Sayfalar

7 Nisan 2010 Çarşamba

Ayakta Kal!

Hiç bir zaman düşmeyeceksin. Devamlı ayakta kalacaksın. Kalacaksın ki arkanda senin yere kapaklanmanı bekleyen sırtlanlara umut vermeyeceksin. Düşersen ne mi olur? Spor yazarı görünümlü sırtlanların söylediklerini kaale alanların sayısı artar. Total futbol, kollektif oyun, oyuncu değil sistem söylemleri yerini istifa seslerine, kaosa, keşmekeşliğe bırakır. İstifayı geçtim üstüne bir haftada takımın başına 30 yeni t.d. getirilir. Üstüne takımın yarısı satılır pardon serbest bırakılır yerlerine sanki bedavaymış gibi yeni oyuncularla doldurulur.

İlginç bir yapıya bürünmeye başladık. Farkında mısınız her sezon gittikçe ezeli rakibimize benzemeye başlıyoruz. Yararlı transferler yerine isimli transferler yapıyor yönetim. Eskiden 11 içerisinde yerli oyuncularımız kalbini sahaya koyacak türden topçulardı ya da takımdaki ağabeyler tarafından o hale büründürülürdü yeni transferler. Yabancılar da onları tamamlıyorlardı. Artık Arda da dahil hiçbir yerli oyuncudan beklenti kalmadı. Yabancılardan ise takım sevgisi olgusuna inanmalarını beklemedim hiçbir zaman. En profesyoneli bile takım biraz kötü gidince hemen bavulunu toplamaya, huzursuzlanmaya başlar. Aslında sezon başında mutlu olmayan bir taraftar olmuş mudur teknik direktör ve oyuncu transferlerinden sonra? Bana göre hayır. En azından beklnetim, bu kadar aciz bir takım seyretmek değildi. Sakatlıklar takımın tabi ki belini büktü, sallanmasına neden oldu ama teknik direktör ya da yöneticinin hası burada ortaya çıkar. Bizim saha içinde Hasan Şaş, Hagi gibi psikopat, Suat, Emre, Okan, Tugay gibi çalışkan, terinin son damlasına kadar sahada koşan, effektif adamlara ihtiyacımız var ki zaten bunu bilmeyen de yok. Ama en önemlisi bizim bize benzemeyecek bir teknik direktöre ihtiyacımız var.

Hiç yorum yok: