış ve maç bitmeden hemen hastaneye doğru yola çıkarılmış. Kariyerinin en iyi sezonunu geçirirken bu sakatlık Nelson'ı ve Magic'i nasıl etkileyecek bekleyip görmek gerek. Umarım All-Star'a kadar iyileşir ve hayatının fırsatını kaçırmaz. Bu arada bir Magic taraftarı olarak Hollins'ten Barea'nın asistinde sayı, Barea'dan ise üçlük yemek beni acayip rahatsız etti. Bakalım sezon genelinde rezalet bir performans veren Anthony Johnson Nelson yokken neler yapacak?

Roethlisberger - Steelers - Warner


2 Şubat 2009 Pazartesi

Rövanşı Almak

Geçen maçta Toronto Orlando'yu yenmiş ve play-off yolunda biraz silkinip kendine gelmeye çalışmıştı. Ancak sonrası pek istedikleri gitmedi onlar için. Toronto mağlubiyeti Orlando için ise bir şaha kalkış olmuş ve üst üste kaznılan maçlarla lig liderliğine kadar yürümüştü Magic. Toronto'daki bu son maç Magic açısından geçen mağlubiyetin acısını çıkarmak için bir fırsattı ve Van Gundy'nin adamları bu fırsatı kaçırmadılar. Nelson'ın All-Star moraliyle oyun kuruculuğu hatırladığı ve her zaman görmek istediğimiz oyununu sergilediği maçta yaptığı 10 asist Magic taraftarını az da olsa umutlandırdı. Hücum anlamında iyiydi ama önemli bir gerçek kendine göre uzun ve kuvvetli rakip oyun kurucuları tutmakta çok zorlanıyor. Magic Bosh'u çok iyi savunurken Howard'a indirdiği her top sayı oldu neredeyse. Bosh'un arkasında Howard'a bir alternatif olmaması Toronto'nun elini kolunu bağladı. Toronto çok iyi şutörleri olan bir takım olsa da dün gece bazı maçlarda şutların giremeyebileceğinin adeta ispatı olan bir maç yaşadılar. Magic için sırada Dallas maçı var. Back to back maçlarda herhalde oynamak istemeyeceğiniz en önemli takımlardan biri. Fast break takımı olması ve Kidd gibi Nelson'ı savunmada çok zorlayacak bir oyun kurucularının olması Magic'e sıkıntı yaratacaktır.

30 Ocak 2009 Cuma

Neo - Klasik

Biri 28 diğeri daha 23 yaşında, ama onların rekabeti şimdiden klasikler arasına girdi. Kendi adıma bir Nadal hayranıyım, stiline bayılıyorum, oyuna kendini verişine bitiyorum. Fedex'in tarzı bana Pete Sampras'ı hatırlatıyor her izlediğimde. Sampras'a da hiç ısınamamıştım, Fedex de öylesine soğuk oldu hep benim için. Bugüne kadar tam 18 maç yapmışlar, Avustralya açık finalinde 19. kez konuşturacaklar maharetlerini ve biz sihirli kutunun karşısında zevkten dört köşe olacağız yine. Önemli adamları geçip geldiler finale kadar ama Nadal'ın son maçı tarihe geçti. Avustralya Açık tarihindeki en uzun maçı oynadı Fernando Verdasco'ya karşı. 6-7(4), 6-4, 7-6(2), 6-7(1), 6-4 'lük setlerle geçerken İspanyol'u tam 5 saat 14 dakika ecel terleri döktü Nadal ama daha kuvvetli olan oydu.

Şimdi finalde efsanevi bir kapışma yaşayacaklar, yine, yeniden. Bunun adı Neo-klasik.

City'nin Arapları Rahat Durmuyor

Manchester City'nin çılgın Arapları bu sefer de kancayı Blackburn'un golcüsü Roque Santa Cruz'a atmışlar. Daha önce basınımız tarafından 10 miyon Euro'ya ülkemize getirilen Santa Cruz için Rovers'a tam 18.5 milyon Sterlin önermişler ancak aldıkları cevabın hangi el hareketiyle gösterildiğini anladınız siz. Acaba şu kalan 3 günde başka hangi saçma sapan paralara hangi adamları takımlarından koparmaya çalışacaklar, sanki bir komedi filmi izler gibi izleyelim derim. Hoş olmaz mı?

All-Star 2009 Kadroları



Her bir Türk Basketbolsever gibi Hidayet ya da Mehmet'in All-Star 2009 organizasyonunda yer almasını bekliyor, istyorduk. Mehmet istikrarsızlığından kaybetti bu şansını. 43 attığı maçtan sonra tek hanelere düşüp birkaç maç kendini toparlayamaması az da olsa olan umudunu ortadan kaldırdı. Hidayet için ise söylenecek fazla söz yok. Geçen seneki muazzam takım taşıyan performansına rağmen tercih edilmemiş olması, bu sene düşen sayı ortalamasıyla zaten şansının olmadığını gösteriyordu bizlere. Bu adamın Amerikalıların gözüne girmek için daha ne yapması gerek orası da tartışılır.

Yedek seçimlerinde ciddi yanlışlar yapıldığını düşünüyorum. Orlando'dan Nelson, Indiana'dan Granger, Atlanta'dan Joe Johnson Toronto'dan Bosh, Lakers'tan Gasol resmen kontenjandan girmiş durumdalar All-Star'a. Kariyeri boyunca aylak aylak dolaşan Nelson sırf bu sezon 20 maç iyi oynayıp, yüzdeli üçlük attı diye nasıl seçilebilir? Takımı ayaklar altında paspas olan, savunma ile uzaktan yakından alakası olmayan, durmadan şut atan, hep atan, bıkmadan top sallayan Granger bu kadroya nasıl girebilir? Geçen seneye göre son derece alternatifli bir kadroyu ileriye taşımayı başaramamış Bosh'un All-star'da ne işi var? Geçen senelere göre şut, üçlük, serbest atış yüzdeleri düşen, kariyerinin en yerinde olmayan, düz oyuncu Johnson nasıl olur da sırf Atlanta'dan da biri olmalı denilerek kadroya alınır? Bynum Los Angeles'ın altını üstüne getirip kendini aşarken Gasol'un orada işi ne?

Ray Allen, Steve Nash, Rajon Rondo, Al Jefferson, Hidayet, Vince Carter, Calderon gibi bu sezon oyunu her iki yönü ile oynayan ve gayet de başarılı adamlar varken bu formalar gerçekten hak edenlere verilmemiş durumda. Bu Al-star'ı eğlenceli kılabilecek yegane adamlar Shaq ve Howard olacak, onlar da olmasa zaten bu organizasyondan iyice soğurduk herhalde.

Lebron'a, Brown'a Alayına Tokat

Müthiş bir maç, harika bir takım ve o takımı yakalamaya çalışan tek kişinin sırtına yüklenmiş koca bir yük. Dün akşamki maç James'in taşımadığı Cleveland'ın yerinde sayacağının en büyük ispatı. Karşındaki şampiyonluk yolunda en büyük rakiplerinden biri olan takım. Ama sen o takıma takım muamelesi yapmaz da sadece en büyük yıldızını durdurmaya çalışırsan işin biter. Koç Brown'un inanılmaz taktiksel hatalarıyla dolu bir maç oldu baştan sona, bir defa sinirlerine hakim olamadılar. Van Gundy'nin takımı sakin olan ve bunun karşılığın alan taraftı. Maç belki 99-88 bitti ama, aslında Hidayet'in smacı skoru 97-74'e getirdiğinde maç resmen olmasa da bitmişti. Sonrakiler boşluktan kaynaklanan, rehavetten odaklanan basketler. Büyük bir adım oldu Magic için, Cavs'in yıldızdan samadığı yıldızlarıyla, yine bir takım olarak kazandılar. James illa ki bir yerde yorulacak, işte o zaman işleri çok zor olacak.

29 Ocak 2009 Perşembe

2011 Şampiyonlar Ligi Finali Wembley'de

2011 Finali yeni Wembley'de. Yeni hali muhteşem, ilerleyen günlerde üzerine uzun uzun konuşuruz. Keşke orada bir Türk takımını görebilsek.

Yuvana Hoşgeldin!

Muazzam saygı duyuyorum Kerem Tunçeri'ne. Türkiye'de aktif oyuncular içindeki kuşkusuz en iyi oyun kurucu. Efes'te oynadığı dönem gereken saygıyı gösterememiştik ona. O saygıyı Avrupalılar gösterdi, Real Madrid'in 1 numaralı adamı yaptılar. Kendini ispat etti, İspanya Şampiyonu oldu, hep istendi, aranan adam oldu. Bir tek Tanjevic sildi onu bir dönem sonra mecburen yaladı tükürdüğünü, çünkü gerçekten en iyisi o. Orhun Ene'den sonra gönül rahatlığıyla bir tek onu izleyebildik Milli Forma sahadayken. O yokken Efes hep dibe doğru gitti. Son çöküş ona sarılmayı zorunlu hale getirdi. Öze dönüş sürüyor bir anlamda. Önce Kaya alındı, Şimdi Kerem geldi, Aydın Örs'ün adı geçiyor genel menejerlik için, yakında Ermal'in adı da düşer satırlara. Ergin Ataman'ı hiç Efes'e yakıştıramadım, oraya ait göremedim ya neyse, eski koç da takımın başında. Efes'te eskiye dönüş çabaları, sevdalılarını tekrar parkeye bakmaya zorluyor. Kerem'in gelişi bir milat olur umarım, yanlış yabancı transferlerinin sona erip, kendi evladımıza sahip çıkılmaya başlandığının miladı. Hoşgeldin yuvana Kerem!

Pietrus Döndü Magic Rahatladı

Mickael Pietrus'un bu sezon Magic takımının en büyük kazancı olduğundan bahsetmiştim hep önceki yazılarımda. Ancak hem parmak hem bilek sakatlığı üst üste gelince sezon başındaki fırtına girişini sürdürememişti Pietrus. Dün itibariyle Pacers maçında sahalara geri döndü. Aslında 1 hafta daha beklemiyordu ama bandajla ve kocaman yüreği ile sahaya çıktı Pietrus. Belki de en uygun maç buydu onun için, yumuşak savunma yapan ve bire bir sertliği nerdeyse hiç olmayan, savunma nedir unutmuş Pacers biçilmiş kaftandı. Van Gundy de onu doğru zamanlarda kullandı, yedeklere karşı oynadı daha ziyade ama 30 dakika da sahada kalrak her ne kadar bilek sakatlığı geçirmiş olsa da fiziksel antrenmanları kaçırmadığını gösterdi. Pietrus Magic'in başarı yürüyüşünde önemli bir adam. eğer SVG onu Pacers maçındaki gibi yedekten getirirse, ki Pietrus'un bunu sorun edeceğini sanmıyorum, hem Lee hem Pietrus kazanılmış olur bu sezon sonunda. Pietrus hem maçın en skoreri hem de en büyük sürprizi oldu. Pacers'ın acayip sayı yediğini biliyorduk da bu kadar rezil olduğunu bilmiyorduk açıkçası. O'Brien'ın günlerini sayılı görüyorum Indiana'da. Allah Pacers taraftarına sabır, Larry Bird'e de dirayet versin. Maçın gerisini konuşmaya gerek yok, yıldızlar yıldız, Magic takımdı. Sonuç normal, skor anormal. 60 galibiyet yürüyüşü sürüyor.

Cavs Anketi

"Cleveland Cavaliers İlk İç Saha Mağlubiyetini Kimden Alır?" konulu basketbolseverle dönük anketimiz sona erdi. Katılımcıların %41'i NBA'in en iyi deplasman takımı olan Orlando'nun taa Mart ayına ayına kadar yenilmeyeceklerini düşündükleri Cavs'i deplasmanda yeneceğini düşünmekte. Eğer Cavs böylesine müthiş bir başarıya ulaşırsa NBA'in en önemli iç saha performanslarından birine imza atmış olacak. NBA'de bir sezonda en iyi iç saha performansına sahip takım şu an için 1985-1986 sezonundaki derecesiyle Celtics. Bird - Parrish - McHale'i o efsane kadro o sezon evinde sadece tek maç kaybetmiş ve 40-1'lik derece yapmıştı. Katılımcıların %25'i ise Lebron'u ancak Kobe alt eder diye düşünerek Lakers'ı tercih etmişler. Phoenix ve Detroit'e fazla şans verilmemiş. Gözüken o ki NBA'i takip edenler Cas'in iç saha başarısının Kobe de başaramazsa uzun süre devam edeceği görüşündeler. KAtılan herkese sonsuz teşekkürler...

Efsane Celtics Kadrosu, 1985-86 Şampiyonu

27 Ocak 2009 Salı

Ada'dan Transfer

En büyük gelişme kuşkusuz Arshavin'le ilgili. Ruslar Arsenal'in teklifini kabul ettik bundan sonrası Arshavin'e kalmış diye açıklama yapmışlar. Arsenal tarafı ise temkinli, henüz netleşen bir şey yok diye kaçamak cevaplar veriyorlar sorulara. Avrupa vitrini, EPL seyircisi, Arsenal ve Zenith için büyük kazanç Arshavin, kısacası kaybeden yok bu transferde.

Juventus, Chelsea'de hem taraftarın hem de hangi hoca takımın başında olursa olsun hiç birinin imtina etmediği, zaman zaman kanat oyuncusu zaman zaman golcü kisvesine bürünen Florent Malouda'yı sezon sonuna kadar kiralamak için Chelsea ile neredeyse anlaşmaya varmış durumda. Anlaşma kesinleşirse sezon sonu için satın alma opsiyonu olacağı ve Juventus'un Malouda'yı bonservisiyle birlikte Torino'da tutabileceği söylenmekte.

West Ham United Almanların devşirme harika çocuğu 19 yaşındaki Uganda asıllı Savio Nserenko'yu transfer etti. Transferin 9 milyon sterline patladığı söylenmekte. ozhano'nun Nserenko ile ilgili söyleyecek sözleri var, ilerleyen postlarda okursunuz.

Bolton Sporting Lisbon'un defansif orta saha oyuncusu - şu bizdeki müthiş tabiriyle önlibero- Veloso'yu transfer edebilmek için 12 milyonluk sterlin teklif etmiş. Şimdi Lisbon'un cevabı beklenmekte. Bu adama ne bulduklarını merak ediyorum açıkçası, beynelminel bir oyun tarzına ship, bence eşdeğeri kolay bulunabilecek bir adam. Bolton bu teklifi yaarken aynı zamanda Wolves'tan orta saha oyuncusu Mark Davies'i de kadrosuna katmış.

Portsmouth Savio'yu alan West Ham'dan Hayden Mullins'i ve Porto'dan Pele'yi alarak orta saha alternatiflerini çoğaltmış. Mullins alternatif olmaktan öteye geçemez de Pele de bir ışık var, oynatılırsa.

Bu transfer Ada'dan değil ama adam Adalı olduğu için üstünde durmak gerek. Milan Beckham'ı takımda tutmaya karar vermiş ve 4.5 milyon sterlinlik bonservisi ödemeyi göze almış. 33 yaşındaki artistik futbolcu için önemli bir para. Aşağılarda Beckham'ın basından gizli yaptığı Borgonovo ziyaretini anlatmıştık. Milan Inter'e kıyasla manevi yönü ve aidiyet duygusunun çok yüklü olduğu bir camia, Kaka olayında bunu gördük. Şahsi kanaatim o ziyaretin de Milan camiasında Beckham'ı sahiplenmeleri açısından bir katkısı olmuştur.

Redknapp Tayfayı Topluyor

Harry Redknapp şu anda Real Madrid'in başında olan Juande Ramos'tan aldığı enkazı adama çevirebilmek için çareyi eski tayfayı toparlamakta buldu. Önce zararına Defoe'yu adı Portsmouth'tan hem de tarihi kazıkla. Yetmedi dün Chimbonda'yı Sunderland'den tekrar White Hart Lane'e getirdi. Ne kadar kazık yiyeceksek yiyelim ligde kalalım mantğıyla hareket ediyor besbelli Redknapp ve şimdi sırada Robbie Keane var. Sezon başında Rafa Benitez çok büyük umutlarla getirmişti Keane'i Anfield Road'a, tam 20 milyon Sterlin saymıştı. Özellikle Tottenham'daki Keane Liverpool'un belki de aradığı adamdı. Yırtan, dağıtan, servis eden, bitiren Keane. Ama nedense o kadar parayı sayan Benitez ilk bir kaç maçtan sonra sanki Keane yokmuş gibi davranmaya başladı. Önce yedek kalmaya başladı, sonra kadroya girememeye. Artık sıradan maçlarda bile adı tahtada yazmıyor Keane'in. Benitez performansı düşük yoksa bir kinim yok diyor, Keane daha ne yapmalıyım çalışıyorum da çalışıyorum diyor. Bu tartışmadan Redknapp kendine pay biçiyor.Tottenham'da takım kaptanı, adı tahtaya ilk yazılan, takım etrafaına kurulan oyuncu iken Liverpool'da opsiyonlardan biri olmak kuşkusuz Keane'i yaralamış ve yüzüne de yansımıştır. Ancak bildiğimiz Keane her daim çalışır ve işini aksatmaz, performansın en yükseğini vermeye çalışır. Böylesi bir adamın Liverpool'un bugüne kadar oynamış olduğu 34 resmi maçın sadece 5'inde 90 dakikayı tamamlamış olması da soru işaretidir. Soru işareti ise şu cümlenin sonuna yakışır: Benitez'in çılgın rotasyon anlayışı kaç oyuncunun başını yaktı?

Bugün Tottenham Keane'in peşinde, Keane ise forma. Peki Keane'in peşinde olduğu formanın rengi şu 4 günde değişir mi acaba...

Yazık Sana!


Yorumsuz...

25 Ocak 2009 Pazar

Bir Nelson Rezaleti

Tam takım oyuncusu oldu, artık ön plana çıkmak için değil takımı için oynuyor derken 2 maçtır ayarı yine bozuldu Nelson'ın. Son periyotta 10 sayı yapmış olması ya da maçı 94-94'e getiren üçlüğü atmış olması hafifletmez bile takıma attığı kazığın etkisini. Tamam takım Boston mağlubiyetinden etkilenmiş, moraller bozuk, savunma yapmak ancak son periyotta akıllara gelmiş ama bu nedenlerin hiç biri Nelson'ı ve başına buyruk oyununu affettirmez. 94'ü getiren üçlükteki sut seçimi hatalıydı şansı yaver gitti ama son topta yaptığı asla ve asla affedilemez.

Van Gundy maçın başından sonuna kadar çok sinirliydi, sanırım ilk dakikadan itibaren olacakların farkındaydı. Bu haftanın oyuncusu ödülü gerçekten Nelson için hiç ama hiç iyi olmadı, tutturduğu istikrar ve oyun bir anda kocaman egosuna yem oldu gitti. 2 günlük ara ve Salı günü kendi sahasında çok yiyen Indiana ile oynanacak olması Magic için büyük bir toparlanma imkanı. Van Gundy yine elinden geleni yapıp 2 maç önceki Magic'i geri getirecektir.

Ha bu arada Wade'e inanılmaz saygı duyuyorum. Bu kadar hissettirmeden ve sakin bir yüz ifadesiyle böylesine muhteşem bir lider olmak nasıl bir meziyettir...

24 Ocak 2009 Cumartesi

City'e Gelirim

Buffon Kaka'nın aldığı türden astronomik bir teklif alırsa Manchester City'e imza atabileceğini söyledi. Bu noktada akıllara gelen sorular Buffon hain mi? Buffon Kaka'nın yaptığını yapmazsa Juventus'u satmış mı olacak? Buffon terbiyesiz mi, şerefsiz mi yoksa para manyağı mı?

Juventus yöneticeleri şike yaptığı için 2. lige düşürüldüğünde Del Piero, Nedved ve Trezeguet ile birlikte takımdan ayrılmayan, Juventus'u tekrar tutup 1.lige çıkaran, aldığı ücreti sırf kulübün içine düştüğü şike sonrası mali krizde destek amacıyla yarıya düşüren, 3 gün sonra 31 yaşında olacak bu adam kariyerinin son döneminde bu muhteşem teklife hayır derse kahraman, evet derse hain mi olacak? Üstelik Del Piero kariyerimi İngiltere'de bitirmek istiyorum derken.

ALS - Borgonovo - Beckham


Daha önce Borgonovo'dan ve hastalığı ALS'den bahsetmiştik. Geçtiğimiz günlerde genelde kazandığı para, magazinsel hayatı ve karısı ile gündeme gelen David Beckham'ın insan tarafını ortaya koyduğunu ve bunu gizlediğini öğrendik. Hala içindeki insanı saklayan Beckham'ı kendi adıma kutluyor ve D Haber Ajansının haberini aynen aktarıyorum. Bravo futbolun Brad Pitt'i.

"EDA BERKBAYRAK - MİLANO / DHA 24 Ocak 2009

Beckham kulübün ALS hastalığıyla mücadele eden efsanevi futbolcusu Borgonovo'yı ziyaret etti.


Mart ayına kadar Milan forması giyecek olan Beckham, üst ve alt motor dejenerasyonu olarak açıklanan ve kısa adı ALS olan Amiotrofik Lateral Skleroz hastalığı nedeniyle yatağa bağımlı bir yaşam sürdüren Stefafano Borgonova'yı evinde ziyaret etti. Milan Teknik Direktörü Ancelotti ile birlikte yaklaşık bir saat Borgonovo'nun evinde kalan ve hastalığın araştırılmasına dair kurulan vakıf hakkında bilgi alan Beckham, imzalı bir formasını da, internette açık arttırma ile satılıp vakfa gelir sağlanması için bıraktı.

Borgonovo'nun, "Sen Milan'da kalıp, kariyerini burada bitirmelisin" sözlerine ise, Beckham sadece, "Olabilir" diye yanıtladı. Beckham'ın tamamen basından gizli gerçekleştirdiği ziyaret, Borgonovo tarafından yapılan bir teşekkür açıklaması sonucusu ortaya çıktı. Beckham'in tutumu İtalya futbol camiasında taktirle karşılandı."

23 Ocak 2009 Cuma

Doc Rivers'ın Zaferi

Doc Rivers şampiyon Celtics'in olduğu gibi aynı zamanda Magic'in de eski koçu. Magic'ten ayrılışı acılarla dolu ve kötü olmuştur Rivers'ın, kredisi tükenmek üzere olan bir koçtan NBA Şampiyonu bir koça dönüşümü isesabrının sonu, Ainge'in ustalığıdır. Rivers kendisine "yıldızlarıyla şampiyon koçluğu o kadar da iyi değil" diyenlere dün geceyi ibretlik gösterse yeridir artık. Dün gece müthiş bir koçluk örneği, ciddi bir taktiksel başarı gösterdi koç Rivers ve gerçekten övgüyü hak etti.

Celtics'i galibiyete götüren etken savunma stratejisiydi dün akşam. Öylesine başarıyla uyguladı ki sahada o büyük yıldızlar bunu hayretler içinde kaldım, inanılmaz takdir ettim her birini. Neydi peki bu strateji.

1) Howard'ı önden savun ve top aldırma.
2) Howard top alırsa döneceği tarafa yardım getir.
3) Howard potadan uzakta top alırsa topu yere vurdurmadan ikili-üçlü sıkıştırma getir.
4) Lewis ve Hidayet pas isterken elini yüzlerine doğru aç.
5) Lewis ve Hidayet top alırlarsa çok yakın savun.
6) Nelson'ın pas açılarını pası alacak oyuncu noktasında kapat.
7) Nelson'ı penetreye zorla.
8) Birini riske ederek yukarıdakileri yapman gerekiyorsa Lee veya Redick'i seç.

8 maddede toplanabilecek bu savunma stratejeleri alt alta yazıldığında bunlara bir de geçen haftanın oyuncusu seçilen ve kariyerinde ilk kez bu ödülü alan Nelson'ın "ben süper bir oyuncuyum kardeşim" psikolojisini de eklersek Magic'in zaten pek bir şansı kalmıyor.

Boston hücumlarının da bu savunma stratejisini beslemek adına son derece yavaş yapıldığını, sete set hücumda Lee veya Redick'in adamını aradıklarını ya da perdelerle Pierce'ın önünü açtıklarını düşündüğümüzde koç Rivers'a ne kadar övgüde bulunsak azdır diyorum. Nelson gibi ilk düşüncesi kendisi atmak olan ve şiştiği zaman takımın üstüne patlayan bir oyun kurucunuz var ise mutlaka onu dengeleyecek bir yedeğe de ihtiyacınız vardır. Bu noktada çok umutlu olduğumuz Johnson'dan bir numara çıkmaması da elimizi eksik bırakmakta. Böylesi zor bir maçta özverili ve gayretli oynayan Lewis ve Hidayet'i de maç sonuna kadar vazgeçmeden savaştıkları için, Koç Van Gundy'i de son ana kadar bir çıkış yolu aradığı için kutlamak gerekir. Şu an için atan ama tutamayan 1-2 numaralarla ligde 60 galibiyeti yakalar yine ilk 3 içinde Konferans finalinin en büyük adaylarından biri oluruz diyorum ancak hep söylediğim gibi biri zaman zaman parçası olduğu takımda devamlı bulunması gerektiğini Nelson'a anlatmalı.

Sezon sonuna kadar müthiş bir mücadele olacak Doğu ilk 3'ünde, en karlı da biz basketbolseverler çıkacağız.

Orlando vs Boston

Maçı izlemek isteyenler için internet adresi:

http://iptv.tsinghua.edu.cn/p/watch?cid=60

VEYA

http://www.justin.tv/lipsofanangeltv

22 Ocak 2009 Perşembe

Lost Çarpması!

5. Sezonu dün gece başlayan Lost'un yeni yayınlanan 2 yeni bölümünü arka arkaya seyrettim. Tabiri caizse kafa şu anda binbeşyüz, başım dönüyor, beynim hallaç amuğu gibi bir kenara atılmış durumda. İtiraf ediyorum ki çok özlemişim ama arkadaş bir insan da bu kadar sarsılmaz ki birden. Vallahi bu dizi nasıl bitecek, nereye bağlanacak diye orta yerimden çatlayacağım yakında. Ama muhteşemdi be kardeşim, enfesti, çoooook özlemişim çok! Beni galiba Lost çarptı...

Not: Dizinin linkleri arayanlar yorumlara baksınlar

Futbolun 50 Yükselen Yıldızı

İngiliz Times gazetesinin yaptığı araştırma sonucu en çok umut vaaden ve henüz 23 yaşını doldurmamış potansiyelli genç futbolcuların listelendiği bir çalışma: Futbolun 50 yükselen yıldızı. İşin güzel tarafı dünyanın her tarafından oyuncular var listede. Geçen gün Aceto üstadımız FIFA yılın 11'i ile ilgili yorumlarını yaparken "Futbol bir tek Avrupa'da mı oynanıyor!" diyordu. Times futbolun dünyanın oyunu olduğunu idrak etmişcesine şimdi bu listeyi yayınladı. Avustralya'dan, Arabistan'dan, Kore'den her yerden adam var içinde. Times ekibi bu çalışması sonrasında dünya çapından eleştiriler almış okuyucularından, onun üzerine bir de okur alternatifi hazırlamışlar. Bu alternatif listedeki isimleri nasıl gözönünde bulundurmazsınız diye eleştiriler ayyuka çıkmış. İlk listede Hernanes, Benzema, David Silva, Falcao ve Douglas gibi gösterilirken, ikinci listede bulunanlar sanki ilk listeye biraz fark atmış gibi: Pato, Krkic, Ben Arfa, Da Silva ve Arda...

İlk listeye buradan 2. listeye de şuradan ulaşabilirsiniz. Her oyuncuya ilişkin kısa açıklamalar ile seçilme sebepleri de verilmiş.

Kapışma

Bu sabaha karşı saat 3'te muhteşem bir kapışma olacak Amway Arena'da. Orlando Magic Celtics'i konuk edecek ve 2 takım NBA ve Doğu Konferansı liderliği için kapışacaklar. Pierce'lı Garnett'li Allen'lı Celtics en büyük olduğunu kanıtlamaya çalışırken, Howard'lı Lewis'li Hidayet'li Magic "geçmişe mazi derler, Celtics'i Garden'da yerler" felsefesiyle NBA'in yeni büyüğü olduğunu göstermeye gayret edecek. Bizler de ekran karşısında tam bir heyecan kasırgası yaşayacağız. Sezonun en önemli mesaj maçlarından biri oynanacak bu gece ama mesajı kim alacak?
Geçen sezonki efsane maçı hep beraber hatırlayalım, en kötüsünden aynısını umalım.

21 Ocak 2009 Çarşamba

Müthiş Bir Maçtı!

Her hafta Çarşamba akşamları iş sonrası 6-7 halı sahada işten arkadaşlarla maç yapıyoruz. 20 kişilik gruptan o hafta müsait olan 12-14 kişiyle kıran kırana ama gönül kırmadan top oynuyoruz. Asıl mevkim savunma olmasına karşın 2 haftadır ayağımda ve karnımdaki ağrılardan dolayı kaleye geçiyorum. Geçen hafta ilk yarı inanılmaz kötü bir kalecilik performansı sonrası 2. devre ayağım ısınınca ağrımın azalmasıyla kaleden çıkıp savunmada arkadaşların açıklarını kapatmış ve son dakika golüyle maçı kazanmamızda katkı sahibi olmuştum. Sevgili blog partnerim ozhano da rakipteydi ve maç boyu 100 km üzerinde hızlara sahip olduğunu bacağımda 2 gün kalan top izinden çıkardığım 2 çok sert şutunu savuşturarak kendisini golle tanıştırmamıştım.

Bu hafta da dediğim gibi ağrılarım dolayısıyla kaleye geçtim. Bu haftanın organizasyonu yapan Sevgili ozhano maç saatini unutup bir arkadaşımız da su yapınca maça 5'e5 ve 10 kişi başladık. İlerleyen dakikalarda telefonla evden ulaştığımız ozhano'nun rakibe katılmasıyla maçı 1 kişi eksik oynamamıza karşın daha 15. dakikada 4-0 öne geçmemizin getirdiği dolduruş ve 6 kişiye yenilmeme inancıyla 2. yarıda yorulmamıza rağmen maçı bırakmadık. Son 3 dakikada öne geçmemize karşın maç 10-10 berabere bitti. Son golde de rakibin 0'a 3 geldiğini söylemem gerek. Tabi şimdi bunları anlatırken asıl önemli konuya gelmem şart. Sanıyorum 14-16 yaş arasında mahalle çapında yaptığım kalecilik günlerim de dahil olmak üzere kısa kalecilik dönemimin en verimli anlarını yaşadım bir kaç saat önce. Karşı karşıya 20'den fazla golü çıkardım. Hani öyle uzaktan şut, karambol falan değil, bildiğin bire bir, forvet, kaleci ve top üçlüsünden ibaret anlardı. Üstüne üstlük bu pozisyonlardan en azından 7-8 tanesi Sevgili kardeşim ozhano ile başbaşa kaldığımız anlardı. Bana bire bir de bugün sadece 1 gol atabilirken çıkardığım gollerde adeta saç baş yoldu, isyan etti! Keza köşeden çıkardım, yerden çıkardım, havadan çıkardım, şutunu çıkardım, plasesini çıkardım, ince gördü çıkardım! Öyle böyle de değil ayakla, bacakla, elle, kafayla, gözle çıkardım yetmedi bir şutunu kaba etimle çıkardım!

Böylesine bir maç hatırlamıyorum bu kadar eğlendiğim, eğlendikçe ağrımı unuttum, unuttukça coştum, bir pozisyonda aynı golü 3 kez çıkardım, bir de baktım ki avaz avaz haykırıyorum, kendimden geçmişim. 105 kilo 1,87'lik bir adamı sakinleştirmek kolay değil tabi, saldılar gittim, baktım rakip kalede gol arıyorum! Çok eğlendim çok, ozhano'ya da yazdırmadım ya golleri oh olsun!

Böyle de bir anım var...

Ha ha ne acayip bitirdim.

20 Ocak 2009 Salı

Raymond James Stadium ve Super Bowl

Bu yılki NFL finalinde mücadele edecek takımlar konferans finalleri sonrasında Arizona Cardinals ve Pittsburgh Stelers oldu. NFL'i takip edenler zaten bunu biliyorlardır. 2009 final maçı yani özgün adıyla "Superbowl XLIII"'e evsahipliğini ise Tampa Bay Florida'daki, aynı zamanda NFL takımlarından Tampa Bay Buccaneers'ın stadyumu "Raymond James Stadium" ev sahipliği yapacak. Amerika'nın en gözde, en ileri teknoloji ve mimarlık seviyesine sahip olan stadyumlarından biri olan Raymond James, daha önce 2001 yılındaki Superbowl'a da ev sahipliği yapmıştı. O finalde Baltimore Ravens New York Giants'ı 34-7 gibi bir açık farkla yenerek şampiyonluğa ulaşan taraf olmuştu. Stadın içinde bir çok restoran, alışveriş merkezi gibi maç günleri ve etkinlikler dışında da halka hitap eden yerler bulunmakta.
Stadın seyirci kapasitesi tümü oturur vaziyette 65,857 kişi. Stadın enteresan özelliklerinden biri tribünlerin tam ortasında Disney'in desteğiyle yaptırılmış bir korsan gemisi olması. Stadı kullanan Tampa Bay'in lakabı olan Buccaneer korsan demek ve hem pazarlama stratejisi hem de rakiplere gözdağı verme aracı olarak Tampa Bay bunu çok iyi kullanmış. Yaklaşık 32 metre uzunluğunda ve 43 ton ağırlığındaki korsan gemisinde monteli bulunan toplar maç esnasında Tampa Bay her touchdown yaptığında 7 kez her field goal bulduğunda 3 kez patlıyor (ses-gürültü olarak tabii ki). Bu patlamalarla taraftar çoşuyor ve statta muazzam bir gürültü hakim oluyor. Rakiplerin çoğu da bundan çok etkilendiğini itiraf etmiş. Gel gelelim Tampa Bay bu korkutucu evsahibi avantajına rağmen evinde oynadığı maçların ikisini kaybedince play-off'a kalma şansını yakalayamadı. İronik olan ise 1 Şubat'ta finalde oynayacak olan Arizona ile Tampa Bay'in normal sezon dereceleri aynı ancak Arizona zayıf olan grubunu lider, Tampa Bay çok kuvvetli grubunu 3. bitirmiş. Biri sezonu erken kapatırken diğeri finale kadar uzanmış.
Raymond James Stadyumunda harika bir maç olacağı kesin. 38'lik Kurt Warner idaresindeki Arizona ve bu sezon geçen yıla göre çok daha kötü performans sergiliyor olsa da takımını finale taşımayı başaran 27 yaşındaki Ben Roethlisberger idaresindeki Pittsburgh bize, ya da sporun meraklılarına diyelim, tarifi mümkün olmayan bir zevk yaşatacaklar.
Ben Roethlisberger
Kurt Warner

Robinho

Santos'tan "Ben artık oldum buralara fazlayım!" diye ayrılmak istedi, yıldız avcısı Real yetenekli Brezilyalı'yı havada kaptı. Real'de bir türlü ilk onbirin değişmez olamadı, bir dönemin Galatasaraylı Arif'i gibi hocaları onu hep joker olarak gördü, sonradan oyuna soktu, çoğunlukla başlama düdüğünde düşünmedi. Bu sefer "Ben yedek kalacak adam değilim, şunlar bunlar oynarken ben bu takımda haydi haydi oynarım!" dedi, Manchester biletini aldı eline. Daha 5 ay olmadı Manchester City'e geleli ama burada da mutlu değil, burada da sorun çıkarmaya başladı. Yaklaşık 1 aydır "Takıma takviye gerek, kadro güçlendirilmeli." diye demeçler veriyordu sağa sola. Önce Buffon, Zarate derken Kaka gelince gündeme sustu, hiç konuşmadı, sadece bekledi. Kaka'ya teklif edilen yıllık ücret miydi onu sessizliğe iten, yoksa sonunda takıma takviye yapılıyor düşüncesi mi bilinmez, transferin olmayacağı anlaşıldığı gün takımının kampını terkedip gitti. Ne Başkanı ne Hocası ne de arkadaşları bilmiyor nereye gittiğini. Menajeri oğlunun pasaport işleri için diyor, hatta izinli!. Ne olursa olsun şu kısa geçmiş bize Robinho'nun geçimsiz ve sorunlu ve kibirli bir adam olduğunu anlatıyor.

19 Ocak 2009 Pazartesi

Ekip İşi!

Mayıs ayından beri tek başına yaptığım Çoban Salata'ya başka bir katkı verenimiz de var artık. Sevgili ozhano bundan sonra özellikle Türk Futbolu ve iddaa konuları başta olmak üzere günlüğün eksik kalan sayfalarını dolduracak. Hoşgeldin tezgah başına diyor ve leziz salatalar bekliyoruz kendisinden.

Podolski Köln'de

Lukas Podolski'nin Bayern'deki sıkıntılarına dair sözler söylemiştik evvelce. Bayern için bir kayıp olacağı kesin, bu kadar genç ve potansiyelli bir yıldızı nasıl harcadılar, nasıl gitmesine izin verdiler hayret edilecek konu. Evet Podolski gitti, istikameti de kürkçü dükkanı oldu. Gelecek sezondan itibaren 4 seneliğine anlaştı Köln'le Podolski, transferin 10 milyon civarında olduğu henüz resmileşmemiş bilgi. Yetiştiği yerdi, yıldızlığa ilk adımları orada atmıştı. Artık Köln Bundesliga'nın bir takımı ve Podolski ile kuşkusuz önem ve değer kazanacaklar. Altın Çocuğun yanına bir iki katkıyla, dengelerin birbirine çok yakın olduğu Bundesliga'da kafaya bile oynayabilirler artık. Yepyeni bir sayfa açtı Podolski ve bence bu sayfanın tersinde kalan Bayern çok şey kaybetti.

18 Ocak 2009 Pazar

Kamyon Batı Yakasını Birbirine Kattı!

dwayde gereken yorumu yapmış bizim için. Hidayet'in kopardığı bir maç oldu, daha nicelerini ve Hidayet'i All-Star'da görmeyi şiddetle umuyoruz.