Sayfalar

8 Kasım 2008 Cumartesi

Cumartesi Ateşi - Nasri ve Higuain

Futbola doyuran bir cumartesiydi bu cumartesi. Önce Arsenal - Manchester sonra Real Madrid - Malaga maçları dünyanın tüm derdini unutturdu adeta. Üst düzey futbol, her daim pozisyon, hiç düşmeyen tansiyon. Gerçekten muhteşem maçlardı.
Arsenal'in hafta içi Fenerbahçe'ye puan vermesinden sonra ve onca eksiğine de bakarak, sadece İngiltere değil tüm dünyada ortak görüş Manchester'ın maçı alacağı yönündeydi. Bir taraf eksik ve moralsiz, diğer taraf tam kadro ve galibiyete odaklanmış. Bahis şirketlerinin de ortak görüşü Manchester galibiyeti yönündeydi. Arsenal galibiyetine ortalama 3.70 oran verilirken Manchester'ın oranı 2.20 civarındaydı. Tabi bahis oranlarına göre oynanmıyor maçlar. Arsenal 90 dakika boyunca öyle kontrollü oynadı ve top rakipteyken öylesine becerikli alan daralttı ki Manchester adeta top oynayacak saha bulamadı. Berbatov, Ronaldo, Rooney üçlüsü resmen kitlendi kaldı maç boyunca. Maçın 2-1 bittiğine bakıp kafa kafaya maç oldu zannedenler yanılırlar. Arsenal ayakta uyuttu United'ı, faturayı kesen ise Nasri oldu. İlk golü takipçiliğinin eseri, 2.si ise Walcott'un kalitesini ispat eden çapraz koşusu sonucu yazdı. İmkan bulursanız 2. golü mutlaka izleyin ve bir çapraz koşunun doğru zamanda yapıldığında nasıl bir asiste eşdeğer olduğunu kendi gözlerinizle görün derim. Nasri bugün hep doğru zamanda doğru yerdeydi ama United'da bir çok görünmez adam vardı. Sir Ferguson'un 4-3-3'ü her daim iyi işlemiyor. Anderson - Carrick - Park orta sahası üretken olmaktan uzak, oyun kurma becerisinden yoksundu. Bu sistem İngilizlerin hırçın yıldızı Rooney'i inanılmaz kısıtlıyor. Göbekte Scholes, solda Giggs'in olduğu Rooney'in de Berbatov ile çift santrafor oynadığı sistemde sanki United daha çok iş yapar gibi. Bu arada United'ın tek golünü atan oyuna sonradan giren Rafael'in sadece 90 doğumlu olduğunu duyunca ve attığı golü görünce şu İngiliz takımlarının scouting sistemine bir kez daha hayran kaldım. Bir ara acaba sahada kaç İngiliz var diye sayacak oldum baktım ki Fransız daha çok, vazgeçtim.
Madrid'deki Malaga maçının böylesine zevkli ve bol gollü geçeceğini bilseler herhalde NTV'ye alırlardı. 3 kez öne geçti Malaga. 2-2 iken daha 1. devrede Real 10 kişi kaldı, sonra 3-2 geriye düştüler, ama 90 dakikanın son düdüğü çaldığında skorbord'da 4-3 yazıyordu Real lehine. 10 kişiyken 11 kişi olduğu döneme göre çok daha iyiydi Real. Kısa paslar, üçgenler, çapraz koşular, sağlam driplingler. Asla kopmadılar oyundan. Hele öyle bir Higuain vardı ki sahada omzuna aldı koca Real'i yetmedi sırtına attı tek başına taşıdı bütün takımı, Schuster'i, Barnebau'daki 90 bini. 4 gol yazdı Higuain, Malaga kalesine adeta imzasını attı, uzun yılar unutulmayacak bir performanstı sergilediği, tadı damağımda kaldı. Schuster'i ipten aldı Almeira beraberliği ve Juventus yenilgisinden sonra Higuain, ama beyaz mendillerin ucu gözüküyor Real taraftarının cebinden, Schuster'in cep telefonunda hızlı arama tuşu Lufthansa'ya ayarlı. Ha bir de bu Higuain'in eski Beşiktaşlı Higuain'in kardeşi olduğunu düşündükçe aklım hayalim duruyor.
Çok güzel bir cumartesiydi, Higuain ve Nasri takımlarını omuzlarında taşıdı, ben hem şahit hem fena oldum. Güzel futbola hayranım.

Arshavin'den Zenith'e Tehdit

Önce geçen senenin UEFA yarı finali ve finalinde, sonra EURO 2008'de hayran kaldık bebek suratlı Rus'a. O kadar çok transfer haberi çıktı ki hakkında ansiklopedi doldurur. Ama kulübü 20 milyon Euro'dan aşağı indirmeyince bonservis bedelini bir türlü çıkamadı Rusya'dan dışarı. Sıkıntılı Tottenham talipti, onu alamayınca Pavluychenko'yu aldılar. Redknapp'la hareketlendiler, ölü toprağını attılar üzerlerinden, yılın 2. yarısında şahlanmak için yıldız arayışındalar, rotaları yine Arshavin'e dönmüş gibi. Rus Ligi 3 haftaya bitiyor, Devre arası için Arshavin ideal transfer. Artık Andrei de bunalmış durumda:

Bu yaptıkları doğru değil. Gitmek istediğimi söyledim ama 20 miyon Euro çok fazla. İstenilen parayı ya daha makul bir seviyeye çekerler ve satarlar ya da gelecek seni burada kalsam da Zenith için top oynamam.

Arshavin haklı, ama Zenith de haklı. Ellerindeki cevheri ucuza bırakmak, kazanç fırsatını kaçırmak istemiyorlar. 6 ay önce taş çatlasa 5 milyon eden bir adama 20 milyon istiyorlar. Bunun bir ortası bulunacak en sonunda. Kasten oynamayan ve her gün değer kaybeden Arshavin yerine 3 aşağı satıp karını edecektir Zenith. O arada olan Andrei Arshavin'e olmaktadır, ama bu da kaderidir futbolcunun, ne de olsa bir manada maldır o yuvarlağın peşinde koşan, talebe göre fiyatlandırılır.

Ritm Yakalamak


İlk iki maçta yenen tokatlardan sonra yükseliş devam ediyor Magic'te. Dün gece bu sefer Brand katkılı, oldukça potansiyelli Sixers nasibini aldı bu yükselişten, 98-88 kazanıldı maç. Takımın en iyileri Lewis ve Hdayet idi, her ikisi de 20 sayı 8 ribaund yaparak taşıdılar takımı. Ama dün geceki maçın en alışmaldık yanı Nelson'ın bir oyun kurucu olduğunu hatırlamasıydı. Milletin leblebi gibi asist yaptığı bir ligde, formasına yakışmayacak derecede düşük bir ortalama oynuyor Nelson. Hele şu 2 sezonda doruk yapması gerekirken yanındaki 3 yıldız skorerle, zorlayarak 5 asistlere gelebiliyor. Ancak dün gece hem doğru şutları seçti hem de arkadaşlarını besledi bu sezon ilk kez. 16 sayı 9 asist benim için son derece doyurucu bir PG performansı. Nelson'dan 12-7 civarında gezmesini bekleyen tok gözlü bir fanatik için bu performans etkileyici bile.

Dün gecenin diğer önemli ayrıtıları; Howard faul problemine girdikten sonra Battie'nin işleri iyi idare etmesi, Van Gundy'nin rotasyonu sadece 8 kişi olarak kullanması (+Battie, Bogans, Johnson), ilk çeyrek patlamasının klasik bir tekrarı (30-16) ve yeni bir 3. çeyrek kaybı (21-23) idi. Yeni arayışlar ve uygulamalar, eski alışkanlıklardan iyi olanların hatırlanmaya başlanması, hastalık seviyesinde olanların yavaş yavaş iyileşiyor olması dün gecenin özeti. Ve tabii ki alışık olduğumuz "Big Three"ye eklenen küçük adam. Kendi adıma Nelson belki bir 2-3 maç daha bu seviyede oynar ama istikrarsızlığı istikrar haline getirmiş bu adamın sezon genelini bu şekilde geçirebileceğine inanmıyorum. Bu takımın babaları belli.

6 Kasım 2008 Perşembe

Yıllar Sonra

Yıllar sonra bu kadar rahat bitirdim bir Avrupa maçını. En son Real'le çeyrek final yaptığımız seneydi, sırtımı yaslamış olarak bitirdiğim maçın senesi. Skibbe'ye mi bir şeyler oldu yoksa biz bu adamın üzerine çok mu gidiyoruz diye düşünmeden edemiyorum, özünde adeta kendimden şüphe ediyorum. Arda orkestra şefi gibi, Lincoln inanılmaz koşuyor, Ümit Karan aylar sonra ilk kez performans veriyor, Hakan bu sefer rakibi kesen balta, Ayhan neydi Allah aşkına öyle, De Sanctis tam anlamıyla Altın Eldiven, Emre'ye ise Aşık oldum Aşık!

Türk futbolunun en büyük sorunu istikrar. Fenerbahçe ve Galatasaray iyi oyunların altına imza koymuşken hafta sonu futbol oynamak için ellerinden geleni yapmalı, kaybetseler bile oynayarak kaybetmeliler. Yıllar sonra yağlarımı eriten Galatasaray, yenilecekse bile böyle yenilsin. Eskiden olduğu gibi gol yesek bile bir fazlasını atacakmış gibi hissettiren bu takımı çok özlemişim. Şimdi hafta sonu el ele Türk Futbolu'nun çıtasını yükseltmeye.

Teşekkürler Galatasaray ve Fenerbahçe!

Fransız'ın Saygısı !


Arsenal - Fenerbahçe maçından önceki gün yapılan basın toplantılarında Fransız teknik adam Wenger'in söyledikleri özetle şöyle idi:

Fenerbahçe hak ettiği yerde değil. Fenerbahçe takımına saygı duyuyorum.

Maç öncesinde rakibinin iyi bir takım olduğuna inadığını söyleyip, ona karşı duyduğu saygıyı dillendiren Wenger, maç içinde ve sonunda hiç de 24 saat önce dediklerinle uyuşmayan tavırlar sergiledi. Genelde sakin yapısına alışık olduğumuz Wenger, özelikle maçın son 15 dakikasında bir hayli agresifti, hakeme ziyadesiyle itiraz etti, hatta bağırdı çağırdı. Sanırım buna pek de alışık olmamasından kaynaklanacak, İngiliz yönetmen hep Wenger'in olduğu resimleri seçti kumanda masasından. Bunun sonucu bizler de gördük ki Wenger cidden öyle bir saygı duyuyormuş ki Fenerbahçe'ye şaştık kaldık! 0-0 biten maçın sonunda, Premier League'de her maçın sonunda kazansın veya kaybetsin rakip hocanın elini sıkmaya, onu kutlamaya giden Wenger, Aragones'in yanına uğramadan, arkasına bakmadan, bolca söylenerek fişek gbi soyunma odasına yöneldi. Maç sonu röportajında da hep kendi takımını anlattı.

Demek ki Fransız'ın duyduğu saygı buymuş rakibine. İnsan söylemek istemiyor, konduramıyor ama bu davranış şekli hep aynı şeyi getiriyor akıllara. Neden bizi bir türlü sindiremiyor bu adamlar? Neden bir şeyler kötü giderken bize saygı duyduklarını söylüyorlar da, bir adım önlerine geçtiğimizde buharlaşıyor o saygı? Hadi Wenger'i hariç tutalım, Monaco döneminden hıncı var Türkler'e onu kusuyor diyelim, ki şu hareketini açıklamaya kafi gelmez bu, neden bir şeyleri iyi yaparken sindiremiyorlar anlamak mümkün değil. Dünyanın istatistiksel olarak en iyi takımı sıralamasında Arsenal 10. Fenerbahçe 18. sırada, Hull City'e yenilmiş, Tottenham'dan 4 gol yemiş takımın hocasısın, o maçlardan sonra rakibi yüceltirken, bugün nerede o senin saygın Wenger?

Uefa.com'da Simon Hart'ın başlığı aslında bize biraz bilgi veriyor genel görüşleri hakkında:

Determined Fenerbahçe frustrate Arsenal
- Azimli Fenerbahçe Arsenal'in sinirlerini bozdu

Sinir bozuyoruz.

Dede sen de biraz moral ver şu çocuklara!

4 Kasım 2008 Salı

Kaptan'ın Yüreği

Steven Gerrard çok büyük bir futbolcu, büyük bir kaptan. Liverpool'un kendi evinde Atletico'ya maçı vermesine sadece saniyeler kala yine kırmızıları ipten aldı. Maç bitmek üzereyken sol taraftan yaptığı ortaya Kuyt çıktı, defansın müdahalesiyle ortada kalan topa adeta dediler gibi koşarak gelen adam soldan o ortayı çıkaran Gerrard'dı. Ölümüne geldi adeta orada bir şeyler olacağı gelişinden belliydi. Keza öyle dengesiz çıktıyı kafaya sanki Pernia tarafından ciddi şekilde itilmiş ve düşürülmüş gibi gözüktü. Hannsson kendi kendine veremedi ve yardımcısına danıştı. Yardımcı adeta Gerrard'ın yüreğine kurban olurcasına verdi penaltıyı, kaptan ve yardımcı ipten aldılar Liverpool'u. Ama ne yardımcıya ne de Hannsson'a kızabiliyorum, sadece ölümüne koşan, bütün maç hiç durmadan kendini yırtarcasına savaşan Gerrard'a helal olsun demek geliyor içimden. Bulduğu tek golün üzerine altın bulmuşcasına yatan Agirre'yi de anlıyorum, ama artık istemiyorum ben bu futbolu ve yine yeniden Gerrard'a hayranlıkla tebessüm ediyorum. Kocaman bir yüreği var onun! Maçta anlatılacak çok şey var belki ama benim için maç Gerrard!

Turkcell Kıyma Makinesi Ligi


Turkcell Süper Lig'in adını değiştirmek farz oldu artık. Neredeyse hoca değiştirmeyen takım kalmadı. Bugün Tolunay Kafkas, Bülent Uygun ve Ersun Yanal'ı bir kenara koyduğumuzda herkes topun ağzında. 3 maç üstüste kaybettiğin an biletin kesiliyor. Nasıl bir lig burası, millet bu kadar parayı nereden buluyor anlamak mümkün değil. Sonra düşünüyoruz kara kara, niye Anadolu'dan şampiyon çıkmıyor diye. Ya bırak Allah aşkına şu şartlar altında çıkması mümkün mü?!? Lig ideri Trabzon'un hocası Yanal'ı Trabzon medyası her hafta yerden yere vuruyor. Yıllar sonra hem kadro hem sıralama olarak adeta yeniden doğmuş bir takımın hocasına bu yapılır mı arkadaş! Çıkmaz Anadolu'dan şampiyon falan. Kıym makinesi bu kulüplerin hepsi, her sene önce hocaları sonra topçuları geçiriyorlar o makineden.

Bu lig de lsa olsa Turkcell Kıyma Makinesi Ligi olur. En iyi KIYAN kazansın!

Iverson - Billups Takası ve Joe Dumars

Profesyonel takım sporlarında herhalde dün itibariyle Dünya'nın en önemli gelişmesidir Iverson - Billups takası. Dün NBAKolik'ten hem patronumuz (he he) hem de kardeşimiz Memet haber verdi gelişmeyi telefonda bana. Ben de o sıra Tango kursundan çıkmış eve dönüyordum. Abartmıyorum elim ayağım titredi haberi ilk duyduğumda, yanımdakiler de hayati bir haber falan aldığımı sandı verdiğim tepki üzerine. Halbuki o an yaşadığım hızlı bir flash back ve hemen akabinde ışık hızında bir flash forward idi.

Flash back'in nedeni Iverson. Bir anda Sixers'ı finallere taşıdığı dönem ve o zamanki kadro yapısı geldi aklıma. Detroit'in şu kadrosunun tartışmasız 1 numaralı yıldızı ve lideri olacak Iverson. Patlayıcı yapısı ve deliciği ile Pistonları ciddi anlamda yağlayacak. Billups'ın liderliğindeki Pistonların tek önemli sayı opsiyonu Hamilton iken şimdi bu sayı 2'ye çıkmış olacak. Iverson'lı takımda, Iverson savunma dengelerini bozacağı için Wallace ve Prince'ten de daha fazla verim alınacaktır. Ötesinde bu hamle bir Joe Dumars harikasıdır, keza Iverson'ın 22 milyon civarındaki kontratı bu sene bitiyor. Diğer biten kontratlarla birleştirildiğinde Pistons'ın bir anda 30 milyon civarında cap space'i açılıyor ki, yaşı ilerleyen Wallace ve Iverson'ı takımda tutun veya tutmayın en az 2 yıldızı kadronuza katabileceğiniz bir konuma geliyorsunuz. İşte bu da Joe Dumars farkı.

Denver açısından bakarsak Iverson takasının takımı daha bir takım yapacağını hemen söyleyebiliriz. Özellikle Melo ve Iverson'ın şutları bir türlü paylaşamaması diğer oyuncuları oyundan düşürüp, bunların performansını azaltan bir faktördü. Billups gibi atmaktan çok attırmayı düşünen ve gerektiği zaman devreye giren bir oyun kurucunuz var ise işte o zaman takım olabilirsiniz, hele birde bu oyun kurucu sizin memleketlinizse daha da bir içten daha da bir zevkle kuracaktır o oyunu. Artık bu takımın en büyük yıldızı Melo. İyileşen Nene, sağlıklı kalabilirse Kenyon Martin, Smith, Kleiza, Carter, Atkins gibi adamlarla Denver artık daha dengeli bir takım. Pota alında eksikleri olduğu aşikar ama bütçe dengesi kurayım derken de bir anda süper takım kurmanız imkansız. Burada bir de tabi Denver GM'i Mark Warkentein'i kutlamak gerekir ki, dağıldı denilen takımı yeniden rekabetçi bir yapıya büründürmüştür. Aksi görüşler bir hayli dile getirilecek hatta "ne yapmaya çalışıyor bu adam!" denilecektir. Bence şu hareketi doğrudur Warkentein'ın. Takımda liderliği tam olarak ele alamamamış ve yine tam anlamıyla da mutluluğu bulamamış, potansiyel olarak sorun çıkarmaya meyilli bir süper yıldız yerine, takımı takım haline getirebilecek bir adam almıştır en nihayetinde. Üstelik bazı oyuncuların kontratını satın alır ve kafasındaki diğer ufak mali hamleleri de yapabilirsa sezon sonu Nuggets capinde mid-level için önemli bir yer kalacak ve Nuggets lüks vergisinden bir hayli uzakta durabilecektir.

Takasın aslı Iverson'a karşılık Billups + McDyess + Samb ama burada Dyess ve Samb kesinlikle rol oyuncuları olacaktır. Denver'ın Dyess'ı takımda tutmayıp gelecek sene cap boşaltmayı düşüneceğini, Samb'in de tutulursa en fazla antrenman oyuncusu olarak takımda barındırılacağını düşünüyorum. Öte yandan Iverson'ın tekrar Doğu'ya gelmesi 2. sırayı hedefleyen bir Magic Fanatiği olarak asabımı bozsa da, Denver'ın Dyess'ı bırakma, bırakılan Dyess'ı bizim havada kapma olasılığını düşününce bozulan asabımın yavaş yavaş düzelme eğilimine girdiğini, hatta keyfimin çakırlaşmaa başladığını, yüzümde tatlı bir tebessüm oluştuğunu söyleyebilirim.

Bu takas bize bir kez daha Joe Dumars'ın, Darko Milicic seçimi hariç, ne kadar akıllı, ne kadar önemli bir strateji uzmanı olduğunu göstermiştir. Benim gözümde bu adam bir GM değil kesinlikle Başbakan ya da Devlet başkanı gibi bir adamdır. Keşke fırsatım olsa da tek bir gün geçirebilsem Dumars'la, hatta şöyle bir el yüz falan sürsem bana da bulaşsa onda olan her neyse.

Bütün bu anlattıklarım 3-5 saniye içinde yaşadığım o fırtınalı flash back ve forward kırması anlarda aklımdan geçenler. Çok mu yoğun düşünüyorum ben arkadaş :D

Hastalık Nedenleri : Hasta Magic


Dün Geceki Orlando - Chicago maçı hastalığın teşhisine önemli katkı veren bir maç oldu. Herkesin bildiği ancak çok net şekilde dillendiremediği Magic bench'inin yetersizliği bir kez daha gün yüzüne çıktı. Lewis - Hidayet - Howard'ın içinde olduğu kombinasyon her fırsatta rakibi domine ederken, iş Nelson ve yedeklere kaldığında inanılmaz bir zorlanma yaşanıyor. İlk 3 maçta takıma kazandırılmaya çalışılan Redick'ten istenen verim alınamayınca Magic yine 3 kşinin eline bakar hale geldi. Son 2 maçta Bogans'ın emekçi performansı dışında Magic yedek sırasından kim kalksa takım bir adım geriye gidiyor. Anthony Johson'ı da hariç tutmak gerek keza o da olmasa PG mevkii tam anlamıyla bir kara delik formatına bürünecek.

Bulls maçının ilk devresinde bir ara 17 sayıya kadar farkı açan Magic, maçın sonunda nefes nefese kalarak ancak 3 sayıyla kazanabildi maçı (96-93). Lewis'in skorer, Howard'ın pota altını domine eden, Hidayet'in açıkları kapatıp şut sokamasa da akımı oynatan performansları getirdi galibiyeti. Basketbol bir takım oyunu ve Van Gundy bunu anlatmaya çalışsa da oyuncularına yedek sırası her ne kadar isim olarak iyi adamları içerse de bu haliyle yetersiz böyle giderse takviye ve takaslar konuşulabilir. Geçen sefer söylediklerimin arkasında duruyor, şu 10 maç geçsin o bize çok net fikir verir diyorum tekrar. Özellikle Stan Van Gundy'e geçen sene yaptıklarını gördükten sonra güvenim tam.

Bu arada Bulls'un draft1.sıra seçimi Rose'u ilk kez 48 dakika seyretme fırsatım oldu. Kendine güveni, lider duruşu ve oyun zekasıyla ilerinin çok önemli bir yıldızı olacak Rose. Birazcık şut çekmekten kendini uzaklaştırırsa Steve Nash-Chris Paul kırması tadında bir adam geliyor NBA'e. Bir de o Hinrich'e ne olmuş Allah aşkına!

2 Kasım 2008 Pazar

Eski Hastalıklar


Orlando Magic için umut dolu öngörülerle dolu bir sezon öncesi yaşadık. İlk maç tam bir hüsran ve hayal kırıklığı idi. Hawks mağlubiyetinin ardından Memphis deplasmanına kesin galibiyet parolasıyla gidildi. Maç içinde 15 sayılık fark yakalandıktan sonra birden çöküş başladı. Rudy Gay ve Gasol önderliğinde maça tutundu ve Gay'in son saniye basketiyle Magic maçı kaybetti. Hemen arkasından dün akşam eve dönüş ve ligin en kötü takımlarından olan Sacramento'ya karşı alınan maçta tam 103 sayı yemek (121-103). İlk iki maç kaybedilmesine karşın yenen ortalama 92,5 sayı makul bir seviye(85-99 ve 84-86). Ancak 86 yediğiniz akşamdan hemen sonra 103 yiyorsanız burada bir sıkıntı var demektir.

Kazandığı maçlar da dahil olmak üzere geçen sezon 3. çeyreklerde neredeyse hep kötü performans sergilemişti Magic ve 15-20 sayılardan 10-12 maç vermişti. Bu 2 hastalığa oyuncuların istikrar tutturamamasını da , serbest atış kaçırma alışkanlığıyla(2 sayıyla kabedilen maçta 10 serbest atış kaçırmak) birleştirip eklersek geçen seneki yaraların tam anlamıyla tedavi edilememiş olabileceği düşüncesi akıllara geliyor. İlk 10 maç sezonun resmini çizmeye yetecektir, hemen karamsar yaklaşmayalım, keza bu seneki kadro yapısı geçen sene göre çok daha aydınlık.

Bu arada Howard gelişimine her maç nasıl bir şey katıyorsa, J.J.Redick kendine verilen fırsatları ilk 3 maçta o derece kulllanamadı ve hem kendine güvenini hem de piyasasını iyice dibe çekmeye başladı. Bence bu adamın iyi psikiyatriste ihtiyacı var. Magic'in bir sonraki maçı Pazartesi gecesi Amway Arena'da Chicago Bulls'a karşı.

31 Ekim 2008 Cuma

Galatasaray Nereye?

Bu soru herhangi bir lokasyonu kastederek sorulmuş değildir. Bu soru aslında "Galatasaray'ın bu kafa, bu yaklaşımla sonunun ne olacağını bilen varsa bir ses versin Allah aşkına!" anlamındadır. Hem bir şaşkınlık hem de bir kaybolmuşluk taşımaktadır. Bu kafayla gerçekten Galatasaray nereye. Büyük Hoca Skibbe ve büyük kaptan Ümit Karan'ın maç sonu demeçleri hemen aşağıda. Zaten fırtınalı hissiyat içindeyken Galatasaray'a karşı şimdi ne yapayım da iyice şaşkın ördekler gibi sağa sola aptal bakınmayayım?!? Cidden Galatasaray nereye?

Tarih: 30 Ekim 2008
Yer: Ankara
Maç: Fortis Türkiye Kupası, Ankaraspor
Skor: 1-1

Demeç: Michael Skibbe "1 puan için mutluyuz"
Demeç: Ümit Karan "
Beraberlik grup için güzel bir sonuç"

Yorum:

Basketboldan Soğutmak

Günün çok da zevkli olmayan futbol maçları ve yoğun iş temposundan sonra Charlotte Bobcats - Cleveland Cavaliers maçının vaad ettikleri kağıt üzerinde çok fazlaydı. Tecrübeli ve ufak çapta efsane koç Larry Brown'ı takımın başına getirip, rezillik seviyesine inmeden takımı toparlamak amacıyla önemli bir hamle atmışlardı Micheal Jordan liderliğinde. Bilmeyenler için Jordan Bobcats'in ortağı ve Basketbol Direktörü. Takımda Jason Richardson, Emeka Okafor, Raymond Felton, Gerald Wallace gibi yıldızları olunca insan ister istemez Larry Brown'dan çok önemli işler yapan bir takımı sahaya çıkarmasını bekliyor.

Dediğim gibi vadd ettikleri çok olan bu maçın önemli servetlerinden biri de Lebron James'ti. Yukarıda saydığım adamlaradan özellikle spektaküler performanslara imza atma olasılığı çok yüksek olan Richardson ile James'in kapışması olur, basketbolu neden bu kadarsevdiğimi bir kez daha hatırlarım diyerek oturdum TV karşısına. Ama hiç de beklediğim gibi olmadı. Tam da Nbakolik'ten yazar arkadaşım Sevgili Burak'ın dediği gibi oldu. Son günlerde takımdaki en önemli gelişme olarak oyuncuları Adam Morrisson'ın saçını kestirmesini anasayfasına taşıyan bir takımdan zevkli veya başa baş bir maç çıkarmasını beklemek çok büyük bir hataymış. Lebron James'in neredeyse yürüyerek oynayıp terlemediği maçta, Cavs yedeklerinin laubaliliğinden, Bobcats 17 sayı fark yedi. J-Rich tek başına bir yere kadar taşıyabildi takımı ama ona destek olacak, omuz verecek tek bir kişi çıkmadı. Üstüne bir de bir adam vardı ki 14 numaralı Bobcats formasıyla sahaya çıkmış, takımını da, izleyeni de, hocasını da basketboldan soğutur. DJ Augustin denilen, Texas'tan çıkıp gelme, bu çaylak adeta Orlando Magic'in 5 senedir bir nane olamayan oyun kurucu müsvettesi Jameer Nelson'ın forma numarası da dahil olmak üzere kopyası. Onun sahada olmadığı her dakika Bobcats maçı çevirebilmek için bir umut ışığı yakarken, onun sahada olduğu her dakika basketboldan soğudu. Son dönemlerde gördüğüm en etkileyici kendi takımını bozma performansıydı.
Ne yazık ki NBA'in bugünkü popülerliğine gelmesinin en büyük nedenlerinden, güzel basketbolun belki de en büyük temsilcisi Michael Jordan'ın takımının oyun kurucusu basketbolu çirkinleştiriyor. Bobcats'in yedek sırasında 1 senedir basketbol oynamamış Morrisson, artık yaşlanmaya başlayan Mohammed dışında önemli bir isim yok. Kadroları çok dar ve seçenekleri ilk 5'lerinden ibaret. Kaan Kural'ın dediği gibi Bobcats bu sezonun en büyük sürpriz adaylarından ama kastettiği gibi başarı anlamında değil gelmiş geçmiş en kötü galibiyet yüzdesini yakalama potansiyeli anlamında. Jordan ve Brown acilen takıma el atıp takaslarla kadroyu şekillendirmezlerse, Bobcats'den bir nane olmaz. Düşünsenize ligin en zevksiz basketini oynayan Cavs bile acayip bir takımmış gibi gözüktü bu rezaletin göbeğinde.

30 Ekim 2008 Perşembe

Çarpılmak

Sezona kuvvetlenen kadrosuyla ve büyük umutlarla giren Orlando Magic için ilk maç hiç de beklendiği gibi geçmedi. Özellikle geçen sezonun üç önemli ismi Howard, Hidayet ve Lewis'e çok sert savunma uygulayan Hawks, ekmeklerine yağ süren oyun kurucu müsvettesi Nelson'ın da katkılarıyla bir ara 21 sayı fark yakaladığı maçta Magic'i 99-85 mağlup etti. Lewis üzerine çok agresif oynayıp maçın bitimine 11 dakika kala ona 6 faul aldırdılar. Hidayet ve Howard'a bir çok kez 2'li ve 3'lü sıkıştırma getirip, pick'n rol savunmasında uzunun içeri devrilmesine kolay kolay izin vermediler. Tek aksadıkları nokta Pietrus oldu ama o da tek başına maçı alıp götürebilecek bir isim olmadığı için Hawks çok rahat kazabdı ligin ilk maçını üstelik deplasmanda. Magic Killer Joe Johnson ve eski Magic'li Zaza'nın performansları çok etkileyici idi.

Magic açısından tek umut verici gelişme oyun kurucu gibi bir oyun kurucunun kadroya dahil olmuş olması. Nelson bu güzel(!) oyununa devam ederse Johnson ondan sadece süre değil, yerini de çalacak. Tek maça bakarak tüm sezonun ne olacağı kestirilmez. Chris Bosh dün kazandıkları Sixers maçından sonra kendisine "İlk maçı kazandınız 81 maç kaldı" diyen muhabire "bu sadece bir maç, 81'ini birden kazanabileceğimizi sanmıyorum" diye cevap verdi. Ben de bu akıl dolu cevabı Magic'e uyarlayayım "Bir maçı kaybetmiş olabiliriz ama daha geride 81 maç var."

29 Ekim 2008 Çarşamba

Oden Sakatlandı

1 sene yattı, sakattı, bir kez bile eşofman giyip çıkmadı sahaya. Geçen sene seçildiği ligde ancak bu sezon çaylak olabildi. Geldi - gitti. Medcezir kadar sürmedi ilk maçı. Sağ ayağından sakatlandı, Lakers maçını tamamlayamadı. Ne olur bu işin sonu? Kurşun mu döktürsek, nazarlık mı taksak?

Şampiyon Galibiyetle Başladı

Sezonun ilk maçları çok zordur, hele bir de geçen sezonun şampiyonuysanız beklentilerin iyice büyüdüğü, büyüdükçe üzerinizdeki baskıyı doruğa çıkardığı o gece karşılacağınız takım, ligin gelmiş geçmiş en iyi oyuncularından biri olarak kabul edilen bir adamın takımıysa, o zorluk derecesi işkence mertebesine gelir. Genellikle iyi başlayamazsınız maça, dengeyi oturtmak, takıma yeni katılanları ya da geçen sezona göre görevi değişenleri oyuna adapte etmek zaman alır. Ama taraftar susmaz, size inancı tamdır, fakat o büyük inanç öyle bir ezer ki sizi neler yapamadığınıza şaşar kalırsınız.

Boston Celtics açısından tam da yukarıdaki gibi bir geceydi. Cavs Lebron ve kuvvetlenen tayfasıyla önemli bir takım. Maçtan hiç kopmuyor hep bir pençe atıp bir tarafınızı kanatıyorlar. Maça Cavs iyi başladı, Celtics dengeyi ancak 3. çeyrekte kurabildi ama Cavs hiç maçtan kopmadı. Son 1 dakikaya girerken 3 sayıya kadar indirdiler farkı ama maç içinde ne kadar etkili olsa da Lebron sezona daha tam anlamıyla giremediğini baskı altında kullandığı 2 önemli serbest atışı kaçırarak kanıtlamış oldu. Çok zorlandığı maçta kaptanıyla maça asıldı Pierce, diğer 2 süper yıldızı Garnett ve Allen hala tatildeymiş gibiydiler, maçın sonunda anladılar sezonu açmaları gerektiğini. Celtics'in en zayıf halkasının 5 numara olduğunu gördük tekrar, Perkins iyi bir blokçu ama çok iyi bir savunmacı değil, üstüne hücum etmeyi hiç beceremiyor. Orada birazcık hücum potansiyeli olan bir adam oynadığında üç yıldız üzerindeki rakibin savunma baskısı azalıyor ve takım halinde Celtics alevleniyor. Dün gece bu etkiyi Perkins ve Garnett'ten önemli süre çalan Powe yaptı. Dün gecenin X faktörüydü. Pierce 27 sayı 4 asist yaparken Garnett ve Allen toplamda 19 sayı çıkartabildiler. Lebron 22 sayıyla başladı, birazcık Ilgauskas destekledi skorda onu, takımın gerisi Celtics'i durdurmaya çalışmakla çok meşguldü.

Celtics 90 - 85 aldı kendi sahasındaki bu sezonun belki de en zor maçını. Ancak "Big Three" bir arada performans veremezse çok zorlanacağı görüldü Celtics'in. Rakibin ezberi belli.

2 Takım Arasındaki Tek Fark

Geçen Senenin Bundesliga 7.si Bayer Leverkusen Skibbe ayrıldıktan sonra bugün 10. haftada lider. Geçen senenin Türkiye Şampiyonu Galatasaray Skibbe takımın başına geçtikten sonra bugün 8. haftada 6. sırada.

Aşık Olduğumuz Lig Başladı

Futbolun tek düzeliğinden ziyadesiyle sıkılmış, hep aynı şeyleri konuşmaktan bunalmış bir kişi olarak 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nın şu ilk saatlerinde 29 Ekim'i ayrıca kavuşma bayramı ilan ediyorum! Aşığı olduğumuz NBA sezonu başladı. Umarım yine geçen seneki gibi muhteşem bir sezon yaşarız. Tabii ki fanatiği olduğum Orlando'nun en az konferans finali yapması en büyük isteğim.

Öte yandan üzücü bir durum ise 3 senedir ilk 12 günü herkese açık olan League Pass uygulamasının devam ediyor olmasına, geçen sene uluslararası üyelik satışı olmamasına rağmen halka açık maçları seyredbiliyor olmamıza karşın bu sene her nedense Türkiye'den bu ücretsiz yayınları izleyemiyoruz. Üstüne üstlük parasını vermeye, üyelik almaya hazır onlarca insan var ama Türkiye uluslararası internet yayını yapılacak ülkeler arasında değil! Kendi adıma maille başvurumu yaptım. Yıllık üyelik bedeli sadece 85 $! Digiturk'le kıyaslanmaz bile, üstelik her gece ortalama 3-5 maç var. Bu hizmeti sezonluk olarak alırım diyenleri de Türkiye'nin yayın alanına dahil edilmesi için mail göndermeye davet ediyorum: leaguepass@nba.com

Öyle veya böyle yine başladı uykusuz ama zevk dolu gecelerimiz...

Teknik Direktör Maradona

Arjantin Teknik Direktörlüğü'ne sonunda beklendiği gibi getirildi Maradona. Kampanyalar sonuç verdi, halkın istediği oldu. Maradona'nın Arjantin Hocası olduğunu ilk duyduğumda aklıma hemen kulübedeki Maradona acaba nasıl olur sorusu takıldı. Sonra gerek Boca gerekse Milli maçlardaki Maradona'yı düşündüm. Sorunun cevabını bulup bizim ülkeden dengini söylemek olmazdı. Arjantin'in Yılmaz Vural'ı olur Maradona bence. Takımının ne yaptağından çok onun kenarda, içerde, dışarda, golde, ofsaytta, faulde ne yaptğıyla ilgilenilir. Kesin olan takımın önüne geçecek, daha fazla ilgi toplayacak. Bunu takımdaki oyuncular ne derece kaldırabilecek, kafalarını topa verebilecekler mi orası muallak. Bunu bilen Arjantin Federasyonu yanına bir de Basile'yi koymuşlar ki, Bilardo (Di Stefano uyardı da fark ettim, Basile yazmışım adamı, akıl fikir baskete gitmeye başlamış anlaşıldı) iyi futbolcu - iyi hoca örneklerinin bana göre enderlerindendir. Ha öte yandan da Karpatların Maradonası Hagi'yi ve gittiği her yerdeki üstün (!) başarılarını aklımızdan çıkaramıyoruz, o ayrı. En çok "Devrimci Diktatör" Maradona futbolcu döver mi ve Aguero bir yerine kına yakmış mıdır onları merak ediyorum bugünden sonra. Ya kısmet artık foto muhabirlerine.

Barton - Newcastle - Yeniden Doğuş

Joey Barton'ın hikayesini hepimiz biliyoruz. Newcastle'ınkine de pek yabancı değiliz. Uzun zamandır dibe batmakla geçirdikleri günlerin sonunda Barton Newcastle ile, Newcastle da Barton ile ayağa kalktı. 8 maç sonra ilk galibiyetini aldı Castle ve Barton penaltıdan da olsa attığı golle hem futbola hem hayata dönmüş oldu. Castle WBA karşısında 2-1 aldı maçı, uzun zamandır önde oynamayı ya da kazanmayı unuttukları için olacak 2. yarıda çok tedirgindiler, hatta korkaktılar. Neydi ne oldu demek geliyor insanın içinden, ama tutuyorum kendimi Owen'a Given'a ve Kinnear'a saygımdan. Satılacak mı satılmayacak mı, şampiyonluğa mı oynayacak yatırım mı yapacak derken o kadar yanlış işe imza atıldı ki... Lafın kısası makbul olan böyle durumlarda. Barton daha 26 yaşında ve yapacak çok işi var, suçu ne kadar büyük olursa olsun cezasını çekti, borcunu ödemeye başladı.

28 Ekim 2008 Salı

Home Run!

Ne acayip bir 4 gündü geçirdiğimiz, internetin zabıtaları gelip mühürlemişti sanki dükkanlarımızı, fikirlerimizi satmıyorduk bile, tezgaha koymuş sergiliyorduk sadece.

Bunlara sebep olan ve çanak tutanların hepsi hafızamıza kazındı. Mahkumiyet de elbet sona erecek sizlere, bakalım o gün neler yaşanacak. Şu sansür hareketine karşı gösterilen hassasiyet ve birliği her alanda gösterebilsek, kimse tutamaz bizi. Tutamasınlar zaten, denemesinler bile.

Her kim destek verdiyse yüreğine sağlık.

Tekrar ve yeniden ve umarım bir daha ayrılmamak üzere merhaba!

Çoban Salata Saklama Kabı

Üstadın yolunda ben de wordpress camiasına (umarım) geçici süreyle merhaba dedim.

Çoban salatayı saklama kabına koydum, işte kap hemen şurada:

http://cobansalata.wordpress.com/

Edit : Wordpress adresimiz artık ebedi saklama kabı :D

26 Ekim 2008 Pazar

Suçluyuz! Haklısınız!

Suçluyuz çünkü Blog Yazarıyız. Ülke aleyhine hareket ediyoruz. Kapatın bizi, hatta gelin everimizde kelepçeyip götürün. Karartın, kapatın, engelleyin, çünkü bu ülkenin asıl düşmanı bizleriz. Teşekkürler bu ülkeyi ve insanını bu kadar sevdiğiniz için. Haklısınız!

Basketbola Aç, Ortaya Karışık Orlando

Acıktık basketbola, ben de yazmaya haliyle, çok hareketli bir yaz oldu benim için, basketbol yazmaya gerçekten çok açım, hele hele konu Magic ise her şey yalan. İşte ilk cümleler! Geçen sezon yaşananlar çoğuna göre bir rüyaydı, belki de kabustan uyanmak, ya da kim bilir birilerini kabusa yatırmak. Senelerin özlemiyle adeta o eski Final ruhunu yakaladığımız bir dönem, ama en önemlisi seneler sonra play-offlarda tur geçmenin keyfi. Unutabilseydik neler başarabildiğimiz ve anlayabilseydik kötü çocuklardan çok daha kötü (!) olabileceğimizi, bu kadar kötü olmazdı elenme şeklimiz. Tecrübe denilen meretin, kendine güven ve heyecan denilen iki baş ağrısıyla birleşimi alıkoydu bizi, belalısı olduğumuz Keltlerle final oynamaktan. Ama bu sene farklı, bu sene geçen sene estetik operasyona adama benzeyen yüzümüzde birkaç derin çizgi daha var, bu sene daha çok sakalımız var, bu sene toy çocuk büyüdü, bu sene illüzyonun ötesine geçiyoruz, sihir yapıyoruz.

Geçen seneki kadromuza baktığımızda sıkıntı yaşamadığımız yegane bölgenin kısa forvet pozisyonu olduğunu görüyoruz. Hidayet ve Lewis’in bu pozisyonu muhteşem paylaştığını ve bu paylaşımın her iki oyuncuya da çok ciddi hücum opsiyonları kazandırdığını defalarca kez konuştuk. Hidayet’in MIP olmasında Lewis’le maç içinde birlikte ve ayrı ayrı top kullanıyor olmasının çok büyük etkisi mevcut. Lewis oyunda iken Hidayet’i pasör ve ribauntçu, Lewis dışarıda iken lider ve skorer olarak izledik hep. Sezon boyu alınan sürelerin oyun içindeki kronolojik paylaşımını incelediğimizde Van Gundy’nin sihirli değneğinin etkilerini fark ediyoruz hemen. Lewis ve Hidayet sezon boyu maç başına sadece 24 dakika birlikte oynamışlar. Bu her iki oyuncuya da önemli artılar katmış. İlk devrelerin etkin ismi ve daha fazla sahada kalanı Lewis 2. devrelerin adamı Hidayet olmuş hep.

Bu sezon takımda değişmeyeceği aşikar olan konuların başında şüphesiz en önde geleni bu. Takıma öl sezonda herhangi bir uzun forvet eklemesi yapılmaması bunun en büyük ispatı. Dört numaradan bahsederken Battie ve ölü sezon hamlelerine girmemek olmaz. İşte tam burası o kapıdan girdiğimiz yer.

Geçen sezonun en büyük kaybı Milicic’in de ayrıldığı bir ortamda Tony Battie’yi omuz sakatlığına kurban vermekti. Telaşla Adonal Foyle ve Gortat’ı takımda tutma hamlelerine sarıldı Smith ve Van Gundy. “E salmasaydınız Milicic’i niye saldınız ki?” sorusunun cevabı da, sevgili Burak’a selamlarımla, “biz Memphis kadar zengin(!) takım değiliz kardeşim”dir. (Bu zenginliğin cebe değil akla yönelik bir anlam taşıdığını okur okumaz anlamamış olan okuyucularımıza yazının bundan sonrasını okumamalarını tavsiye ederim, keza yazının burasına kadar zaten ilk paragrafı hiç anlamamış olarak gelmişsiniz demektir.) Battie’nin eksikliğinin Magic’i yeni arayışlara sürüklemiş olduğu fırtınalı denizdeki tek küçük adacık ise mucizevi bir şekilde suların çekilmesiyle Florida sahillerinden daha muhteşem plajlara sahip bir cennet bahçesine dönüverdi. Neden oldukları baş ağrıtan eşleşme sorunu ve yüksek şut kabiliyetleri ile 2. paragrafta ziyadesiyle anlatılan iki sezona damasını vurdu. Vurdu da bu hali hazırda mevcut sorunumuzun ortadan kalkmasını tam anlamıyla sağlamazken, kokusu 2. play-off turunda çıktı. Uzun forvet ve boyalı alan oyuncusu tabirlerine tek başına “Benim” diyebilecek, çok büyük oyuncu olmasa da çok faydalı bir adam Battie. O’nun dönüşü, geçen senenin kalın yanaklı stepnesi Foyle’un takımda tutulması ve Boksör babanın daha da tecrübelenmiş korkutucu oğlu Gortat’ın yedek sırasında oturacak adamlardan olması, geçen seneki seçeneklerimize göre bu sene elimizin daha kuvvetli olduğunu gösteriyor. Ancak ve ancak sezon başı hazırlık kampında hazırlık maçlarında, maç öncesi ısınmaları hariç, neredeyse hiç gözükmeyen ve 1,5 sene o kahverengi ve derin çizgili Spalding deri topa resmi bir maçta dokunmamış olan bu adam bize ne verim sağlayabilecek? Sezonumuzu şekillendirecek cevap bu sorunun cevabıdır. Sezon sonu ahlar ve oflar olursa (ki ilk paragrafı okuyanlar ciddi şekilde fark etmiştir ben bu kanaatte değilim), bu sorunun cevabı yüzündendir. Ölü sezondaki uzun forvet ya da pivot hareketlerine baktığımda serbest oyuncusu piyasasında çok da bize hitap eden adamlar olmadığını görmek de en azından yanlış bir hamle yapmadığımız düşüncesiyle beni fazlasıyla rahatlatmakta da işte o an sabaha kadar kan çanağı haline gelmiş gözlerle ve “Lütfen bir uzun!” umuduyla takip ettiğim oyuncu seçimleri aklıma düşmekte. Yeni paragraf, bu fazla uzadı.

22. sıradan seçtik Courtney Lee denilen oldukça potansiyelli olduğu ortak görüş halindeki şutör gard kısa forvet kırmamızı. Lee’nin seçildiği gece dedim ya “uzun” duasındayken, aslında workoutlar ve açıklamalar sonucunda az çok belliydi ya, Lee yerine 22’den sonra giden Koufos ve Arthur’a göz dikmiştim. Şu an iyi ki olmamış diyorum. Hazırlık maçlarında gördüğümüz Koufos fazla yumuşak. Çaylak oyuncular oryantasyon kapında marihuana içerken yakalanan Arthur da biraz fazla fırlama. Her işte bir hayır vardır tipik yaklaşımı ile yola devam.Western Kentucky mamulü, takımının NCAA’de sayı yükünü taşıyan, %40 üçlük yüzdesi 20 sayı 5 ribaunt 2 asist 2 top çalma mertebesinde bir isim Lee, çok genç değil 23 yaşında geliyor lige ve 3 senedir üst seviyede basketbol oynuyor, bunlar artıları. Eksileri ise ondan kaynaklanmıyor Lee’nin. Geldiği mevkide 5 senelik anlaşma imzalanmış Pietrus, görev adamı Bogans ve artık bu sene patlaması beklenen Redick var. Üzerine uzun süreli yatırım yapılacağını yaşı nedeniyle pek sanmadığım Lee’nin takıma katılma sebebi yeni şekliyle takımın eksiklerinin sezon içi bir takasla giderilmesi çabasında, gönderilmesi kuvvetle muhtemel Bogans, Redick ve Orlando’da kalmamaya karar verirse Hidayet’in dahil olacağı paketler sonrasında, eldeki kıymet olarak devreye sokulması olabilir.

Çok değişkenli bu komplo teorisinden de sıyrılarak yola az evvel kısaca girdiğimiz takıma yeni katılan isimlerle devam edelim, hatta araya ayrılanları da serpiştirerek çoban salata kıvamı verelim konuya.

Oyun kurucu pozisyonunda bu sezon tekrar Otis Smith’in GM kariyerine bir kara leke olarak yazılmış olan, çabukluğu dışında hiçbir katkı sağlamayan, ligin bütün iyi oyun kurucularından dayak yeme manyağı olan, Jameer Nelson’a mahkumuz. Zorunluluktan oyun kurucu olan ve Nelson’a göre bir çok maçta daha fazla fayda veren Dooling, sezon sonu bütçe durumu ve Hidayet’in biten kontratı da düşünülerek takımda tutulmadı. Detroit’ten geldiğinden beri bir türlü Utah’taki ve Porto Riko Milli Takımındaki oyununu sergileyemeyen Arroyo’da bileti kesilenlerden oldu. Nelson’a yedek olarak, kariyerinin bazı dönemlerinde olumlu patlamalar yaşamış, özellikle Indiana döneminde, Anthony Johnson takıma dahil edildi. Ölü sezonun en başarılı hamlesi, saf bir oyun kurucu, yedek olmayı sorun etmeyecek önemli bir profesyonel Johnson.

2-3 numara rotasyonunun çok faydalı bir katkı yapanıydı yine bu sezon ayrılıp Hawks’a geçen Evans. Geçen seneki Ariza takası hem O’na hem bize inanılmaz iyi geldi. Savunmamız sertleşirken dış şut tehdidimiz iyice arttı, Evans değerine değer kattı. Tabii ki sözleşmesinin sona ermesiyle istediği para, kariyerinin belki de son uzun – iyi kontratı olacağı için, Dooling’in istediği para ile birleşince 9 milyonları bulunca kendilerine teşekkür edildi. İşte bu noktada oyuncu seçimlerinden Lee ve Golden State’den Pietrus’un katılı 2-3 numara yedekli rotasyonunu oturtmuş oldu. Pietrus Golden State’de bir türlü hak ettiği değeri bulamamış, istediği süreleri alamamış bir oyuncu. Geçen sene özellikle S-Jax’in arkasında kalması hem istatistiklerini hem etkisini düşürdü. İyi bir savunmacı ve bildiğimiz bir çok Fransız gibi atletik yapısıyla eşleşmelerinde kendisine bir adım avantaj sağlayabilecek bir isim Pietrus. Sözün özü geçen seneden pek farkı olmayacak 2 numaranın, küçük bir sürpriz hariç.

J.J. Redick büyük umutların küçük adamı. Önemli hedeflerin hedef tahtasına uzaktan yakından isabet etmeyen oyuncusu. Önce Hill görmezden geldi sonra Van Gundy. Ağlamaklı oldu gitmek için, izin alamadı. NCAA’in atmak, sayı, şut konularında gelmiş geçmiş en büyük efsanelerinden biri olmak NBA’de oynamak için kafi gelmiyor keza. Bu ligde savunma yapmak gerek. Sonunda 3. senesinde kafasına sokmayı başardı Van Gundy, savunma sadece takım için değil senin için de var olmanın en önemli yolu. Hazırlık maçlarında bir hayli süre aldı Redick, ciddi savunma da yaptı, sayı da attı, özellikle 3’lüklerine geri dönüş yaptı yeniden. Bu sezon Magic cephesindeki en tatlı sürpriz olabilir Redick. 11. sıranın hiçbir verim alınamadan kayıp gitmesi insanın elinden çok acı olurdu, bir kere yaşadık Vasquez’le umalım da bir daha olmasın. Augustine’den hiç bahsetmiyorum, geçen sene kadroda sadece Battie’nin hatırına tutulmuştu, yeri en fazla Alman Ligi orta sıra takımı olacak bir adam.

Takımın hazırlık kampı kadrosuna alınan Wilks ciddi şekilde sakatlanıp daha kontrat falan hak etmeden sezonu kapattı. Yukarıda anlattığımız uzun forvet acabalarının arkasından denemeye alınan Dwayne Jones’da salıverildi. Aynı sebeple takıma katılan Jeremy Richardson’da sadece 2 hazırlık maçında toplam 6 sayı 2 ribauntla oynadı ve takımda geleceğinin olduğunu sanmıyorum, yakındır salınabilir. Tutulursa antrenmanlar için kalır kadroda.

Eskilerden Cook geçen seneki sakatlığını atlatıp geri döndü, standardı olan, uzun forvet pozisyonu için biraz kısa kalsa da çoğu rakibine karşı bunu mücadelesiyle kapatan değerli bir seçenek. Battie’nin dönüşü süresini olumsuz etkileyecektir ama hem Lakers’ta hem Magic’te gördüğümüz çok iyi bir profesyonel olduğu. Gortat ve Foyle sıra geldiğinde kapasiteleri doğrultusunda en fazlasını verecek, vermek için çok çalışacak oyuncular, takımın emekçileri olacaklar yine bu sene.

Takımda değişiklikler ve eklemeler sonunda rotasyon şu şekilde oluştu:

PG: Nelson – Johnson
SG: Pietrus – Bogans – Redick
SF: Türkoğlu – Lee
PF: Lewis – Cook – Gortat
C: Howard – Battie - Foyle

Takımla ilgili takas dedikoduları bitmiyor geçen sezon sonundan beri. Hidayet’in çok para istemesi durumunda Şubat döneminde takas edileceği, Redick’in Nelson’lı bir paketle iyi bir oyun kurucu için veya gidecek olan Hidayet’le iyi bir uzun forvet için paketleneceği en çok konuşulan konular.

Öte yandan takip edenler görmüştür takımın satılması konusu gündeme gelmiş durumda. Shaq ve Grant Hill gibi Lig’in gelmiş geçmiş en iyi isimlerinden olan, Magic geçmişine sahip ve basketbol oynamadıkları zamanlarda Orlando’da yaşayan 2 oyuncusu ortaklaşa talip olduklarını söylemişler takıma. En azından birkaç sene için bu fikri ütopya olarak görüyorum. Yeni salon inşa ediliyor, buradan ciddi sponsorluk ve faaliyet gelirleri gelecekken DeVos neden satsın takımı. Üstelik dünyada yaşanan şu ekonomik kriz ortamında mutlaka değerinin altına gidecektir Magic. DeVos satmayı düşünüyorsa bile en iyi tercih ortalık durula kadar beklemek. Bu da en az 1 sene demek, bu da yeni salon demek, işte bu da para demek. Demek ki Sahaq ve Hill avuçlarını bir müddet daha yalamak durumunda.

Bu sezon en az 55 galibiyet alacağımızı, 60 sınırını zorlayacağımızı, Güneydoğu grubunu tepede, Doğu Konferansı’nı en kötü 3. sırada, ama bence 2. sırada, bitireceğimizi hissiyatla karışık düşünüyorum. Takas edilmezse kontrat senesinde Hidayet yine Magic’in suikastçisi olacak, Lewis ve Howard ile ligin en önemli “Big Three”sini oluşturacaktır. Unutmamak gerekir ki, her gün gelişen ve şut atmayı da becermeye başlayan sadece 22 yaşındaki Howard öğrenmeye ve ilerlemeye devam ediyor.

Van Gundy için elinde sihirli değneği olan adam demiştim önceleri, artık elindeki sihrin ta kendisi. Bu sezon Orlando deplasmanları çok daha zor olacak.

Sevgi, sağlık ve umutla kalın….

* Bu yazı NBAkolik.com için yazılmıştır

23 Ekim 2008 Perşembe

Kendi Evlerinin 5'lik Simitleri

Steaua Bucuresti 3 - Lyon 5

Fenerbahçe 2 - 5 Arsenal

Basel 0 - 5 Barcelona

22 Ekim 2008 Çarşamba

Yıllanmış Şarap





Yaş: 34, Şampiyonlar Ligi Golü: 41, Hayranı: Milyonlar

Lacatus - Aragones

Lacatus Steau Bükreş'in Galatasaray'ı eleyerek Şampiyonlar Ligi'ne takımını taşıyan hocası. Bugün Steau ligde 11. hafta sonunda liderin 4 puan arkasında 3. sırada. Bayern, Lyon ve Fiorentina'nın olduğu grupta 1 puanla sonuncular. Hala 2. olma şansları ötesinde UEFA'ya kalma ihtimalleri yüksek, saldırgan bir futbol oynuyorlar ve kuvvetliler.

Luis Aragones çektiği zayıp rakibi zorlanarak eleyip Şampiyonlar Ligi'ne kalan Fenerbahçe'nin hocası. Ligde liderin daha 7. hafta sonunda 8 puan gerisinde 10. sırada. Arsenal, D.Kiev ve Porto'nun olduğu grupta sonuncu 1 puanla tıpkı Lacatus'un takımı gibi Aragones'in takımı. UEFA'ya kalma ihtimalleri gözükse de, ışık gözükmüyor takımda.

Lacatus bugün istifa etti takımından kendi evlerindeki 3-5'lik Lyon mağlubiyetinden sonra ve dedi ki "İstediğim futbolu bir türlü oynatamadım, takıma seviye atlatamadım, Şampiyonlar Ligi'nde istediğimiz yerlere gelemedik. Bu noktada ayrılmam negatif havanın dağılması ve oyuncuların üzerinde baskı oluşmaması için faydalı olacaktır. Zarar vermemek için takımdan ayrılıyorum."

Aragones ise geçen sene Çeyrek Final yapan, şampiyonluğu son anda kaçıran takıma bir kaç seviye atlatıp, çok önemli yerlere getiren adam olduğu için görevinin başında. Dede bu yaşta niye düştü ki yollara demiştim bir yazımda. Herhalde almak için geldiği şeyi almadan kolay kolay geçmeyecek sınırı.

Dede neden geldi ki?
İpten adam almak

Berkant Göktan

Beckenbauer onun için "İyi çalırşa Almanya'nın yeni Klinsmann'ı olabilir, müthiş bir yeteneği var" demişti. Türk ümit milli takımını tercih etmesi Almanya'da büyük yankı uyandırmıştı. Bayern Münih'te forma giyen Almanya'daki gururumuz olacaktı ama ilk defa 16 yaşında alındığı A takımda 3 senede topu topu 2 maç forma giyebilince ligde, buralara büyük yetenek olarak geldi. Umut vaadeen futbolcu, süper yetenek, feci frikikçe, harika golcü vesaire vesaire. Düştü düştü düştü. Serbest düşüş kokainde son buldu. Evde aile baskısı, hastalık, zehirlenme falan filan. Daha 27 yaşındaki gencecik fidan, eğildi, kuruyor. Kendisi yaptı deyip işin içinden çıkmak çok kolay, Bayern'de tutunmak kolay değil tamam ama 4 sene boyunca Türkiye'de ne kazandırdık Berkant'a alnında artan çizgilerden başka.

Futbolculuk artık çok zor. Hem fiziksel hem psikolojik olarak çok büyük baskı altında yaşanan bir hayat, hep eleştiri, her an tepki. Türkiye'de spor yapmak kolay değil, eğer kariyeri sekteye uğramış bir adam buraya gelecekse bir kez daha düşünmeli gelmeden. Almanya'da kalmayı seçse belki de kendini toparlayıp Bundesliga'nın önemli adamlarından olacak Berkant Göktan, bugün kokainman.

19 Ekim 2008 Pazar

Kaptan

Galatasaray Trabzonspor maçının devre arası. Her iki takımda da gördüğüm en önemli eksiklik, sahada kolunda kaptalık pazubandı olan 2 adam olmasına rağmen, o adamların aslında kaptanlık yapıyor olmadığı idi. Uzun zamandır aklımda olan ve üzerine ziyadesiyle yazmak istediğim konudur: Kaptan. Takım kaptanlığı apayrı bir görevdir. Hangi spor dalı olursa olsun yeri farklıdır kaptanın. Bir takımın kaptanlığı o takımın en eski oyuncusuna, ya da şehir takımıysa o şehrin yerlisine verilebilecek kadar göstermelik bir unvan değildir. Takım zorda kaldığında çözüm üretecek, düşen - ümitsizliğe kapılan arkadaşlarını tutup kaldıracak, takımı saha içinde motive edecek, hırslandıracak, o takıma liderlik edecek adamdır. Saha içi rol modeli ve lider. O takım için gücü kalmayıncaya kadar hiç durmadan koşacak adamdır kaptan. Yaşı fazla önemli değildir, önemli olan arkadaşlarının ona inanmasıdır.

Trabzon'da Hami'den sonra bir nebze Tekke yapabilmişti layıkıyla kaptanlığı, şimdi lidersizler, Trabzon'un yerlisi, mahallenin çocuğu Hüseyin'e teslimler. Kriz yönetimi yapabilecek tek oyuncuları yok. Galatasaray ise önce Bülent sonra Şükür'le yaşamaya alıştığı lider - fedakar - inanmış kaptan imajından tamamen kopuk. Bu maç Ayhan kaptan olarak sahada. O olmasa Hasan Şaş veya Ümit Karan, kim inanıyor bu adamlara, lideri olarak görüyor? Sadece kaptanlık bandını takması gereken birileri lazım ve en eskiler de onlar. Bir kaptan lazım Galatasaray'a ve o adam şu kadroda ancak ve ancak Arda. Üzerine çok konuşmak gerek. Kaptanlık payesi ile donanmış Arda'nın Galatasaray'a verebileceklerinin sınırını çizemiyorum. Neden Gerrard gibi bir idol, yaşayan bir efsane çıkmasın Arda'dan...