Sayfalar

13 Kasım 2011 Pazar

Namazda Gözü Olmayanın Ezanda Kulağı Olmazmış...

Türkiye 0-3 Hırvatistan
Cumartesi günü alınan hezimet ve yaşanan sonuç malumun ilanı oldu benim için. Oynanan oyun ve maçın sonucuna şaşırmadım, şaşıranlara ise hayret ettim. Ne bekliyorduk ki sanki? Grup belirlendiği zaman Almanya’nın grup birincisi olacağı ve Türkiye’nin grup ikinciliği için en önemli aday olduğu futboldan az çok anlayan herkesin ortak düşüncesiydi. Açıkçası kimsenin Almanya’nın önünde olabileceğimizi ya da en iyi ikinci olabileceğimizi düşündüğüne ben inanmıyorum. Nihayetinde grup maçları sonunda rahat rahat, sallana sallana ikinci oluruz derken ıkına ıkına olabildik ki Hırvatistan maçı öncesinde karamsarlığımın en büyük nedeni bu idi.

Aslında geriye dönersek Azerbaycan maçında alınan yenilgi sonrası Türk Milli Takımı’nın selameti için derhal teknik kadronun değiştirilmesi gerektiği söylemimin ne kadar doğru olduğu cumartesi geceki ağır yenilgi sonrası ortaya çıktı. Aslında o zamanki bu söylemim sadece Azerbaycan yenilgisi ile alakalı değildi. Aynı zamanda Hiddink’in ne kadar büyük teknik direktör olursa olsun kimyasının Türkiye ile uyuşmadığı, futbolcular tarafından sayıldığı fakat sevilmediği, futbolcuların Türk milli takımı forması ile t.d. motivasyonundan yoksun maçlara çıktığı ve Hiddink’in futbolculara verebilecek ekstra bir şey kalmadığı da belli olmuştu. Belki bazıları hala daha Milli ruh söylemlerini destek göstererek ekstra motivasyonun gerek olmadığını söyleyebilirler ama gelinen noktada önceki örneklere bakarak önemli olduğu ortaya çıkmıştır. 96 Avrupa Şampiyonası grup maçlarında Fatih Terim’in öğrencilerinin başarısının altında hem t.d. motivasyonu hem de futbolcuların t.d.’yi hem sayıp hem sevmesi de etkiliydi. Aynı şekilde Fatih Terim’in Galatasaray’daki 96-2000 serüveninin UEFA Kupası ile sonuçlanmasının altında yatan nedenlerden en önemlisi bu iki unsurdu. Diğer yandan Fenerbahçe’nin Zico ile kazandığı başarılarının nedeni sadece futbolcu kalitesinin yüksek olması ile açıklanamaz. Aynı Milli Takım ve Galatasaray’da Fatih Terim ile oyuncular arasındaki ilişki Zico ile futbolcuları arasında oluşmuştu o dönemde ve özellikle futbolcuların Zico’yu çok sayıp sevmesi ve Zico’nun da zor anlarda gerek medyaya gerekse yönetime futboluları yem etmemesi gibi ayrıntı ama önemli stratejik hamlelerin etkisiyle Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi’nde yarı finalin kapısından dönmüştü. Bu örneklerin bakarak Hiddink’e döndüğümüzde ise futbolcularla t.d. arasındaki ilişki hakkında ne diyebiliriz ki! T.d. yılın neredeyse 6 ayı Hollanda’da iken futbolcu ne kadar t.d.’nin söylediklerini takar?

Aslında o da ayrı bir tartışma konusu. “Vay efendim neden Hiddink maçları izlemeye gelmiyor?” lafları ne zaman yükselmeye başlasa bir bakıyoruz Hiddink hemen tribünde kurmaylarıyla birlikte kurulmuş notlar alıyor. Sanırım kandırdığını zannediyor bazılarını, belki de kandırıyor. Namazda gözü olmayanın ezanda kulağı olmazmış hesabı Hiddink’in gönlü yoksa maç seyretmeye, yeni oyuncular keşfetmeye, zorla o statları onu getirmeye ne gerek vardı ki? Zaten illa gelsin diye bir düşüncem de yok. Kurmaylarını görevlendirirsin gider seyreder maçı alır notları yapar bir rapor t.d. ye sunar. Ama bizdeki bazı aklı evveller nasıl ki Fatih Terim’in maaşına takıp o yolla saldırdılar bu sefer de bu şekilde Hiddink’in kellesini alttan alttan istemeye başladılar. Acaba Hiddink’in Kore ya da Rusya’daki çalışma şekli böyle miydi? Eğer böyleyse Hiddink’e bu sebeple söylenen sözlerin hepsi onunla anlaşma yapan sevgili TFF yetkililerine de gitmektedir.

Karşımıza Hırvatistan çıktığında maçlarla ilgili yorum yaparken iki maçta da birer sıfırlık mağlubiyetleri Avrupa’ya rezil olmamayı düşünerek söylerken iyi niyetli bir şekilde bu fikrime karşı çıkan sevgili futbolseverlerin şimdi ikinci maç için kapıyı beş farktan açmaları işin daha da komik olan yanı oldu benim için. Hep denir ya Türkiye 70 milyon teknik direktör 70 milyon futbol yorumcusu vardır diye, aslında Türkiye’de futbolu gerçekten anlayıp akıl ve mantık ölçülerinde ele alanların sayısı devede kulak kalmıştır. Onları da zaten Hırvatistan maçı öncesi yorumları okuyanlar bileceklerdir. 4-3-3 mü oynamalıymışız yoksa 4-4-1-1 ya da Ali, Veli neden aday kadroya çağrılmadı söylemlerini yapanlara tek sözüm var: İstenilen taktik istenilen futbolcular olsaydı bile yine skor bundan çok farklı olmayacaktı. Çünkü sorun tekrar söylüyorum seçilen taktikte çağırılan ya da çağrılmayan oyuncularda falan değil sorun daha derinlerde daha merkezde. Biraz düşünün hemen bulacaksınız zaten.

Bir söz de TT Arena’da Volkan’a küfür edilmesine. Nasıl ki Volkan Demirel’in oynadığı maçlarda istenmeyen bir durumda ağzından taraftara, rakip oyuncuya, kendi takım arkadaşına, hakemlere, teknik direktörlere vs. ana bacı küfür kelimelerini okumak beni ne kadar irrite ettiyse, o taraftarların da hep bir ağızdan Volkan’a küfür etmesi o kadar irrite etti. Ama n’apacaksın; öyle kafaya böyle şapka, yapacak bir şey yok. Kutsal forma altında demeyin, kutsal formalar halen soyunma odasında, uzun zamandır giyilmedi…

Son olarak adı Türk Milli Takım t.d. için geçen Abdullah Avcı'yla ilgili olarak mümkünse rahatını bozmasın hiç öyle milli takım görevi reddedilemez söylemlerine bakmasın, güzel bir dille görevi geri çevirip üç büyüklerin birinde kendini denedikten sonra bu göreve layık olduğunu göstersin. Malum Fatih Terim, Hiddink gibi futbol adamlarına dayanamayan ya da uyuşamayan bu sistem Abdullah Avcı'yı çok fazla içinde barındırmaz, posasını çıkarır. Sonra geleceği olan bir teknik direktör adayının altına da yakmak için bir sopa da biz atarız. Bakınız: Ersun Yanal...

1 yorum:

EBRULİ dedi ki...

Volkan' a yapılan az bile. Eğer milli oyuncuyum diyorsa öncelikle diğer maçlarda da milli oyuncu gibi davranacak.