Sayfalar

12 Aralık 2009 Cumartesi

Yorumsuz

According to Fenerbahce manager Christoph Daum, players Colin Kazim-Richards (pictured above, right, very happy), Vederson (above, left, also very happy), Fabio Bilica and Santos “organized ’sex-marathons’ in a hotel in Istanbul.”

From Goal:
“Sadly, I have to confirm that the rumours are true. I’m absolutely shocked to find out that these kinds of things are happening. I never expected Fenerbahce players to get involved in something like this,” said Daum to German newspaper Bild.

Daum opted to visit the hotel where the ’sex-marathons’ allegedly took place to discuss the situation with hotel personnel and came to the conclusion that the aforementioned players were indeed involved in the scandal.

That must have been a fun investigation…

Daum: Yeah, hi, um this might be a weird question, but…have my players been having marathon bang sessions in your hotel?
Hotel Employee: Yes. They bang here quite often.
Daum: Great, thanks a bunch.

Anyway, Daum has transfer listed all four players, which kind of doesn’t make sense, because if these guys are having marathon sex sessions they must be pretty fit. I’m not so sure you’d want to lose that.

Ne bileyim kendi aramızda birbirimize sallarız ederiz eyvallah ta dışarıdan olunca nedense kanıma dokundu.

Kaynak

11 Aralık 2009 Cuma

Keita-Elano-Kewell Geldi; Sıra Sende Arda...


Antalyaspor 2-3 Galatasaray
Maçtan önce günlerdir Antalyaspor'un teknik direktörü Mehmet Özdilek'in kendine müthiş güvenen açıklamaları, üstüne 4-5 maçtır Antalya'da Antalyaspor'a karşı üstünlük sağlayamamış olmak, eksiklikler, formsuzluklar ve özgüven eksikliği. Tüm bunları üstüste koyunca ilk yirmi dakikada maç 2-0 Antalyaspor lehine geldi.

Halbuki maça o kadar da kötü kötü başlamadı Galatasaray. Hatta çok da iyi başladı denebilir. 5. dakikada "takım çok iyi başladı devam..." dedim ama içimde nedense sıkıntı vardı çünkü herşeyden önce kalede Franco onun önünde formsuz bir defans dörtlüsü vardı. İşte iyi başladı lafından sonra maaşallah demeyi, dilimizi ısırmayı unuttuk olan oldu 1. gol geldi. Ama böyle de gol yenmez ki. Evet Antalyaspor bu sezon ligde en çok kafa golü atan takım olabilir, evet buna karşı ekstra bazı uygulamalara girişilebilir ama Galatasaray gibi birbiri ile uyumsuz 4 tane adamın olduğu defans ile yapılacak en son uygulama ofsayt tuzağıdır. Hadi birini yedin eyvallah bari aklını başını al da ikincisinde akıllı ol adam adama markaja geç. Yok tutturdular bir ofsayt tuzağı 2. golü de aynı şekilde yediler. Karbon kağıdında elde edilmiş gibi atılmış iki gol. Bu uygulamayı yaptıranın Rijkaard olduğuna inanmıyorum ya da inanmak istemiyorum. Çünkü eğer bunu Rijkaard uygulattıysa oyuncularını halen daha tanımıyor demektir. İkinci gol de gelince film tamamen koptu zannetti Antalyasporlu oyuncular, teknik ekipleri ve taraftarı.

Halbuki Galatasaray'ın eğer orta sahada oyunu sırtlayabilecek bir tanecik oyuncusu olursa neler olabileceği ligin ilk haftalarında çok güzel gösterilmişti. Hele şükür Elano çıktı sahneye. Hele şükür diyorum çünkü Elano'nun ceza sahasının içine girdiği ya da etrafında dolandığı her pozisyona yarım gol diyorum ben. Bu maçta da tam düşündüğüm ya da istediğim veya beklediğim pozisyonda oynadı. Fizik gücü de son iki maçta diğer maçlara göre çok çok iyiydi. Bununla birlikte 2-0 dan sonra maçın içine Kewell ve Keita'nın da girmesiyle bende seyir defterine yazılacak yazının sonu değişebilecek hissi uyandı. Tek düşüncem eğer ilk yarıda bir gol bulunabilirse ve Antalyasporlu futbolcular skoru koruma hissiyle geriye çekilirse maçın çevrileceği, en azından beraberliğin sağlanabileceğiydi ki maç tam bu şekilde gelişti.

İlk golde Harry çaktı olmadı, top kaleye girmeyeceğim diye inat etti ancak ne var ki Keita hay senin gibi topa diyip kalenin içine kadar soktu topu. Bu arada Keita'nın hakkını vermeden geçmeyeceğim. Maçın en iyisiydi, dönüştürücüsüydü, katalizörüydü. Oynayası vardı, dağıttı kendi tarafını. Karşısına bir adam koydu rakip heyet, hadi ordan dedi; yetmedi iki adam koydular, bu kadar mı der gibi bir havadaydı. Kısacası hem ben buyum dedi hem de Rijkaard'a da mesajını attı.

Maç 2-1 olduktan sonra ilk yarının bitmesine uzun denebilecek bir süre vardı ancak Galatasaray tempoyu yükseltemedi. Burada Arda'ya bir kaç kelam etmek lazım. Kaptanımız, seviyoruz ama günden güne daha da yavaş oynamaya başladı. Topu ayağını alıyor, bekliyor, sanki rakip defans bir yerine geçsin bizim oyunculara karşı pozisyonlarını alsınlar ondan sonra der gibiydi, artı zaman zaman anlamsız çalımlar yapmaya çalışıyor. Olmuyor, ileriye dönük oynayanlar arasında en sırıtan oyuncu. He kötü mü oynuyor, bir işe yaramıyor mu? Buna da hayır derim ama beklentilerin çok çok altında. Aslında bu eleştirileri yapmam da haksız geliyor. Neden mi hangi futbolcu var ki hep üst düzeyde olsun? Sezona diğer oyunculardan bir ay öncesinden başlayan bir oyuncu zirveye belli bir sürede ulaşır ve sonra düşemeye başlar. Arda'da da şu anda o düşüş var kanımca.

İlk yarı bittiğinde tek düşüncem ikinci yarının ilk 3-5 dakikalık bölümünün ne olacağı idi ki maç başladı Antalyasporlu oyuncular Galatasaraylıları geride karşılamaya başladılar gol kesin gelir dedim ama yiyebileceğimiz de aşikardı ki Galatasaray'ın ikinci golünden önce Antalyaspor'un kaçırdığı pozisyon döndü, Elano'dan işte sen busun dedirtecek gol geldi. Hem o kendine geldi hem de Galatasaraylıları kendine getirdi.

Diğer yandan Keitacan bu akşam çok iyi bir örnek oldu kendini en küçük bir darbede tutmada çekmede bırakanlara. Bazen bireysel direnç bile maçı kendi ekibine kazandırır. Keita'yı çektiler düşmedi tuttular düşmedi olmadı adam sırtına çıkmaya çalıştı devam etti Harry'ye güzel bir pas verdi Harry de gerekeni yaptı. Maç 3-2 oldu ama maçın bu şekilde biteceği de muallaktaydı, daha gol olacağı gibi bir oyun vardı. Antalyaspor golü bulabilirdi, Galatasaray farkı açabilirdi ama ikisi de olmadı maç bu skorla bitti.

Şimdi gelelim iki oyuncuya: Sedat Ağçay ve Yalçın Ayhan. Maç içinde iyi oynasınlar gol atsınlar coşsunlar coştursunlar eyvallah. Ama terbiyesiz ve sportmenliğe yakışmayacak bir şekilde hem hakemin hem de Galatasaraylı oyuncuların üzerine oynanmaz. Nasıl bir kuyruk acısıysa kendilerindeki her Galatasaray maçında hangi takımda olurlarsa olsunlar çirkinliklerle görüntülerde oluyorlar. Zaten ikisine hakem de dayanamadı belli bir müddet sonra kartlarını aldılar, rahatladılar. Biri Keita'yı diğeri de Kewell'ı sürekli tekmelerle durdurmaya çalıştı. Ama Allah büyük ki tutmaya çalıştıkları iki oyuncu bu gecenin parlayan yıldızlarıydı.

Zaten son maçlarda Kewell'a yapılan acayip sertlikler var. Hakemler de çoğu zaman bu sertliklere de göz yumuyor ya da göremiyorlar. Helal olsun o mülayim insanı da çıldırttılar en sonunda. Yazıya Cenky'nin teklifi ile son vereyim:

Kewell bu takıma başkan da olsun, t.d. de olsun, futbolcu da olsun, herşey olsun. O kadar ağır ve efendi ki Başkan desen sırıtmaz, takımını saha içinde yönetme eğilimini bu sezon daha çok gösteriyor ki teknik direktör olarak kenara koy sırıtmaz, sahanın içine girince ise öpüyorum onun alnından ne alnı her yanından :)))))

Evet maçı kazandık ama hiç pembe tabloya gerek yok. Geçen haftaki maçtan farklı bir şey yok. İki yüzlü bir Galatasaray var halen daha. Orta sahanın ileriye dönük kısmına geçince herşey güllük gülistanlık Avrupai bir takım, tam ters yönü düşününce çatladıkapıspor kadar gücü olmayan bir takım. Yani kısacası sıkıntılar hala devam ediyor. Kewell, Arda, Keita, Elano'nun birbirlerine bağlantılarını kesen her takıma karşı Galatasaray zorlanır ki bu akşam torbadan beklenmeyen bir isim çıktı, o da Elano'ydu. Çıktı bir daha da girmez inşallah...

10 Aralık 2009 Perşembe

Ahhhh ah Sinan Bolat!

Şahsi olarak hayatla ilgili çok sıkıntılar çektiğimiz şu zamanlarda yüzümüzü güldürdü bu adam. Bilmiyorum nedendir ama inanıyordum bu adama, çok defa destekledim, iyi olduğunu söyledim. Şampiyonlar Liginde gol attığı için değil bu dediklerim, takımını çok maçta kurtardığı ve hala daha kurtarmaya devam ettiği için... (Alttaki resimdekinin kulağı çınlasın!)
Sinan İle İlgili Önceki Yazılar:
1
2
Bunları şimdi okuyunca yüzümün kara çıkmamasından dolayı memnun oluyorum...
p.s. Yakında bu arkadaş da hem Galatasaray hem de Fenerbahçe'ye hafta hafta sırayla transfer haberi yazılan futbolcular listesine eklenecektir. Tersini düşünen var mı?
p.p.s Galatasaray yönetimi Sinan'ı Türkiye'ye getirsin, biraz bizim Leo'yla sürtünsünler. (Daha önce yazılan bir yazı sebebiyle bir açıklama yapmam gerekir: Yukarıdaki cümlede sürtünme kelimesi yeteneklerin bulaşması anlamında kullanılmıştır ve mecazi bir anlam taşımaktadır. Aklımızdan zorumuz mu var anladık tabi demeyin, bunu da yaşadık biz.)