Sayfalar

3 Eylül 2010 Cuma

Bir Misi mi Bize Herşeyi Unutturan...


Unuttum artık gülmeyi
Hatırlamıyorum en son ne zaman sevindiğimi
Aklıma hayel mayel gelen anılarda
Yüzüm böyle değildi

Ne güzel söylemiş şair. Galatasaray ve taraftarını çok güzel açıklıyor gerçekten.

Unutmak zaman zaman iyi ama bazen de unutmamak lazım bazı şeyleri. Nitekim, İki adam geldi, bir anda hava değişti. Hep böyle değil midir zaten? Bunu Fenerbahçe'de de gördük, Beşiktaş'ta da, Galatasaray'da da. Kaybedilenleri çok çabuk unutmak bizim işimiz zaten neleri mi unuttuk?
1. Haldun Üstünel'in yönetimden koparılışını unuttuk.
2. Adnan Sezgin'in kim olduğunu unuttuk.
3. İki sezondur yaşanılan başarısızlıkları unuttuk.
4. Tromso'dan sonra tarihimize bir utanç sayfası eklediğimizi unuttuk.
5. Yönetimin Rijkaard'ı bıktırma çabalarını unuttuk.
6. Misi haricindeki transferlerin bayağılığını unuttuk.
7. Keita gibi adamı takımda tutamama başarısızlığını unuttuk.
8. Orta sahadaki Avrupai üçlümüzü unuttuk.
9. Rijkaard'ın sistem oturtmadaki başarısızlığını unuttuk.
10. İki sezondur zevkle bir elin parmakları kadar maç seyredebildiğimizi unuttuk.
11. Elano'nun bitik olduğunu ve onu tekrar performe edecek bir yapının olmadığını unuttuk.

Unuttuk da unuttuk başladık şampiyonluk şarkılarına. Körü körüne taraftarlık mı yoksa bilinçli taraftarlık mı? Aradaki fark işte burada başlıyor. Desteklemek tabi sonuna kadar. Ama fark, sorgulamak olmalı bana göre. Sorgularken bir anda unuttuk herşeyi kendimizi dev aynasında görmeye başladık. Zayıf bir takımız hala daha. Bir oyuncunun gelmesiyle defans artık taş gibi mi olacak, bir Misi ile orta saha koşmaya top yapmaya mı başlayacak, forvette Baros sakatlanırsa ben mi geçeceğim oraya ya da Batdal ne kadar doldurabilecek onun boşluğunu. Zayıfız çok zayıf. Bu transferler tabiki bir hava getirecek hem takıma hem de taraftara. Sonuna kadar elbette destekleyeceğiz takımımızı ama yolun sonu görünüyor gibi geliyor bana.

1 yorum:

eeyore dedi ki...

ozhano

yazdıkların ülkenin klasik sorunu zaten. dün hararetle tartıştığımız bir şey için bir kaç gün sonra hiçbir şey yokmuş gibi davranabiliyoruz.

daha dün arda için muhteşem, kral, kaptan adam gibi adam diyenler bu satırlardan az sallamadılar kaptanlık ağır geldi, satıcı, çeteci diye çocuğa. bir iki hafta coşsun arda kim bilir neler yazacaklar yeniden.

böyle olacağı belliydi anlayacağın. ülkede sorunların üzerine sünger çekmenin yolu ağızlara çalınan bir parmak bal. o parmağın ağızlara gitmediğiyse aşikar.

ama yine de taraftarların yukarıda saydığın tüm maddeleri unutması ve beyaz bir sayfa açması da bir ihtiyaç. çünkü taraftar dediğinin kafasında böyle şeyler olunca tribünler maçın önemli bir anında saçma sapan işler yapıp takımı demoralize edebiliyor. bunu en çok da bizimkiler yapıyor.

polat'ın ntvdeki serzenişini dinlemeyen yoktur sanırım. başkan bile tribünlerin eskisi gibi olmadığının farkında. cehennem hikayeleri 90 yıllarda kaldı. bence birkaç yıl sonra avrupada galatasaray deplasmanı için ateşli taraftarları var dikkat edilmeli uyarısı falan yapılmayacak