Sayfalar

23 Eylül 2011 Cuma

Lige Genel Bir Bakış

Takımların durumu ile ilgili olarak ilk haftalar itibariyle çok kesin yorumlarda bulunmak ne kadar yanlış olsa da nacizane Super Ligde 3. hafta sonunda şöyle bir genel bakış atmakta fayda var. Çünkü bazı takımlar için balık baştan kokabiliyor.

Yorumlara başlarken saha dışından doğru saha içine girmek daha güzel olur kanımca. Federasyonumuzun uzun mütalaalar, tartışmalar vs. sonucunda karar verdikleri Super Lig’in yeni sistemi hem kulüplerin hem de diğer medya organlarının yayıncı kuruluşa olan bağımlılıkları sebebiyle fazla tartışılmadıysa da iş icraata geçirilip koşuşturma başlayınca tek antrenmanla maçlara çıkmak, gerekli yüklemelerin yeterince yapılamaması akabinde gelen sakatlıklar ile birlikte daha şimdiden iyiden iyiye sonuçlarını vermeye başladı tepkisel olarak. Haftada üç maça bağırıp çağıran maçlarının ertelenmesini isteyen sevgili kulüp yöneticilerimiz maddi olarak zarar görmemek için eyvallah dedikleri sistemin neticesine katlanmak durumundalar. Zaten bu sistemin 2011-2012 sezonuna özgü olduğu gerçeği herkes tarafından bilinirken koltuğun altına yukarıda saydığım sorunların konulması sonucunda gelecek sezon yine eski sistemimize döneriz. Ama açıkçası şunu söylemem gerekir ki, getirilen yeni sistem ligimizde lokomotif etkisi yarattığı da ayrı bir gerçek. Bununla birlikte her gün Süper Ligde en az 1-2 maçın olması izleyiciler açısından aksiyon ve doyuruculuk açısından güzel ne var ki doyuruculuğun negatif etkileri sebebiyle ise gına getirme durumuna sebep olacaktır. Seyirci her gün maç olduğundan haberdar ama hangi gün hangi maç var konusunda sıkıntıya düşülecektir bu hız içerisinde. Bununla birlikte lig sürecinin ilerlemesi esnasında her takım belli dönemlerde kısa zaman aralıklarıyla 3-4 maçlık performans sergilemeleri gerekiyor. Ne var ki, bazı takımların ilk haftalarda, daha takım birbirine alışmadan ve bir arada oynamaya alışmadan bu sürece girmesi çok adaletli! olan bu sistemin adaletini bir merdiven daha yukarıya çekmiş oldu.

Gelelim Süper Ligimizin über hakemlerine. İlk üç hafta itibari ile şike-teşvik anlamında UEFA’nın verdiği mesaj olan “SIFIR TOLERANS” deyimini yanlışlıkla kendilerine söylendiğini sandıkları kanısındayım. Ya da MHK Hakem Komitesi Başkanı Yusuf Namoğlu’nun UEFA’nın bu söyleminden cesaret alarak deyimi hakemsel olaylarda da kullanmayı düşünmüş olabilir. İlk 3 hafta itibari ile geçen sezonlarda ortalama 3-5 kırmızı kart çıkarılırken bu sezon 11 kırmızı kartın çıkması gerçekten düşündürücü. Demek ki ligimiz geçen sezonlara nazaran daha kemik seslerinin duyulduğu bir hal aldı ki kart sayısı 2-3 katına çıktı. Yorumunuz nedir bilmiyorum ama bu konuda ben Türkiye’de futbol oynamış veya halen oynayan, kariyerlerinde İspanya, İngiltere gibi benzemeye çalıştığımız Avrupa liglerinden kariyer yapmış oyuncuların serzenişlerinin etkisi olduğunu ve MHK’nın bu açıklamalardan hareketle lige dışarıdan etki edip yumoş etkisi yaratma amacında olduklarını düşünüyorum. Ne var ki verilen ihraç kararlarının hepsinin doğru olup olmadığı konusunu düşününce ya da olması gerekenlerin verilmemesi durumu kafamda soru işareti bırakmadı da değil.
Galatasaray’a baktığımızda yönetimi, kenar ekibi ve çoğu oyuncusu değişmesine rağmen geçen sezonki istikrarlarını devam ettirme çabası içinde oldukları çok belli. Aslında Fatih Terim’in gelmesinin ardından şike-teşvik olayları sebebiyle Terim’in tatil süresinin uzaması olayını avantaja çevirip özellikle Galatasaray’ın iskeletini oluşturan oyuncularda artık kesinlikle oluştuğuna inandığım kendilerine güvenmeme, inisiyatif alamama, etliye sütlüye bulaşmama, saha içinde kavga etmeme vs. olaylarını en aza indirgeyeceğini aynı zamanda arkadaşlık, anti-gruplaşma gibi takımı takım yapan öğeleri futbolculara aşılayacağına inanıyordum. Ama güvendiğim dağların ardına kar yağdı desem yalan olmaz. Devamlı medyada oyuncuları şikayet etme, saha kenarından takımı ateşleyememe, oyunculara sözünğ geçirememe ya da istediklerini veya söylediklerini oyunculara yaptıramama gibi negatif durumların ortaya çıktığı görünüyor. Yapılan transferler ve teknik taktik varyasyonlar ile ilgili çok şey söylenebilir ama benim çıplak gözle izlediğim iki maç üzerinden konuşursam, 4-5-1 sistemi kullanıldığında sistemin en önemli özelliği olan top ileri uçtaki oyuncuya gönderildiğinde orta sahadan en az bir oyuncunun santraforun yanında bitmesi ve boşa kaçarak santrafora pas için alternatif yaratması, aynı zamanda kanatlardan ileri uç oyuncusunun sürekli beslenmesi ve yapılan ortalarda ceza sahası içerisinde en az 3 oyuncunun olması gerçeği Liverpool maçında gerçekleştirildi, ne var ki Samsun maçının büyük bölümünde artı özellikle Karabükspor maçlarında yapılamadı. Bunda özellikle Melo ve Selçuk’un ofansa yeterince yardım edememesi gerçeği yatmakta. Özellikle Selçuk kendisinden istenen odur mu bilmiyorum ama orta saha yuvarlağından dışarı çıkmamaya yemin etmiş bir oyun sergiledi ligdeki son iki maçta. Bunda da yine yukarıda belirttiğim inisiyatif alamama gerçeği yatmakta. Bununla birlikte eğer oyuncunun kondisyonu yeterince yüksek olmazsa asli görevinin yanında yapması gereken ikincil görevleri yapmaktan kaçınır. Buradan Galatasaraylı oyunculara yeterli kondüsyon yüklemesinin henüz yapılamadığı gerçeği de ortaya çıkıyor. Bu negatifliklerden dolayı Galatasaray’ın orta sahasında ofansif düşünce yapısı yüksek bir oyuncuya sahip olmamasından mütevellit 4-4-2 sistemine göre oynamasının daha faydalı olacağını ancak bu sisteme geçiş olsa bile ilerideki oyuncuların rakibe yapılan ataklarda oldukları yerde put gibi durmayıp kendilerine boş alan yaratmaları gerekiyor. Ama dediğim gibi Galatasaray’ın ileri ucundaki oyuncuların hem mental hem de yeteneklerini düşündüğümde bu ne kadar gerçekleştirilebilir o tamamen bir muamma. Takım kurgusu ve taktiğiyle ilgili tüm bu olumsuz gerçeklerden sonra bu sezonun ilk 3 haftası itibari ile olumlu bir hareket ise Melo oldu. Melo normal bir orta saha oyuncusunun aksine topu ayağına aldığı zaman Selçuk gibi topu en yakınındakine atmak yerine rakibi orta sahadan delerek defansının dengesini bozma ve ofanstaki oyunculara kendilerine ceza ahası içerisinde boş alan yaratma gibi önemli bir artıyı kazandırıyor. Tabi ne var ki ileri uçtaki oyuncular yeterince iyi deplase olamayınca Melo’nun bu girişimi şu an için çoğu zaman başarıya ulaşmayabiliyor.Fenerbahçe açısından lige bakarsak bu sezonu bazı şeyleri ispatlama sezonu olarak görüyorum. Şike-teşvik olayları çıktığı zaman saha dışında Fenerbahçe aleyhine olumsuz sonuçların olabileceğini ancak saha kenarındaki teknik ekibin ve içindeki futbolcuların saha dışında ne olduysa olsun bileklerinin hakkıyla şampiyon olduklarını göstermek isteyeceklerini, bu duygularının kavgayla besleneceğini ve ne zamanki içlerindeki kavga sona ererse o zaman sıkıntı yaşayabileceklerini yazmıştım. Şu an aynen bu şekilde devam ediyorlar. Fenerbahçe geçen sezon itibari ile zaten aile olgusuna tamamen erişmiş bir kulüp görünümündeydi. Ama bu sezon başında olan olaylar sonucunda gidenlerden de sonra kader birliği yapmış insanlar topluluğu olarak da görebiliriz Fenerbahçe’yi. Eminim futbolcuların ve teknik ekibin verdikleri bu savaşta amaçlarından biri de TFF’yi bu sezon ligde yaşamayı planladıkları başarıyla sıkıntıya sokmak ve sezon sonunda alacakları kararı bu yolla zorlaştırmak. İşler iyi giderken zaten yüksek olan mücadele güçleri daha da artacaktır ancak önemli olan 3-4 haftalık istenmeyen sonuçlar akabinde neler yaşanabileceği ya da daha açık söylemek gerekirse oluşabilecek bir kaos ortamında Kocaman’ın kaos yönetimini yapıp yapamayacağı. Geçen sezon bu tip yaşanan kaos ortamını başarıyla yönetememiş olan Kocaman eğer o zamanki sonuçlardan ders çıkarırsa işi fazla zarar görmeden kotarabilir. Ne var ki aksi bir durumda en büyük özelliği kaos durumlarında yönetimi çok iyi yapan Aziz Yıldırım olmadığı için tüm o birleşmişlik muhabbetleri yerini takım içi kavgalara bırakabilir.Beşiktaş’ın oynanan maçlar sonrasında ne takım kurgusu ne sistemi hakkında tam bir bilgi sahibi değilim. Boşa konuşmak ve yanlış yorumlarda bulunmak istemiyorum. Ancak Beşiktaş ile ilgili söyleyebileceğim önemli bir şey var ki, Q7’nın takımda tek başına oynamak ve kendini tatmin etmek için oynayacağı her maç Beşiktaş’a zarar veriyor ve vermeye zarar verecektir. Ancak Q7’nin kafasının sahada olduğu, mental olarak maç içinde kopmadığı ve sinirlenmediği, kısacası top oynamak değil oynatmak için çıktığı her maç Beşiktaş güzel saha şovları ile kazanacaktır. Q7’nin kafasını saha içinde sakin tutabilmek ne kadar mümkün. Onu ben değil saha kenarı düşünecek artık…

4 yorum:

M.R.B. dedi ki...

guzel analiz olmus, eline saglik. bu yaziya trabzon da dahil olsa bence daha guzel olurmus.

bir de devam yazisi niteliginde ilk uc haftada iyi cikis yapan belediye, eskisehir yazisi ile bekleneni veremeyenler olan antep kayseri yazisi olursa daha da guzel olacagini dusunuyorum :)

ozhano dedi ki...

Haklısın hocam da yazı çok uzun olacaktı ilk etapta bu kadar çıktı. Bir de anca 15 dakika yazabiliyorum ilgim dağılıyor sonra yazamıyorum. Ama gelince yazarım. Özellikle M.İ.Y ve Manisa var hedefimde...

Adsız dedi ki...

her harfine katılıyorum.

Celal Abbas dedi ki...

Hocam diğer takımlarla ilgili yorumlarınıda bekliyoruz. Çok güzel bir yazı olmuş. ellerine sağlık.