22 Aralık 2008 Pazartesi
Cenky @ Allianz Arena
Bir Allianz Arena Hatırası
Bavyera’nın Deggendorf şehri Münih’e yaklaşık 110 km uzaklıkta. AB’nin sınırları kaldırmış olduğu yeni haritasında sanki 3-4 ülkenin kavşağı konumunda. Aşağıda gittiğimiz yerlerden bahsettim, uzatmadan sadede gelelim. Cuma akşamı ayak bastığımız Almanya’da Pazartesi mesaiye başlamadan önce en çok yapmak istediğim faaliyet kuşkusuz Allianz Arena’yı yerinde görmekti. Yeşil zemine ayak basacak takımların rengi ne olursa olsun orada olmak insan hayatında hele hele o ülkede yaşamıyorsa belki de bir kez ele geçecek ve kaçırılmaması gereken bir fırsattı. Daha 1 ay öncesinden araştırmaya başlamıştım Allianz Arena’daki maç programını. Bayern deplasmandaydı o hafta, Stuttgart ile oynayacaklardı ama bir Bavyera derbisi vücut bulacaktı çimlerin üzerinde, 1860 München – Nürnberg. Üstelik Allianz Arena açılışı maçını da oynayan takımlardı bunlar 30 Mayıs 2005’te. Dolayısıyla işin rengi çok farklıydı. Maç bir ezeli rekabetin sıradaki kapışması olunca acaba bilet bulabilir miyiz endişesi ile gittim Almanya’ya, keza Deggendorf’a beraber geldiğimiz arkadaşları da stada sürükleyecektim, bilet olmaması ciddi bir sorun olurdu, hatta rezalet!
Sabah 09:42 treniyle (S-Bahn yani tarifeli tren) çıktık yola. 1 saat 40 dakikalık yolculuktan sonra önce U-Bahn 2 (yani 2 nolu metro hattı) sonra Frankfurter Ring – Studenttenstadt otobüsü ve U – Bahn 6 ile Fröttmaning istasyonuna vardık, Allianz Arena istasyonu. İşin ilginci daha sabahki trende Passau şehrinden, ki bu Deggendorf’tan 30 km daha ileride, maça gitmek için yola çıkmış 3 Nürnberg 3 1860 taraftarı ile karşılaştık. Omuz omuza trende sohbet ediyorlar ve biralarını çekerek demleniyorlardı. U-Bahn 6’da ise ciddi miktarda Nürnberg’li ile seyahat ettik Fröttmaning’e kadar. Yol boyunca tezahürat ve rakiple uğraşmalar. Maça gitmeyip başka duraklarda inecek olan yolculardan bolca alkış aldılar.
Trenden indiğimizde ise yaklaşık 1-1,5 km’lik yolu yürümemiz gerekti. Her adımda biraz daha yakınlaşan o muhteşem stat kalbimizin ritmini bozdu adeta. Maç saat 2’de ve stadın dış aydınlatması yanmıyor olmasına karşın, o haliyle bile büyüleyici idi. Yürüyüş yolunda gördüğümüz enteresan manzaralardan biri vücudunun sol tarafı mavi beyaz, sağ tarafı kırmızı siyah renklerle bezenmiş olan taraftardı. Bir “efsien” bir “münşın” diye bağıran gence şaşkın gözlerle baktık ve fotoğrafını çekemedik şaşkınlıktan (FCN ve München yani).
Stadın girişine geldiğimizde saat 13:05’ti, hemen bilet gişelerine koştum telaşla. Neyse ki havanın -2 derece ve karlı olması nedeniyle taraftar stadı tam dolduramamış ve hala satılan biletler vardı. 40 €’ya sahayı yandan gören ve hemen 1. kattaki yerden 5 bilet aldık. Biletleri aldıktan sonra turnikelerde üst baş aramasından sonra bileti okutarak oradan geçmek ve tribündeki yerimiz almak sade 11 dakika sürdü, o süre de turnikede ciddi sıra olmasındandı. Sahaya ziyadesiyle yakın, görüşün çok güzel olduğu bir yerde oturma şansı yakaladık. Statta yaklaşık 60 bin kişi vardı, ki zaten stat 66 bin kişilik ve 1000 kişilik yer güvenlik gerekçeleri boş bırakıldığı halde toplam boşluk 5000! Bu Almanlar futbolu gerçekten çok seviyorlar! Oturduğumuz yer batı kanadının sonuydu. Önümüzdeki kale arkası ise güney kanadı idi ve tabii ki 1860’ın en ünlü taraftar grubu “sauffreudige” oradaydı. Çeşitli yaş gruplarından ve çoğunluğu erkeklerden oluşan taraftarlar maç öncesi ve sonrasında hiç durmadan tezahürat yapıp, Arena’yı inletecek kadar bağıran bir topluluk. Onları seyretmek tam anlamıyla bir zevkti benim için, zaten maçın yarısını falan seyredemedim itiraf etmek gerekirse, stada ve taraftarlara bakmak ve bol bol çekim yapmaktan.
Gece yağmış olan onca kara rağmen stadın giriş yolları gibi zemini de tertemizdi. Isıtma sisteminin ne derece ileri seviyede olduğunu birkaç yerde okuduğumu hatırladım yemyeşil, pürüzsüz zemini görünce. Ciddi ayaz nedeniyle maç başlamadan önce önemli bir süreyi, stadın turnikeleri sonrası sahaya girmeden önceki ara bölgede geçirdim. Birkaç 1860 şapkası, eşe dosya hatıralıklar alıp içeri girdiğimde, beraberimdeki arkadaşların statta para geçmediğini, sadece kontörlü kartların kullanıldığını keşfedip aç kaldıklarını görünce, onlara bunu önceden söylemeyi unuttuğum gerçeğiyle yüzleşip, çaktırmadan tribündeki yerime süzüldüm.
Güney tarafında 1860 fanatikleri, kuzey tarafında (kale arkası) Nürnberg taraftarı, doğu tarafında 1860 München kombine kart sahipleri bulunmaktaydı. Bizim oturduğumuz batı tribünü ise maç günü satılan biletlerin olduğu tribündü ve baştan aşağı karmakarışıktı. Nürnberg ve München’liler yan yana kolkola seyrettiler maçı bu tribünde. Ne maç sırasında ne de sonrasında ufacık bir huzursuzluk yaşanmadı. Hemen arkamda 70 yaşlarında 1860 taraftarı bir teyzemiz 8-10 yaşlarındaki torunuyla maçı izliyor, 2 koltuk ötede ise dazlak, küpeli Nürnbergliler biralarını yudumluyordu. Benzer bir manzarayı acaba bu ülkede ne zaman görürüz çok merak ediyorum.
Maç genelde tempolu geçti. İlk devre devamlı bastıran ve rakibini zorlayan Nürnberg olurken, buldukları 3. net pozisyonu Boakye ile gol yapmayı başardılar 38. dakikada. İlk yarının 180 adına zayıf halkası sağ ek Hoffmann’dı. Hatta hocası Kurz devrenin sonuna doğru bir ara onu sola aldı, ancak 2 hatasıyla rakip gol pozisyonuna girince 2. devre bu sefer oyundan aldı. Yerine giren Markus Thorandt 55. dakikada kafayla takımına 1 puan getiren golü buldu. Mücadelenin üst düzeyde olduğu, tempolu maç nasıl olduysa bir daha ciddi gol pozisyonu yaşanmadan sona erdi. 1860’ın uyuşturucu kullandığı için takımdan kovlan Berkant’ı çok aradığı, Nürnberg’in beraberliğe yatacağı söylenenler arasındaydı statta, aynen söylendiği gibi oldu.
Tribünlerin arka tarafında, stadın duvarlarını aşmadan her 10-15 metrede bir yiyecek satış alanları ve tuvaletlerin bulunduğu, tribünlerdeki tüm seyircinin bu alanlara rahatça sığabileceği bir mimari harikası. Aydınlatma sistemi mükemmel, havanın aydınlığı azalmaya başladıkça yavaş yavaş devreye girdi aydınlatmalar, tribün aydınlarmaları da takdire şayandı, hiç göz önünde değil ve yeterince. Engellilere ayrılmış bölümler tıpkı loca havasında ve hiç merdiven çıkmalarına gerek kalmadan maç izleyebilecekleri şekilde. Güvenlik görevlileri güler yüzlü ve saygılı. Az sayıda polis, sadece 4’ü atlı olmak üzere, maç boyu sadece stat dışında devriye geziyor. Herkes birbirine saygılı ve maç sonu tıpkı oyuncular gibi seyirciler de birbirlerini tebrik ediyorlar. Son düdükle yerimizden ayrılıyoruz, bütün stat yaklaşık 7 dakikada boşalıyor, 20 dakika içinde arabasız gelenler metro istasyonundan trenlere binmiş ve durağı boşaltmış oluyorlar. Son yolcu trene binmeden tüm araç sahibi taraftarlar ve taraftar otobüsleri yola çıkmış vaziyette. Maç 15:50’de sonlanıyor, 16:10’da statta sadece temizlik ve toparlanma işlerini yapan stat görevlileri var. İşte Mühendislik bu!
Gece ışıkları yanarken görememiş olsam da bu hali beni büyüledi. Sami Yen maceralarımı paylaşmıştım sizinle, yaşadığımız zulmü. O halde bugün bir adım daha ileriye gideyim. Allianz Arena bir futbol stadı ise Ali Sami Yen daracık bir kutucuk. Ali Sami Yen bir futbol stadı ise Allianz Arena bir mabet, hatta cennet!
Allianz Arena Ticket
Kaç Gündür Neredeydim?
Üniversitedeki etkileşimin sonucu olarak kendi düşüncem şudur ki Türkiye'de akademisyenlerin ayaklarına adeta birer pranga takılmış durumda. Teknoloji üretilmesin, araştırma geliştirme yapılmasın diye öyle yasa ve yönetmelikler var ki ülkemizde! Bir defa en başta döner sermaye denilen canavarı yaratmışız. Döner sermaye üzerinden yaptığınız işlerden yapılan işin yaklaşık % 25'i cebinize girerken, gerisi devlete kalmakta, bununla da bitmiyor o aldığınız % 25 daha sonra hükümetin ekonomik iyileştirme olarak verdiği maaş ek ödemelerinden tamamiyle kesilmekte. Yani günlerinizi, aylarınızı verip yaptığınız işlere dair verilen paraları daha sonra çatır çatır "yapmasaydın kardeşim!" diyerek kesmekteler. Bu şartlar altında iyi bir iş yaptığı için ödüllendirileceği yerde cezalandırılan akademisyenler sanayi ile bütünleşmekten kaçınıyorlar, ötesinde zaten sanayi kuruluşları da çoğunlukla 5 liraya burada 6 ayda Üniversite'de yaptıracağıma, 6 liraya alır zamandan kazanırım diyerek hem ağır prosedürlerden kaçmakta hem de üniversiteler ile yabancılaşmaktalar. Açıkçası bu şartlar altında işimiz idealist adamlara kalmış durumda ve ben de ideallerinden vazgeçmeyen bir adam olmaya çalışıyorum.
21 Aralık 2008 Pazar
Salata Masada - Döndüm
11 Aralık 2008 Perşembe
20 Aralık'a Kadar Salata Dolapta
10 gün yokum zorunlu sebeplerle ama dönüşüm inşallah bol bol anı dolu olacak, çok şey paylaşacağız. 20 bilemedin 21 Aralık'ta görüşmek üzere!
10 Aralık 2008 Çarşamba
Ronaldo Corinthians'ta
Herkes uzun süredir antrenmana çıktığı Flamengo ile anlaşır diye düşünürken Ronaldo Corinthians ile anlaştı ve imzalamak üzere. Tekrar futbola dönerken, Avrupa'ya geçişte kuşkusuz bir basamak olarak kullanacaktır Brezilya'yı. Avrupa'da önemli bir takıma gelebilir ve tekrar başarılı olursa, heykelini falan dikmek gerekir. Bu kadar ciddi sakatlık geçirip de böylesi futbola dönebilen kaç kişi vardır ki dünyada. Daha 6 ay önce göbekli ve tükenmiş fotoğraflarıyla dalga geçiyorduk, adam bugün sapasağlam ve fit şekilde futbola dönüyor. Helal olsun!
Mr Fourth Quarter
Road Warriors
Orlando Magic'in geçen sezondan beri NBA'deki en başarılı deplasman takımı olduğunu daha önce söylemiştik. Yoğun seyirci baskısı altında elleri titremeden son şutları kullanan, evsahibi ekibin en önemli oyuncularını domine eden ve rakibin konsantrasyonunu bozacak derecede sabırlı bir oyun oynuyor Magic deplasmanda. Şu sıralar batı turundalar, tur 5 maçlık ve ilk 2 maçta, pazartesi ve salı akşamları 2 galibiyet almayı başardılar. İlkinde son çeyrekte 9 sayı geriden gelip Clippers'ı üzerken, ikincisinde son saniyeye kadar tam bir boks maçını andıran maçta Portland'a son yumruğu Hidayet'le atıp galip geldiler.
Clippers maçının tartışmasız yıldızı 23 sayı 22 ribaunt ve 6 blokla Dwight Howard oldu. Hidayet'in ve Lewis'in son çeyrekteki katkıları galibiyette önemli rol oynarken, Bogans'ın dönüşüyle Redick'in defterden silinmesi ve çaylak Lee'nin 2 numaradaki yedek konumunu alması önemli bir gelişmeydi. Bundan daha önemlisi belki de Brian Cook'un kısa süreyle de olsa rotasyona dönmesiydi. Hem savunmada hem hücumda sert oyunuyla rakibin dengesini bozması Magic'e önemli bir eşleşme avantajı sağladı kuşkusuz. Clippers'ta takas sonrası Kaman'ın da yokluğunda benchin iyice zayıfladığı aşikar, bu sezon için geleceği yok Clippers'ın, Dunleavy'i bu duruma ne kadar dayanabilir bilmiyorum.
Howard'ın midesini üşütmüş bir halde ve halsiz olarak çıktığı maçta, Portland pota altını oyunun her iki yönünde de iyi kullanınca yıldız oyuncu sadece 14-7 yapabildi. Roy ve Aldrige'in yıldızlaştığı maçta, muhteşem Portland seyircisi ve enerjik Blazers'ın tadını kaçırıp maçı alıp götüren adam bir kez daha Hidayet Türoğlu oldu. 108-106 geride girdi son 4.3 saniyeye Magic, kenarda son molasında Van Gundy iki oyun çizdi. Biri 6 üçlük sokan Lewis diğeri 4 üçlük sokan Nelson üzerine idi. Hiç beraberlik ve uzatmayı düşünmedi Koç. Hido saha kenarında topu eline aldı, Nelson ve Lewis'i çok ciddi savunarak bütün açılarını kapattılar, Hdo'nun yanına kadar gelen Howard almak zorunda kaldı topu ve hemen Hido'ya uzattı tekrar, sağına doğru dripling yapan Hido bir anda üçlük çizgisinin bir hayli gerisinden potaya dönüp Outlaw'un elleri üstünden şuta kalktı. Panyalı şutu çemberden geçerken skorbordda 109-108 ve 0.3 saniye yazıyordu. Bu son saniye basketi bir kez daha galibiyeti getirdi Hidayet'in elinden Magic'e. Hidayet gerçekten Mr. Fourth Quarter lakabını hak ediyor.
Orlando Magic şu anda 17-5'lik bir galibiyet-mağlubiyet oranına sahip ve bu orandaki deplasman sonuçları 8-2.
Schuster - Ramos
Schuster'in suyu ısınmıştı iyice, geçen sezon şampiyon olurken bile güven vermemişti bir çoklarına. Ronaldo transferiyle uğraşırken başkan doğru düzgün transfer yapılmayınca, daha doğrusu Schuster'in istedikleri alınmayınca, fazlaca konuşmaya başlamıştı. Bu sezon defalarca kez takımına güvenmediğini dile getirmiş, sanki Real'i değil de hala Getafe'yi çalıştırıyormuş gibi davranmıştı. En son kırdığı pot "Barça'yı Nou Camp'ta yenmek imkansız!"dı. Ne tesadüfdür ki Shaktar Donetsk'in Barça'yı Nou Camp'ta yendiği gün görevden alındı.
Schuster'in yerine gelen ise Sevilla'yı Avrupa'nın tepesine taşıyan adam Juande Ramos oldu. Son 1 seneyi görmezden gelirseniz İspanya'da ciddi saygı gören ve sevilen bir adam Ramos. Dedikodular vardı ama bu kadar çabuk olacağını beklemiyordum ben. Tabi bu işi çabuklaştıran Schuster'in kendisi, eğer Real'i Barça ile kıyaslayacaksan böyle yapmayacaksın. Gerçi çalışmadan yemek de hoşuna gitmiş olabilir :) Ramos Tottenham rezaletinden sonra bakalım Real'i nereye taşıyabilecek...
Ankaragücü - Cemal Aydın - Gökçek
Cemal Aydın 11 yıllık görev süresini istifasıyla bitirmiş oldu. Uzun süredir çalkalanan kulübün akibetinin ne olacağı ise tam anlamıyla bir muammaya dönüştü. Seyircinin inanılmaz bir tepkisi vardı yönetime, şimdi yönetim yok, bakalım devamlı eleştiren ama çözüm önermeyen taraftar toplulukları bu işe bir çözüm üretebilecekler mi? Melih Gökçek'in uzun süredir Ankaragücü'ne talip olduğunu sağır sultan duymuştu zaten. Sebebi de belli, belediye harcamaları yakın zamanda detaylı olarak inceleme altına alınacak. Belki bu hükümet değişene kadar bir sıkıntı yaşanmaz ama, hükümet değişir ve başkaları gelirse o zaman beledieye devlet tarafından aktarılan kaynakların 1 kuruşu hizmet dışında bir sektör ya da uygulamaya kaydırılmışsa işte o zaman bunu yapan kulüp - belediye başkanlarının vay haline. O yüzden Ankaragücü Gökçek'in hedefinde söylentileri tavana vurmuş durumda. Acaba Cemal Aydın Ankaraspor - Ankaragücü evlenmesine karşı olduğu için mi yoksa bunu desteklediği için mi bu durumlara düştü, ya da başka bir teori evlenmenin Ankaragücü adı altında olmasına ısrar ettiği için mi, hatta daha abartalım, kendi yönetiminde ve Ankaragücü adı altındaki birleşmeler dışındakilere karşı çıktığı için mi? Teoriler arttırılabilir ama şu değişmez Cemal Aydın daha fazla direnemedi.
8 Aralık 2008 Pazartesi
İyi Bayramlar Türkiye!
6 Aralık 2008 Cumartesi
İbrahim Üzülmez Denen Adam (!)
Bu Üzülmez futbolcusuyla biz futboldan anlamıyoruz, bu Üzülmez adamsa biz adam değiliz! Bu kaçıncı be arkadaş! Kampta arkadaşını döv, maçta rakibini döv! Gel bizi de döv! Demirören'in başkanlığına gıpta etmemek imkansız, bravo Demirören durmak yok yola devam! Yazık şu taraftara!
Piece of Cake
5 Aralık 2008 Cuma
Yepisyeni - Taptaze !!!
Tamahkar Fred
"Eğer bütün maçlarda oynayacağımın garantisi verilirse ücretimi yarıya indirmeye hazırım."Fred - Lyon'un bu sezon çoğu yedekten gelerek 11 maçta oynayıp 2 gol atan golcüsü
ve eklemiş:
"Valla bak, yeminlen, Allah çarpsın" :D
Big Sam Sunderland Yolunda
İngilizler onu ve çalışma yöntemlerini çok beğeniyordu. Maçları saha kenarından izlemekle yetinmez, tribünde oturttuğu adamından telsizle devamlı doneler alır ve uygulardı. Hatta bazen kendisi tribüne çıkıp takımı telsizle idare ederdi. 8 sene boyunca Bolton'u çalıştırdı ve saygı duyulan bir takım haline getirdi, Lig Kupası finali oynattı, ilk kez UEFA'ya çıkardı. Bir çok İngiliz'in gözünde bir sonraki Milli Takım Hocasıydı. Önünü tıkayan McLaren'in saçma sapan performansı oldu. FA Capello'ya dönünce ortada kaldı. Yaklaşık 1,5 senedir takım çalıştırmıyordu. Keane'in istifası ile sarsılan Sunderland'in sarıldığı dal olmak üzere. Üstelik eski bir Sunderland oyuncusu Big Sam. Piyasadaki adamlardan en potansiyellisi belki de, belki de bu şok istifa onun şansı.Bu arada Keane'in istifasına EPL genelinde verilen tepkiler ise gelişmişlik ve insana - yeteneğe saygının ne boyutta olduğunu gösterir düzeyde. Neredeyse bütün menejerler "yazık oldu Keane'e, lig için büyük kayıp" tarzında açıklamalar yapıyor. Hayran kalıyorum, söylecek söz bulamıyorum ki daha ne yazayım!...
4 Aralık 2008 Perşembe
NBA'de Koç Kıyımı
NBA'de alışık lmadığımız şekilde bir koç kıyımı yaşanmakta. Eddie Jordan, P.J. Carlesimo ve Şimdi de Sam Mitchell. Toronto Raptors'ın kovduğu koçu Mitchell üstelik 2007 senesinde "Coach of the year" ödülünü alan adamdı. Demek ki CV artık pek bir şey ifade etmiyor. Hızlı ve belirgin bir yükseliş yapamazsan kapının önündesin. Hele bir de geçen geceki gibi Denver'dan 39 sayı fark yediysen hiç mi hiç şansın yok. Carlesimo neyse de Jordan ve Mitchell'a gerçekten çok üzüldüm, böylesi kötü sonları hak etmiyorlardı.
Obvious
Nelson ve Bogans 1 hafta içinde dönüyorlar, Pietrus'u ise yaklaşık 3 hafta daha bekleyeceğiz. Sonraki maç Oklahoma City ile, kaybedilirse rezaletin tepe noktası olur, o da sonucu önceden belli bir maç.
Onurlu Adam
"Ben bu iş için doğru adam olmadığıma karar verdim. Burada olmayı hak etmiyorum."Roy Keane - İstifa eden Sunderland Menajeri
Onurlu adam diye buna diyorlar demek ki. Championship'ten düşmek üzere olan takımı alıp EPL'ye çıkaran, geçen sene EPL'de takımına saygı kazandıran bu adam, bu sene takımı geride kalan haftalarda daha iyi bir yere getiremediği ve iyi futbol oynatamadığı içi kendisini yetersiz bulup istifa edebiliyor. Acaba bizim ülkemizde böylesi onurlu kaç adam var, sadece idealleri için, olanların kendi suçu olduğuna inandığı için istifa edebilecek kaç teknik direktör? Ayrılırken özür dileyebilecek ve kendini küçültebilecek, kimseye suç bulmayacak kaç adam?
Futbolculuğunu sevmezdim, adamlığına hayran kaldım.
Bu Nasıl Kaptan?
"Hakem oyunun başından itibaren çok şımarıktı. Onunla konuşmak mümkün değildi. Belki de bir İtalyan olarak Almanları sevmiyordu. Bize karşı bir penaltı veriyorsa, bizim için de en azından bir penaltı vermeliydi!Arne Friedrich - Hertha Berlin Kaptanı
Sanırım Hertha kaptanının şu açıklamasından sonra bizim oyuncularımızın maç sonu açıklamalarına pek de kızmamamız hatta pek de abartmadıkları için teşekkür etmemiz gerekir. Bu nasıl bir zihniyettir, nasıl bir spor ahlakıdır! Adam resmen ancak ırkçılıkla bağdaşan laflar söylerken hakemi de eyyam yapmadığı için eleştiriyor. Avrupa'nın da suyu çıkmış demek ki...
3 Aralık 2008 Çarşamba
Çılgın Araplar!
Manchester City'i satın alan Arapların çılgılıkları bitmiyor. Kaka ve Buffon'dan sonra şimdi de Casillas'a takmış durumdalar. Önerdikleri bonservis 120 milyon €, Casillas'a da senelik 13 milyon verelim sana demişler. Sözün özü bu adamlar delirmiş. Ne yapacaksın o kadar parayı verip Casillas'ı, adamın sütünü mü sağacaksın, yününden etinden mi faydalanacaksın, ne yapacaksın ya, peygamber mi bu adam! 120 milyon € ne demek, sen nasıl Müslümansın be kardeşim, sen müslüman mısın!?! Siz müslümansanız ben değilim! Ah ulan Fahim!
Big Brother
Rivers Howard'ı devamlı yardım getirerek savundu, Howard da ikili ve üçlü sıkıştırmalarda topu dışarı vermeyince sonuç ya top kaybı ya kötü bir şut ya da faul oldu ki zaten Boston buna dünden razıydı. Boston çok iyi oynadı asla itirazı olamaz kimsenin ancak bu mağlubiyetteki en büyük paylardan biri Van Gundy'de. Kadro ne kadar dar olursa olsun kenarda geçen sene önemli verim aldığın Cook, Foyle ve Gortat var. Bu adamları bu kadar sakat varken kullanmayacaksın da ne zaman kullanacaksın? Bu adamlar sakat da değil, 3-5 dakika da olsa bu adamları 3-4-5 numaralarda denesen, sık oyuncu değişiklikleri ile rakibin de kafasını karıştırsan, hiç olmadı bu adamlar girip dan-dun sert fauller yapıp rakibin konsantrasyonunu bozsalar kötü mü olurdu. Sinir savaşıydı ve doğal olarak kaybedildi. Redick ve Lee hala bu seviyede oyuna, savunmaya ve hücuma, hazır değiller, kaç tane boş şut sokulamadı. Bütün yük Hidayet ve Lewis'in üzerine yıkılınca bu adamlar da insan oldukları için faul atışlarını bile sokarken zorlandılar, çok zor pozisyonları sayıya dönüştürürken, boş şutları sokamadılar. 2 senedir ilk eleştirim bu Van Gundy'e. Kadro ne kadar dar olursa olsun kenarda adamın varsa sırf kargaşa yaratmak için bile bunları kullanmak gerek.
Boston bize bu kadro yapılarında bir gömlek büyük geldi, ağabey tokadını yedik oturduk aşağıya.
1 Aralık 2008 Pazartesi
MLS: Avrupa'nın Arka Bahçesi
Beckham ve Donovan'dan sonra 3. bir isim daha Avrupa'ya kapağı atmak üzere. Dallas'ın golcü oyuncusu Kenny Cooper Eintracht Frankfurt yolunda. Bu sezon gol yollarında çok sıkıntı çekiyordu Frankfurt. Cooper'ı buna çare olabilecek isim olarak grüyorlar. 1984 doğumlu Cooper aslında tam anlamıyla bir Amerikan mamülü değil. Babası İngiltere liglerinde kalecilik yapmışbir isim, onun da adı Kenny Cooper. Daha sonra antrenörlük de yapmış Ada'da. Bu esnada oğlan Cooper ise Mancester United altyapısında 3sene geçirmiş. Genç ve rezerv takımlarla maşa çıkmış. 2004'te Portekiz'in Academica takımına gitmiş ancak fazla forma şansı bulamayınca kiralık periyodunu erken bitirip United'a dönmüş. Sonra yine o sene Oldham'ı denemiş orada da dikiş tutturamamış sadece 7 maça çıkabilmiş, sonrasında da United bundan bi cacık olmaz felsefesiyle salmış Cooper'ı. O da ABD'ye yerleşen babasının yanına gidip, babasının ilişkilerini kullanıp FC Dallas'ta kendine bir yer edinmiş. MLS'te 2 sezondur minimum kontratla oynamış Cooper yani 100 bin $ + primler. Kontratı sona ermeye yaklaşırken de 2,5 sezonda 75 maçta attğı 33 golle, özellikle geçen sezon MLS'in en skorer 2. ismi de olarak Avrupa takımlarının dikkatini çekmiş. Daha önce Cardiff ve Rosenborg'un talip olduğu 1.91'lik golcünün yeni adresi Eintracht Frankfurt olmak üzere. Cooper Bundesliga tercihim diyor, artık 100 bin beni kesmez diyor, Dallas çok para istiyor ama gözüken o ki bu uzun adam Ocak ayında Avrupa'ya geliyor. MLS yavaş yavaş dikkat çeken ve ürün veren bir lig olma yolunda ilerliyor.
Geç Kalmış Bir "Helal Olsun!"
30 Kasım 2008 Pazar
Süleyman Abay'dan Sevgilerle
Sami Yen'de takımın gerçek yüzünü, ya da daha doğrusu geldiği yeri gördükten sonra bugünkü maçı farklı bir gözle izledim. Değişen iki adam Arda ve Ayhan'dı. Ayhan Baros'un boşalttığı alanlara girdi, Arda olabildiğince defansa yardım etti. İlk gol zaten orta saha göbeğinde oynayan adamların her zaman yapması gereken hareketi uzun zamandır ilk kez yapan Ayhan'ın savunma dengesini bozmasıyla geldi. Baros'un her zaman yaptığından farklı bir şey yapmadığı ama diğerlerinin biraz kıpırdandığı zaman neler yapabileceğini görmüş olduk. Öte yandan yenen gol tıpkı Metalist maçındaki gibi Servet'in ikramı oldu. Galiba bu adama birileri sıkışınca kaleciye pas vermek ayıp demiş olacak asla dönmüyor De Sanctis'e. Yine dönmedi, attığı şuursuz top 5 sn sonra dönüp gol oldu. Bu zaman kadar hep aşırı kendine güven dedik bu işe, yanlış yapıyoruz bence, bunun adı neredeyse laubalilik ve anlamsız güç gösterisi.Skibbe'nin anlamsız Kewell değişikliklerinden birine daha şahit olduğumuz, nasıl olduysa Emre ve M.Topal'ı oyuna aldığı, klasik Skibbe maçlarından birini daha izledik tek bir farkla. Rakip 10 kişi kalınca sarı kartlı ve sinirli Meira'yı oyundan çıkardı, bu kararı kendisi mi verdi yoksa Kalli el kol mu yaptı düşünemeden edemiyor insan, keza bu bir Skibbe hamlesi değil.
Galatasaray açısından aslında anlatılacak çok şey de yok, Servet'in hatası hariç konuştuklarımız hep Hacettepe 10 kişi kaldktan sonrasına ilişkin. Peki nasıl oldu da Galatasaray'a kök söktüren, 1-0 öne geçen takım 3-1 verdi maçı? Cevap: Hacettepe değil Süleyman Abay alıp altın tepside takdim etti maçı Galatasaray'a! Tozo'nun ilk sarı kartını anlamak mümkün değil, itirazdansa kat kat şiddetlilerini Galatasaraylı futbolcular defalarca kez yaptılar, tek kart çıkmadı. Tamam 2. sart kitaba göre ama yazık be kardeşim! Gelelim 2. kırmızıya. Abay maçtaki en doğru tespitiyle penaltıyı yakaladı ama topa vuran o simsiyah eli nasıl oldu da beyazmış gibi gördü! Teli'ye çıkan kart tam bir fiyasko! Tamam 2. sarı burda da doğru ama hak mı bu, adalet mi! Yazık bu takımların emeklerine, yazık akan terlere, masrafa, zamana! Maç 11'e 11 devam etse belki de Hacettepe kazanacaktı ve Skibbe kovulacaktı. Şimdi yine mecburen Skibbe, yine aynı terane.
Bu maçtan sonra Süleyman Abay'ın uzunca süre dinlendirilmesi gerek. Ötesinde adaletsiz yönetimlerin önüe geçmek için mutlaka bir önlem alınmalı, yazık oluyor emeklere.
Galatasaray çok tatsız...
Küllerinden Doğan Adam
Kimse beğenmedi onu. Hep hor görüldü. Marco da Marco dendi o hep unutuldu. Oynatmadılar, bekledi, konuşmadı, çalıştı. Miyadı dolmuş adamlar getirdiler yerine, milyonlar saydılar, yılmadı, çalıştı da çalıştı. Bugün orta sahada o oynamazsa Fenerbahçe sıradan bir takım haline dönüyor. Yüreği gibi ciğeri de çok büyük, koşuyor da koşuyor. Galatasaray ve Beşiktaş galibiyetlerinin mimarı, belki de Porto maçı o olsa bu kadar kolay verilmezdi. Selçuk Şahin yine ve yeniden küllerinden doğdu...
İstikrarı Yakalamak, Magic Touch
29 Kasım 2008 Cumartesi
Taraftar!
G.Saray - Metalist: Skibbe'nin Takımı
----------
Çoğu yerde yazılıp çiziliyor Skibbe'nin oyun sistemi ve oyuna müdahele ediş şekli. İki Galatasaray maçı izleyen herkes kolaylıkla ezberleyebilir bir sonraki maçta olacakları. Bir dönem Zico'ya ve sonrasında Aragones'e aynı eleştiriler yapılmıştı. Şimdi Skibbe de kalıplaşmış ve pek başarılı olamayan oyun anlayışında ısrar etmeye başladı. Ezberlemek kolay olsun, şöyle kısa kısa maddleyelelim Skibbe'nin o eşsiz teknik direktörlük yeteneğinin bir göstergesi olan müdahelelerini : 1. Meira orta sahadaysa onu geri çek, yerine bir defansif orta saha al. Servet'in yanındaki stoperi oyundan almayı unutma tabii ki. 2. Meira zaten savunmadaysa Kewell çok iyi oynuyor olsa da Kewell-Aydın değişikliğini yap. Çünkü Kewell vasat bir oyuncu, ilerleyen bölümlerde maçı çevirebilecek kalitede bir adam değil(?!?!). 3. Baros sahadaysa yerine Ümit'i sok. Ümit sahadaysa yerine Nonda'yı sok. Sakın ha çift forvetle oynama, çünkü maç 0-0, ligde senden üst sırada olan bir takımdan bir puan almak başarıdır. 4. Baktın Aydın ve Ümit olmadı mı ? O zaman Hakan Balta'yı ileriye sür. Arda'nın yerine de Volkan Yaman'ı al. Çünkü Volkan Yaman Arda'dan çok daha etkili oyuncu. Maçı Yaser Yıldız veya Alparslan Erdem gibi hızlı ve çabuk oyuncularla değil sol bekteki ağır Volkan Yaman ile kurtarabiliriz. 5. Arada bir yerinden kalk ama 5 dakikadan fazla olmasın. Alkış tutup "Haydi !" diye bağır ve yerine otur. 6. Sakın ha 4-5-1'den taviz verme. Maçı çevirmen gerekse bile, geriye düşsen bile çift forveti unut. Öyle iki puan kaybedeceksin diye sistemini değiştirmeye kalkma sakın. Sen Alman Disiplinisin, öyle kolay pes etmezsin.
----------
Gerçekten Skibbe böyle bir adam. Arada bir yerinden kalkıp önce elleri cebinde dolaşıp sonra Alkış tutup yerine oturuyor. Devamlı aynı hareketi yapıyor, bıkmadan ve usanmadan. Oyuncu da rakip futbolcu ve hoca da taraftar da biliyor ne yapacağını. Maç berabere ise riske asla girmiyor, 1 puana bayılıyor. Riske girmekten anladığı ise kopya oyuncuları değiştirmek zaten. Skibbe bir garip adam, takım bir garip takım.
Maçın son düdüğüne kadar taraftardan tek bir olumsuz söz çıkmadı takıma, hep destek oldu Sami Yen. Ama takım mağlupken bile bir kaç adam dışında çabalayan kimsenin olmaması taraftarı gerçekten çok kızdırdı. Son düdükle beraber hep bir ağızadan çıkan sözler şunlar oldu "Sabrımız taşıyor, adam gibi oynayın!". Hak vermemek imkansız. Bazı maçlar aslan kesilen adamları bir çok maçta sahada göremeyince şaşırıyor insan, ne oldu ki size diye sormadan edemiyor. Kale arkası açıklara 30 YTL verip girenleri bir kenara koyalım, stadın yarısından çoğu 150-250 YTL arasıpara verip gelmiş maça, ortada ciddi bir fedakarlık var maddi olarak. ama bunun karşılığında ne sahadaki futbol ne de sonuçlar doyurucu. Çırağanda 45 YTL'ye acı Türk Kahvesi içmeye benziyor bu, Sami Yen'de ne Çırağan ya! Stad yaşlanmış, buram buram "yeter artık!" kokuyor her santimi. Niteliksiz bir mekanda, nitelikleri nerede olduğu bilinmeyen bir takıma bu kadar para verip de sonrasında insanın ağzında o acı tadın kalması ister istemez sinir yapıyor, soğutuyor.
Takıma verilen tepkiden sonra Metalist'li oyuncuları hep birlikte alkışladık. Dirençli oyun disiplininden kopmayan ve hızlı bir takım Metalist. Hocaları da ezberi zor olmayan Alman dehasını iyi ezberlemiş, her hareketine cevap vererek 1 puan için geldiği Sami Yen'den deve yüküyle ayrıldı.
Bir son cümle de kendimize, taraftara. Bizim de Skibbe'den bir farkımız yok, 3-4 tane tezahüratı ezberlemişiz evirip çevirip aynı şeyleri söyledik bütün gece. Biraz yenilenme ve yaratıcılık şart. Haydi tribün liderleri boş durmayın, hem oyuncuyu hem taraftarı ateşleyecek bir şeyler gerek Sami Yen'de!
