Sayfalar

1 Haziran 2011 Çarşamba

Ntvspor vs. Kanalturk

Aslında Kanalturk değil de olaya Serhat Ulueren olarak bakmak daha fikir verici olabilir. Galatasaray taraftarının hemen hemen hepsinin geçen sezon lanet ettiği bir numaralı program her zaman için Serhat Ulueren ve ekibinin yaptığı yayınlar oldu ki gerçekten de hem takım hem de yönetim ile ilgili acımasızlık sınırlarının son safhalarına ulaşmışlardı. Aslında geçen sezondan önceki dönemlerde eleştirilerin olduğu ama bu kadar bel altı denebilecek yorumlara girişilmediği aşikardı. Hatta hatırlanırsa zaman zaman yönetimin yaptığı yanlışlıkları beklenmedik derecede yumuşak karşıladıkları ve yapıcı oldukları durumları da gördük. Ama ne oldu ne bittiyse geçen sezonun başından itibaren topla tüfekle özellikle yönetimi bitirmek için hareket ettikleri belli oldu. Zaten Adnan Polat'ın o dönemlerde yaptığı açıklamalarda işaret ettiği program hep Serhat Ulueren'in programı oldu. Peki ne oldu da böyle oldu? Polat yönetimi ile Ulueren ve ekibinin arasındaki gerginliğin, Ulueren'in Adnan Polat'ı bitirmek için yaptığı aşırı yayınların tek nedeni olabilir: Nedir, Ulueren'in düşünceler bazında Polat ve yönetiminden aradığı desteği bulamaması. Gerek maç yayınlarını alamamaları, gerek Galatasaray ile ilgili rahatça bilgi almalarının zorlaşması ya da zorlaştırılması vs. sonucunda zıt kutuplara çekildiler. Şimdi şu düşünülebilir: Yahu bir tane spor programı Polat yönetimini götürmüşse vay Galatasaray'ın haline. İşte olayda burada başlıyor. Sadece bir program değildi Polat'ı yıkan. Zaten kongre üyelerinin çoğunluğu Polat'ın bırakmasını istiyorlardı.
Ancak sorun şu ki daha zamanı vardı yönetimin ve süreci hızlandıracak ve yönetimi taraftarı önünde hem sportif açıdan hem de diğer yönlerden yıkacak kamuoyunun kolayca ulaşabileceği bir şeye ihtiyaç vardı ve burada da Galatasaray'ın ağır topları! Serhat Ulueren'i seçtiler. Başka hangi program olabilirdi ki zaten. Televizyonlarda kaos ile beslenen başka hangi program var ki? Tabi bu arada futbolcuların her yönüyle uğraşılarak sportif başarı olmasına da çomak sokmak işin en kolay kısmıydı. Neyse, sonucunda Polat hiç de istenmeyen bir şekilde görevini bıraktı ve de yerine o ağır topların! istediği Aysal geldi ki işin garip tarafına bakın ki yeni başkan ilk olarak hangi programa çıktı: Serhat Ulueren ile Kaos Vakti. Ama değişen bir yan var ki, Serhat hiç olmadığı kadar anlayışlıydı, soruları da gayet Aysal'a pas atar şekilde oldu. Bu arada Aysal, Serhat Ulueren'e "Kardeş, hep sen sordun, bir de ben sorayım. Bizim taraftar sizin takımımız hakkında bel altı çalıştığınıza inanıyor. Bu böyle mi yoksa ya da bana de ki ben böyle birşey yapmadım." O an itibari ile Aysal taraftar gözünde ilk golünü attı. İşin rengi böyle değil kanımca. Bu diyalog sadece taraftar gözünde hem Aysal'ı yüceltmek, hem de taraftarın gazını alma olayıydı. Bakın Selçuk transferi ile ilgili konuşmalar da bu dediğimi destekliyor. Bu 18-20 milyon Euro'ya maloldu haberlerinden sonra bu programın sanki Galatasaray yönetimiymiş gibi hayır o kadar değil ne kadar saçma haber demeleri de iki taraf arasındaki kutsal ittifakın göstergesi ve ilk belgesi oldu benim gözümde. Üstüne her ne kadar Galatasaraylı olsam da Emre'yi sevmesem de her ikisi ile de alakalı olmayan bir konuda inatla şampiyonluğu şaibeli hale getirilme çabası ve bu çabanın 4 saat sürüp sonunda ben Emre'nin de başının yanacağını düşünüyorum sonucunyla tamamlanması da double'ı oldu işin. İddia ediyorum bu menfaat kardeşliği bu ittifak iki taraftan biri sözleşmesini yırtmadıktan sonra devam edecek ve Galatasaray'da ne olursa olsun Aysal yönetimi bu programda Polat yönetiminin yarısının çeyreği kadar sorgulanmayacaktır.
Gelelim olayın diğer Ntvspor tarafına. Açıkçası Ntvspor'un bu şekilde bir olaya girişeceği aklımın ucundan geçmezdi ama maalesef o da Kanaltürk'ün karşısına bu bakımdan gerek haberleriyle gerekse katılımcılarının yorumlarıyla geçmiş görünüyor. Emenike transfer miktarını fazla önemsemeyip Selçuk İnan transferinin maddi kısmını uzun süre konuşmaları ile ilk uyarıyı yapmışlard zaten. Aslında bu işin başı Ünal Aysal'ın Kanaltürk'e çıkıp konuşması ile başladı ve benim gibi Aziz Yıldırım da Kanaltürk ve Telegol'ün Gs safına geçtiğini görünce mantıklı olarak kendisine destekçi olarak Ntvspor'u gördü. Orada da karşılıklı menfaatler konuşuldu anlaşıldı ve el sıkışıldı. Dediğim gibi ilk meyvesi de Selçuk İnan transferi oldu. Daha da arkası gelecek. Fenerbahçe'nin ya da yönetiminin en küçük başarısında ortalığı ayağa kaldıracaklar, rakiplerin transferlere sallayacaklar, karşı yönetimlerin ya da futbolcuların en küçük bir yanlışlarında tepelerine bineceklerdir.

Sözün özü, bu başkanların yaptığı her hareket her açıklama her olayda muhakkak birşey vardır. Ünal Aysal'ı ya da Aziz Yıldırım'ı muhakkak diğer kanallardan da çağırmışlardır. Niye ilk olarak yayıncı kuruluş ya da bir başkası değil de bu programlar. Ya da iki tarafın müstakbel birlikteliklerinden sonra gelişen olaylar haberler vs. hiçbiri tesadüf olamaz. Değil de zaten. Marca-Real Madrid ilişkisi artık bu iki kulüp be programları arasında da olacaktır. İleri ki günlerde iki takımın yapacağı transferleri de ilk olarak bu kanallarda öğreneceğimiz gerçeğini de es geçmek istemiyorum. Bu arada Beşiktaş vardı ama onların başkanlarının artık gazetesi ve televizyonu var; Allah daha ne versin!!!

Hiç yorum yok: