Sayfalar

25 Eylül 2010 Cumartesi

Sabri Ugan-Ertem Şener-Ali Ece

İzlediğim futbol karşılaşmalarında spikerlerin ya da yorumcuların gerek sahadaki takımların tarihsel değişim ve gelişimleri ile ilgili gerekse futbolcuların hayatları ile ilgili ilginç olayların maç anlatımının arasına serpiştirmelerini destekliyor ve güzel buluyorum. Bunu ilk olarak Şampiyonlar Ligi maçlarını anlatırken topun oyunda olmadığı anlarda Sabri Ugan'dan duymuştum. İlk önce tabi ki her yeniliğin reddedilmesine uygun olacak şekilde "Yahu sen maçını anlatsana, sana ne adamın bilmem nesinden" desem de daha sonra o anların gelmesini daha çok bekler oldum. Ancak harareti yüksek maçlarda bu tip bilgilendirmelerden dolayı çok da küfür yediğinden eminim. Bu furyaya daha sonra Ertem Şener de katıldı. Şener, bu yeniliği bir adım daha ileriye götürdü ve hem maçı anlatıp yorumlarken hem de futbolcunun ya da teknik direktörlerin ebelerine dedelerine kadar inmeye başladı. Tabi bu abartı zaman zaman "işin b.kunu çıkarmak" derecesine ulaştı ama yine de maçlardan önce bu bilgilerin hazırlanması sırasında verilen emeğe saygı göstermemek ayıp olacaktır. Aslında Ömer Üründül, Rıdvan Dilmen vs. gibi işin 4-4-3 ünde 3-5-2'sinde olup kafayı sayılarla ya da taktik bilgilerle sıyırmaktansa bu tip bilgilerin verilmesi insanın hem kafasını yormuyor, hem de stresli zamanlarda tebessümlere sebep olabiliyor izleyicinin yüzünde.
Bu iki önemli isimden bugün izlediğim Man. City-Chelsea maçında yorumcu olarak görev alan Ali Ece'ye gelmek istiyorum. Öncelikle şunu belirteyim ki bugün ilk defa Ali Ece'nin de katılımının olduğu bir maç izledim. Ece zaten duruşundan kıyafetlerine, konuşmasından ilgi alanlarına kadar bilinen futbol yorumcularından farklı bir alanda yer alıyor. Bu yorum olayında da son noktayı o koydu bana göre. Yorumcu dedim ama Ece maç boyunca oyun ile ilgili tek bir yorum bile yapmadı neredeyse. Olaya Mancini-Ancelotti'nin geçmişlerinden girdi, oradan City of Manchester Stadı'nın ve Man. City taraftarının geçmişteki görünümlerinden devam etti, yetmedi Premier Lig'in geçmiş oyuncuları ile bugün sahadaki oyuncuları karşılaştırdı, oradan menejerlik oyunlarına geçti; Football manager ve Championship manager oyunlarından bahsetti. Hatta bir ara kendisi de yaptığının farkına vardı ki gülerek "Oyun hakkında da hiç konuşmuyoruz ama oynuyorlar işte..." diyerek rahatlığını da gösterdi ve sahadaki muazzam mücadeleyi bir kalemde bitirdi. Yani anlayacağınız maç yorumcusu maç haricinde herşeyi anlattı. Sanki eleştiriyormuşum gibi gelmiştir ama tam tersi Ali Ece'nin bu şekilde yayına katılımına bayıldım. Çünkü gerçekten futbol tarihi bilgisi hakkında Türkiye'deki en iyi isimlerden biri O, belki de en iyisi ve hal buyken O'ndan başka birşey beklemek hata olurdu ve diğer yorumcular gibi taktik teknik olaylara girseydi, takımlara teknik direktörlük yapsaydı, bir oyuncuya 2 dakika önce sahanın en kötüsü derken gol atınca bunu yapacağı belliydi türünden yorumculara benzeseydi çok büyük hayal kırıklığına uğrayacaktım. İyi ki o toplara girmedi ya da teğet geçti de kendi kuvvetli olduğu yanı ortaya koydu Ali Ece. İnşallah O da televizyondan sanal menejerlik yapan diğer yorumculara benzemez.

Son olarak Digiturk'ün yeni yayın döneminde futbol programları bakımından çok çok zayıflamış olduğunu düşünsem de iki isim var ki bir nebze olsun maçlar haricinde verdiğim paranın karşılığını bana veriyorlar: Ali Ece ve Önder Açıkbaş.

20 Eylül 2010 Pazartesi

Olimpiyat Stadı Nadasa mı Bırakıldı?

Ligde 5. haftada;
Tarih: 26.09.2010 Maç: Galatasaray-İstanbul B.B.Spor Stad: Ali Sami Yen
Tarih: 27.09.2010 Maç: Kasımpaşa-Fenerbahçe Stad: Ali Sami Yen (Kasımpaşa Stadı'nda yenileme çalışmaları olduğu için.)

İstanbul B.B.Spor, Galatasaray ile maç yapacağı için Atatürk Olimpiyat Stadı müsait. TFF Birinci Ligde de aynı şekilde herhangi bir maç Olimpiyat Stadı'nda oynanmayacak. 27 Eylül'de biletix'ten kontrol ettiğim kadarıyla Olimpiyat Stadı'nda herhangi bir konser vs. de olmayacak. O zaman neden 27 Eylül'de oynanacak Kasımpaşa-Fenerbahçe maçı Atatürk Olimpiyat Stadı'nda oynanmıyor da bir gün önce maç yapılacak saha tekrar bu maça evsahipliği yapıyor? Büyüklükse büyüklük, saha zeminiyse o da mükemmel. O kadar para harcandı o stad için, ne var ki kimse oraya gitmek istemiyor. Galatasaraylı yöneticilerin de sağolsunlar bu konuda sesi soluğu çıkmıyor aman yeni stad bitsin de ne yaparlarsa yapsınlar mantığı ağır basıyor büyük ihtimalle. Kısacası ne olduysa, nasıl olduysa Kasımpaşa- Fenerbahçe maçı Olimpiyat Stadı bomboş dururken bir akşam önce maç yapılacak Ali Sami Yen'de oynanacak. Belki de Olimpiyat Stadı'nda kurtlarla ayılar maç yapacaklardır. Var bu işin içinde başka bir katakulle...

19 Eylül 2010 Pazar

Böyle Yaparsan Top Diye Seninle Oynarlar Sayın Çakır!

Amatör kümede olsa bile hayatının belirli bölümünde saha çimlerine ayağını basmış, az ya da çok bu işle ciddi anlamda uğraşmış olanlar bilirler ki, sahaya çıkıldığında hem rakip tartılırken hem de hakem tartılır. Takımdaki "kodaman" oyunculardan biri ya da birkaçı aleyhlerine karar verilmesine karşılık, kendileri de kararın doğru olduğunu bilmelerini rağmen itiraz ederler. Burada amaçlarından biri, hakemi daha sonra oluşabilecek benzer pozisyonlarda tesir altına almaktır. Ama asıl amaç, hakemi disiplin açısından tartmaktır, el-kol yaparlar, bağırırlar hatta biraz daha ileriye gidip yönetimlerini tiye alan veya sorgulayan küfüre varan laflar savururlardı. İşte hakem o noktada disiplinini ortaya koymazsa ya da futbolcuyu elle kolla okşaya okşaya "bak yavrum yapma" der gibi hareketleri olursa, lafları duyup gülümserse ederse işte o anda o hakem için maç hele bir de iddialı bir maçsa her geçen dakika içinden çıkılmaz dibi simsiyah bir kuyuya dönüşürdü. Hakem tam tersi bir tavır sergileyip çat çat sarıları çektiği anda o maçta anında sular durur, herkes hakemi etki altına almayı bırakıp adam gibi sadece oyun düşünmeye başlarlar.

Bunu niye diyorum? Bu akşam oynanan Fenerbahçe-Beşiktaş maçında hem Fenerbahçelisi hem de Beşiktaşlısı maçın hakemi Cüneyt Çakır'ın maç yönetiminin özellikle disiplin anlamında sıkıntılı olduğunu söyledi. Herkes tarafından İbrahim Üzülmez'in, Bilica'nın vs. itirazlarında hakemin kartlarında geç kaldığından dem vuruldu. Vuruldu ama işin başlangıcı olan kimsenin ağzında değil. Dakika daha 2 ya da 3; Emre Belözoğlu yaprtığı faulden sonra el, kol, laf, bağırış, çağırış ne varsa yaptı hakeme. Hakem ilk dakikalar diye belki işi idare etti ama sonraki belki beş altı pozisyonda aynı şekilde hareketlerine devam etti. Hakem olarak o anda o futbolcuyu cezalandırmazsan, susturamazsan, daha sonra sahadaki tüm futbolcular hakem tesir altına alınabilir diyerek hem topla oynarlar hem de top diye seninle oynamaya başlarlar ve Avrupa'da nice güzel maçlar yöneten ve yönetmeye devam eden hakem maskara olur çıkar maçtan. Ama işi idare edeyim, ne şiş yansın ne kebap modunda sana oynayan futbolcuya "ben seni top diye oynarım." diyemezsen böyle olmaya devam eder. Emre değil bu sadece, Kewell'da da mesela aynı olayı yapmaya çalıştığını sezinliyorum. Ama tabiki Emre ile Kewell'i bu anlamda aynı kefeye koymam kesinlikle mümkün değil.