Sayfalar

26 Şubat 2010 Cuma

Saldır Galaatasaray

Galatasaray 1-2 Atl. Madrid

Kendi stadında bile orta saha hakimiyetini eline alamıyosan ve rakibe bırakıyorsan yenmek hayal, beraberlik bir ihtimal. O da şansınla ya da kalecinin muhteşem performansıyla.

Kendi stadında bile rakibine kendi oyununu kabul ettiremiyorsan, oyunun hızını sen belirleyemiyorsan, neredeyse 8-1-1 oynuyorsan deplasmandan avantajlı bir skorla dönsen bile elenmeye şaşırmamalısın.

Takımda gerçek anlamda bir santraforun yoksa olmaz. Kendi liginde idare edersin ama Avrupa maçlarında adamın gözünün yaşına bakmazlar. Bu lafım Arda'nın kötü olduğu anlamına gelmesin. Adam mecburiyetten orada oynayınca maçlarda potansiyelinin çok çok altında kalıyor. Sola geçti mi kendine geliyor. Bakınız: gol.

Arda'nın boyu kaç? Defans oyuncularımız onu uzun paslarla beslemeye çalıştılar. Onu marke eden adamdan nasıl kurtulsun? Yine de kanatlara kaçarak orta sahaya yaklaşıp top alarak birşeyler yapmaya çalıştı. Bu oyun planı ile daha fazlası da beklenemezdi.

Rakibin yedek kalecisinin ne kadar etkisiz olduğunu hem ilk maçta yediği golde hem de ikinci maçta Elano'nun zayıf şutunda topu sektirmesiyle görmüşken, elinde uzak mesafeden sert ve isabetli şut atan tek oyuncu olarak Elano varken o niye çıkar? (Sakatlanmış haberlere göre, yeter artık.)

Maçta Elano'nun yerine oyuna girmesi düşünülen ilk oyuncu Ayhan mıdır? Bence hayır. Sözde amaçlanan Ayhan'ın defans ile orta saha arasındaki bağlantıyı kurması ve orta sahada kazanılan topları sağa sola servis etmesi. Ama Ayhan artık eski Ayhan değil. Ayakta kalmakta sıkıntı çekiyor. Çok kolay top kaybediyor ve oynadığı mevki top kaybının sıkıntılar yaşatacağı en önemli bölgelerden biri.

Caner'in aklı penaltı pozisyonunda kaldı ve 3 dakikada 2 sarı ile oyundışı kaldı. Bu gecenin amatörlük timsaliydi.

Servet onca oyuncu varken sahanın çıkana kadar en verimsiz oyuncusu olan Agüero'nun ağzına kramponu sokması sonrasında inşallah çıkmaz dedim ama olmadı. O kramponu Forlan'ın da ağzına sokmasını bekledim ama o da olmadı.

Neill- Servet ikilisi birbirleriyle yine hiç anlaşamadılar çünkü Servet Neill'i dinlemiyor, Neill eliyle çık işareti yapıyor, o kafasını başka yana çeviriyor, bildiğini okuyor. Herşeyi çok iyi biliyor ya.

Taraftar sanırım sahada maçı 0-0'a bağlamayı amaçlayan bir oyun görünce hayal kırıklığına uğradı ve sadece Galatasaray'ın golü gelince biraz hareketlendi. Onun dışında taraftarda da sahadakileri ateşleyecek bir hareketlilik yoktu. Bari " saldır Galaaatasaray" deslerdi. Belki sahadaki oyuncular birşeyler anlarlardı.

Tüm bunları demişken son dakikalardaki tartışmalı demeyeceğim, kabak gibi tartışmasız pozisyonda penaltı kararı verilseydi, gol olsaydı, maç 2-1 bitseydi sadece tek bir cümle yazacaktım:" Biz bu kadar sıkıcı, mahkum ve yüreğimiz ağzımızda iki maç sonucunda Atl. Madrid'i eledik ya kesinlikle bu kupada yarı final ya da final görürüz."

Şimdi Rijkaard'a da birşey diyemiyor insan. Elindekilerle atak futbolu oynasa tam bir intihar olurdu, ama bu kadar da mahkum olunmaz ki. Sanki çok muhteşem savunma yapabilen bir ekibizmiş gibi. Resmen 7-8 oyuncuyla alan savunması yaptık ve maç boyu hiç çıkmadılar.

Sonuç olarak iki maçı da kesinlikle haketmedik, İspanya'daki maçı şansımızla berabere bitirdik, bu sefer de o şansımız yüzümüze gülecekti ki hakem faktörü ortaya çıktı. Döndük yine kendi ligimize. Buyrun yiyelim birbirimizi. Gücümüz anca birbirimize yetiyor zaten.

Hiç yorum yok: