Sayfalar

6 Ekim 2009 Salı

Kazanırken İyiydi de Kaybedince mi Kötü Oldu?

Ne zamanki temkinli seyrimden çıkıp "ben de gaza gelmeye başlıyorum artık yavaş yavaş" dedim; ne olduysa ondan sonra oldu. Eskişehir ve Sturm Graz beraberlikleri sonrası gelen Ankaragücü hezimeti şapkamızı önümüze koymamızı sağladı. 6 maçlık galibiyet serisinde zaman zaman iyi oyunların semeresi ile bazen de usta ayakların bitiriciliği ile maçlarımızı kazanmıştık, ligde 18 puan, Avrupa'da da yenilmeden yolumuza devam ediyorduk. Ancak göz ardı ettiğim bir şey vardı ki Galatasaray'ın rakibi yenebilmesi için ya ilk 30 dakikalık periyotta goller bulması ya da rakip orta sahası ve forveti bizim defansif oyunculara pres yaparken topu olumlu bir şekilde oyuna sokabilecek adamların varlığıydı.
Bunlardan ikinci olanını Sarp ve Ayhan'ın sakatlanmadan önceki dönemimizde çok iyi gerçekleşmişti. Barış'ın oyundan alındığı bir maç sonrası kendisine elini uzatan Rijkaard'a karşılık vermemesi onun bir süre taca çıkmasına neden oldu ve bu durum halen daha devam ediyor. Meydana gelebilecek bir sakatlıkta iki alternatif vardı: Topal ve Elano. Biri uzun bir sakatlık dönemi sebebiyle diğeri de daha yanyana oynadığı arkadaşlarını yeterince tanımadığı için uyum sorunu yaşıyor gözüküyorlar. Oynadıkları bölgede yapacakları top kayıpları rakip hücum hattını doğrudan defansımız ile karşı karşıya bırakacaktı ve onlar da yaptıkları bol pas hataları ve rakip orta sahasına eskortluk etme ya da yalancı pres ile baskı altına alamama nedenlerinden dolayı rakip hücuma çıktığında doğrudan defansımız ile karşılaşıyorlar ki son maçta Ankaragücü'nden yenilen son golde Ayhan'ın kaptırdığı bir top kontraatakla kalemizde gol olarak son buldu.

Birinci kısıma gelirsek yani ilk 30 dakikada rakibe hücumsal anlamda çok iyi baskı uygulayıp onları defanslarından çıkarmadan ve kendi defansımızı orta sahaya kadar çekerek ofans ile defans arasındaki mesafeyi en azda tutarak minimum 2 gol bulup rakibi sürklase etme olayını beraberlik ve yenilginin geldiği dönemden önceki 1-2 maçta gerçekleştiremedik ki o maçlardaki uyarı emarelerinin arkasından puan kayıpları geldi. Tabi eğer böyle bir düşünce ile sahaya çıkacaksak defansif orta sahaların oyunun iki yönünü de çok iyi oynaması gerekiyor. Kazandığımız maçlara bakacak olursak hepsinde ya Mustafa Sarp'ın ya da Ayhan Akman'ın ekstra birşeyler yaptığını görmüşüzdür.
Puan kayıpları yaşamamızın nedenlerinden biri de sezonun başlarında rakip kaleye yaptığımız akınları golle sonuçlandırma yüzdemiz çok yüksek olmasıydı. Milan olsun Nonda olsun gerçekten çok iyi denebilecek bir yüzde ile oynuyorlardı. Eskişehir, Ankaragücü ve Sturm Graz maçlarında Milan ve Nonda çok net pozisyonları golle sonuçlandıramadılar. Sonuçlandırmadılar deyince bu orada kalmadı. Takım olarak sezon başında görülmeyen bir olay gerçekleşti. Goller kaçtıkça bütün oyuncular bir anda yıkıldılar sanki maç kaybedilmiş gibi. Maç kaybedilebilir puan kaybedilebilir ama bu olay hepsinden farklı ve bir takım için çok tehlikeli ki bu yüzden Rijkaard "Hep beraber yeniyoruz hep beraber yeniliyoruz" dedi. Golü kaçıran Nonda ya da Baros ya da bir başkası; ama etkisi Leo'dan doğru tüm takıma yayılıyor, gerginlik artıyor hele ki en önemli rakibinin kayıpsız ilerlediği bir dönemde o sinir iki kat üç kat daha fazla artıyor.
İlginç olan bir husus da takımın şut atma özürlü olması. İlla ki kalenin içine kadar girmeye çalışma çabası. Özellikle Arda o bölgelerde rakibi geçip şut atma olanağına sahip olduğu nice pozisyonda tercihini hep ara pasları ya da duvar paslarından yana kullanması zaman zaman işe yarasa da çoğu zaman etten duvar olan rakip defansın arasında akının erimesine yol açmıştır. Bunun yerine ceza sahası dışından yapılabilecek şutlar rakip kalede golle de sonuçlanabilir, kaleciden dönen toplarda da rakip kalede tehlikeler yaratılabilir. Ancak ne var ki bunu takımda düşünen tek oyuncu Harry Kewell biraz da Mehmet Topal. Arda'nın en eksi yönü zaten şutlarının etkisizliği. Onun üzerine biraz daha eğilmesi lazım geliyor bana göre. Tabi bu arada atılan şutlardaki isabet oranı da önemli. Sabri de şut atmaya eğilimli bir oyuncu ama isabet oranına gelince sınıfta kalanların en baş sırasında.

Tüm bunlardan sonra Eskişehir maçında, Sturm Graz ya da yenildiğimiz Ankaragücü maçlarında Galatasaray çok mu kötü oynadı? Kesinlikle buna katılmam. Diğer oynadığımız maçlardaki oyun kalitesi ile bu maçlar arasında en fazla +-%5 oynar. Ama olan sadece bulunan pozisyonların golle sonuçlandırılamaması. Rakibi zaten en fazla dağıtacak olay bir gol bulmak. O da ne kadar geç kalırsa sen o kadar sinirlenirsin, beynin ayaklarına hükmedemez olur; rakip de o kadar hırslanır, kendine güvenerek oynamaya hatta biz bu takımı yenebiliriz demeye başlar. İşte onu dedirtiyorsan sıkıntı var demektir. Dedirtmemek için de pozisyonları gole çevirme yüzdeni artırmalısın. Kalenin bir adım önünden topu üst direğe nişanlamamalısın ya da kaleye 2-3 metre mesafeden şut atacakken ıskalamamalısın topu. Bunlar hep gol bulamamanın ve onun akabinde gelen konsantrasyon eksikliği neden olduğu hatalar.

Bu takım oyun olarak kötü olsa ya da pozisyona giremese umutsuz bir vaka diyeceğim açıkçası ama takımın puan kaybettiği maçlarda bile en az 2-3 %100'e yakın gol pozisyonu buldu. Bunlar daha önceki karşılaşmalarda olduğu gibi golle sonuçlandırılabilse bugün başka şeyler konuşulacaktı. Ancak birileri! ortaya çıktı hemen, çıkardılar savaş levazımatlarını; sözüm onlara: Kesinlikle elinizi korkak alıştırmayın, topla tüfekle en ağır silahlarınızla gelin üzerimize fıs gelir tırıs gidersiniz. Bu takım önündeki 3-4 maçı kazansın yine başlarsınız aslan kaplan demeye; milletin lafıyla ne aslan kaplan oluruz ne de yerin dibine gireriz.

4 yorum:

Maximus dedi ki...

aman hocam boş bırakmayın blogu:))

Bende size katılıyorum bu konuda diğer maçlarla bu maçlar arasındaki farkın gollerin sonuçlandırılamaması ve ayrıca takımların galatasarayın zayıf noktası olan defans üzerine daha çok gitmesi.

diegoluganooo dedi ki...

Defansınız zayıf, orta sahanız ofansif anlamda iyi oyunculardan kurulu ama defansif olarak delik deşik bir hale gelebiliyor. Forvet hattınız ise ballı. Ama her zaman şans faktörü yanınızda olmaz ki olmadı. Sizin göremediğiniz şu: Fenerbahçe bu sezon ligde kötü denebilecek oyunlarla bile 3 puanı aldı. Düşünün ki bir de iyi oynadığı zaman, bakınız Gençler maçı, nasıl olacaktıyı göremediniz. Siz ise iyi oynadığınızı iddia ederken bile zorlanarak maç kazanıyordunuz ki lastik elbet bir yerde patlayacaktı. Lastik son 1-2 hafta içinde 2-3 yerden delindi. Kısacası takke düştü kel göründü.

Adsız dedi ki...

Arda var ya işte. Kurtarsın sizi. Alex kaç yıldır bu ligde, kaçıncı şampiyonluk onun sayesinde kazandığımız, bu adam kadar pohpohlanmadı medyada. Ama gerçekler acıdır ama o gerçeklikten burada bahsetmemişsin. Arda iyidir hoştur ama abartıldıkça olmadığı şeyler olduğunu zannetti. Neyse sizi zorlayacak kimse yok büyük ihtimalle lig sonunda 2. olursunuz. Gerçi Bursa'yı yabana atmamak lazım ama :D.

ozhano dedi ki...

@maximus
Biri Kapadokyalardaydı, biri hasta olduğu için canı istemiyordu, biri ise işten güçten başını kaldıramıyordu. Doğal olarak bir süre boş geçti buralar ama eksiklik olarak görülüyorsak ne mutlu bize teşekkürler.

@diegolugano
Kendince rakibini analiz etmişsin. Doğrudur ya da yanlıştır senin fikrin birşey demem ama sen de bir noktaya dikkat etmemişsin ki ben bu yazıda bir karşılaştırma yapmadım. Sadece Galatasaray ile ilgili kendimce birşeyler yazdım. Yani gözden kaçırdığım bir nokta varsa o da Galatasaray'ın eksiklikleri ile ilgili olmalıydı.

@adsız
Sen Alex'in ile mutlusun ya daha ne? Arda ile uğraşmana ne gerek var. Ti'ye almışsın belki de haklısın ama dereyi görmeden paçaları sıvama. Biz sıvadık bak neler oldu. Keser döner sap döner gün gelir hesap döner. Dönerse yine buralara bekleriz. Belki o zaman adını yazarsın yorumunun altına da anonimlikten kurtulur yorumun...